Dev bir sinema pazarı

Her türden filme açık dev bir sinema pazarı olan Toronto Film Festivali, 6-15 Eylül tarihlerinde 26. yaşını kutladı. Ancak, 11 Eylül günü ABD'yi sarsan korkunç olaylar, festivali de bir gün boyunca duraksatıyor, beyazperdeler karanlıkta kalıyordu.
Haber: MEHMET BASUTÇU / Arşivi

TORONTO - Her türden filme açık dev bir sinema pazarı olan Toronto Film Festivali, 6-15 Eylül tarihlerinde 26. yaşını kutladı. Ancak, 11 Eylül günü ABD'yi sarsan korkunç olaylar, festivali de bir gün boyunca duraksatıyor, beyazperdeler karanlıkta kalıyordu.
Gerçekler, Hollywood yapımlarında sergilenen geniş hayal gücünü bir anda aşmış; televizyon ekranları korku filmlerinden daha ürkütücü canlı görüntülerle doluvermişti.
İlk şok atlatıldıktan sonra, film gösterilerine ertesi sabah yeniden başlanacağı, ancak kokteyl ve davet gibi sosyal etkinliklerin tümden iptal edildiği açıklanıyordu.
Bütçesi 8 milyon Kanada Doları olan, yaklaşık 300 bin bilet satan bir etkinliği yarıda kesmek kuşkusuz kolay değildi. Festival yönetimi, listesi sayfalar tutan sponsorların görüşlerini aldıktan sonra bu kararı veriyordu. Parasal kayıpların en aza indirilmesi gerekmekteydi. Ayrıca, yaşam her şeye karşın sürmeliydi. Sinema da bu yaşamın bir parçasıydı.
Kuzey Amerika'nın gururu
Kuzey Amerika'nın en büyük etkinliği olmaktan gurur duyan Toronto Festivali, sinema sanatıyla sinema endüstrisi arasında sağlam bir denge kurmuş durumda. Bu yıl, 249 uzun, 77 de kısa filmden oluşan kalın katalogta, sanat sinemasının öncü örneklerinden ticari Amerikan sinemasının parlak ürünlerine dek her türden film yer alıyordu.
Toronto perdelerini açtıktan iki gün sonra son bulan Venedik Festivali'ne seçilen filmlerin yarısından çoğuyine Toronto'daydı. Venedik'e gidemeyenler, La Mostra'nın, özellikle ilk sırası şaşkınlık yaratan ödül listesindeki filmleri burada izlediler. Mira Nair'in 'Muson Düğünü' ile aldığı Altın Aslan'ı hak edemeyecek kadar yüzeysel, sıradan bir film imzaladığı, Toronto'da da dile getirildi.
Besbelli ki, Nanni Moretti başkanlığındaki Venedik jürisi, Avusturyalı Ulrich Seidl'in Jüri Büyük Ödülü'yle yetinmek zorunda kalan çarpıcı ve kışkırtıcı yapıtı 'Boğucu Sıcak'a Altın Aslan vermekten kaçınmıştı. Torontolu sinemaseverler, 'Boğucu Sıcak' yanında, Seidl'in daha önce gerçekleştirdiği üç belgesel filmi de izleyerek Avusturyalı yönetmeni daha yakından tanıma olanağı buluyorlardı. Ayrıca, Babek Peyami, Laurent Cantet, Amos Gitai, Kim Ki-Duk, Goran Paskalyevic, Eric Rohmer ve Andre Techine de, ilk kez Venedik'te sunulan filmleriyle Toronto'daydılar...
Popüler bir etkinlik
Anthony Hopkins, Glenn Close, Denzel Washington, Kristin Scott Thomas, Jeremy Irons, Mick Jagger, Hervey Keitel, Sissy Spacek ve daha bir dizi ünlü yıldızın boy gösterdiği bu popüler etkinliğin
ana motoru olan Amerikan sinemasının festivale egemen olduğunu düşünmek yanlış olur. Gösterilen filmler arasında, İngilizce dışındaki dillerde çekilmiş olan ve Asya, Avrupa, Afrika ya da Güney Amerika ülkeleri sinemaları örneklerinin oranı yüzde 58'di.
Ömer Kavur, Derviş Zaim, Yeşim Ustaoğlu ve Nuri Bilge Ceylan, 1990'lı yıllarda Türk sinemasına az da olsa yer veren Toronto'nun eski konukları arasındaydılar. Bu güz, Toronto yolculuğunu iki yıl önce de yapmış olan Ferzan Özpetek'in son filmi 'Cahil Periler' (Le Fate Ignoranti) İtalyan bayrağı altında sunulmaktaydı. 'Hamam' ve 'Harem Suare'den sonra daha hafif bir sosyal güldürü gerçekleştiren Özpetek, bu kez filmin ana teması olan esçinselliği rahat bir yaklaşımla işlemiş. Salonu dolduran izleyicileri bol bol güldüren, sonuçta alkışlarla karşılanan film, duyarlı senaryosuna, oyuncuların başarılı yorumlarına ve içten sinema diline karşın, bu türün televizyon dizilerine özgü biçemini aşma çabalarında yeterince başarılı olamamış bir deneme...
Temelinde çokseslilik var
Temelinde çokseslilik yatan Toronto Festivali'nin en önemli özelliği, programının farklı sinemasal duyarlıklara sahip yedi seçici tarafından özgürce oluşturuluyor olması. Böylece, bir yılın en ilginç filmlerini her güz Toronto'da izlemek olanağı doğuyor. Yaşamına 'Festivallerin Festivali' sloganıyla başlayan Toronto, temelde ödülsüz bir festival.
Kanada filmlerine ayrılmış ulusal yarışma
dışında, 10 yıldan bu yana verilen başka bir
ödül, Uluslararası Sinema Yazarları Federasyonu (FIPRESCI) jürisi tarafından belirleniyor. Bu yıl, dört üyeli FIPRESCI jürisinin başkanlığını Türkiye'de sinema eleştirmenliğini kurumlaştıran Atilla Dorsay yapıyordu.
Daha önce hiçbir festivalde gösterilmemiş 18 yapıtın aday olduğu FIPRESCI Ödülü, Yamina Benguigui'nin bir Fransız yapımı olan ilk uzun filmi 'İnşallah Pazar'a (Inch'Allah Dimanche) verildi. Jüri, ayrıca, genç Alman yönetmen Valeska Grisebach'in 'Yıldızım Ol' (Be My Star) adlı filmini mansiyona değer buldu.