Dikkat 'Şeytan çıkarma' filmidir!

Dikkat 'Şeytan çıkarma' filmidir!
Dikkat 'Şeytan çıkarma' filmidir!
Yarın hafta vizyona girecek 'Azazil: Düğüm', 1973'te çekilen 'The Exorcist'e saygı duruşu niteliğinde. Taraf'tan İzge Ege'ye konuşan filmin yönetmeni Özgür Bakar, "Hikâyemiz, bu toprakların kültüründen doğan korkuları anlatıyor" diyor. Haberi Yazdır Dikkat bu bir "Şeytan çıkarma" filmidir...

ABD yapımı The Exorcist, 1973’te vizyona girdiğinde kendine, tüm dünyada hatırı sayılır bir izleyici kitlesi bulmuştu. Hatta usta yönetmen Metin Erksan, yapımın, Şeytan adlı sevilen bir uyarlamasını çekmişti. Korku sinemasına yeni bir alt dal oluşturan filme, şimdi Türkiye sinemasından yeni bir selam var... 29 Ağustos’ta gösterime girecek Azazil: Düğüm‘ün yönetmeni Özgür Bakar’la, yapımı ve Türkiye’deki korku sinemasını konuştuk...

İLK TERS AYAKLAR
Filmden önce daha önce çekilmiş Exorcist/Şeytan uyarlamalarını izlediğinizi söylediniz, Metin Erksan’ın uyarlamasından sonra sizin filminiz Azazil: Düğüm nasıl bir yerde duruyor, bir re-make diyebilir miyiz?
Re- make tamamen Metin hocanın yaptığı, kendisi Türkiye’nin en büyük yönetmenlerinden biriydi. Hatıralarından okuduğum kadarıyla Amerika’daki filmin ekibinde çalışan insanlar özellikle gelip kendisini tebrik etmiş. O sahne sahne tüm filmi re-make yaptı, tamamı türk kültürüne bir uyarlamaydı. Benimki ise bir Exorcism/Şeytan Çıkarma filmi.
 
Korku filmlerindeki klişelerden uzak duran bir sinema tarzınız var. Sesler çok ön planda mesela... Bu alanda bir yenilik ortaya koyduğunuzu düşünüyor musunuz?
Türkiye sinemasındaki ilk “ters ayakları” ben yaptım. Cin hikâyelerinde çok önemli bir mittir; ters duran ayaklardan bahsedilir ama bu, beyazperdede hiç görselliğe kavuşmadı. Bu kadar cin filmi yapılıp, hiç ters ayak yapılmaması çok enteresan ve ben bir şeytan çıkarma filmi yaparken hayata geçirdim bunu. Elimden geldiği kadar kalıplara bağlı kalmamaya çalıştım. İlk filmimden beri her şeyden önce bir “sinema filmi” yapmaya çalışıyorum, senaryo matematiğine ve seyircinin belirli kodlara alışkın olduğuna inanıyorum. Ben biraz da risk alıyorum çünkü seyirci korku filminde hikâye izlemeye pek alışkın değil. Komedi filmine gülmeye, korku filminde korkmaya odaklanıyor seyirci. Fakat ben karakteri olan, karakterin değişimini de odağına alan bir film yapmak istedim.

Daha önce de korku filmi çektiniz. Peki, ünlü metafizik uzmanı Salih Memişoğlu ile çalışmaya nasıl karar verdiniz? O mu size geldi?Önceki filmimde zaten kendisinden tavsiyeler alıyorduk. Bu ülkede Salih Memişoğlu’na çıkan kapılar var. Bize ilk film Ammar‘da çok destek olmuştu, kendisiyle beraber bir film yapma fikri de o zaman doğdu. Ammar‘ın çekimleri bitince “Hadi gel beraber film çekiyoruz” dedi. Salih hoca bu işlerle uğraşıyor. Hatta YouTube’a videolar bile var... Ondan etkilendik ama tabii ki bu bir film ve biz görselliği düşünerek bazı şeyleri uçurduk, abarttık, eski filmlere selam yolladık...


TELKİN İYİ BİR TEDAVİDİR
Filmde din ile bilim arasındaki çatışma bir yerden sonra uzlaşıya dönüyor. Sizi, buna vurgu yapmaya iten neydi?Böyle itiraflar yapmak çok zordur ama şöyle diyeyim: Metafiziğin fantastik bir şey olduğunu düşünmüyorum. Telkin yönteminin etkili bir tedavi olduğu fikrindeyim. Bu konuda fazla eleştiri almamak için biraz dikkatli davrandığımı kabul ediyorum. Hollywood sinemasında bizim kadar titiz davrandıklarını da düşünmüyorum, üstelik çekilmiş “Exorcism/ Şeytan çıkarma” filmlerine bakınca oradaki doktor, “Alın bunu, bir rahibe götürün” diyebiliyor fakat ben bunu doktora söyletmedim. Doktorun dilinin ucuna kadar geldi, söylemek istiyor ama söyleyemiyor. “Bunu bir hocaya götürün” diyecek ama diyemiyor...
Metafizik konuları şu anda çözememiş olmamız, çözemeyeceğimiz anlamına gelmez. Metafizik fantastik demek değildir. Bir takım insanlar, rahatlatıcı güçlere sahip olabiliyor. Biz sadece bunun nasıl resmedileceğine karar verdik ve Anadolu kültüründen faydalanarak filme bu tarz öğeler yerleştirdik ve “Türk işi” korku filmi yaptık.


Kendi kültürüne dair hikâyeleri izlemek, Türkiye seyircisini memnun ediyor mu?
Sinemanın, güdüleri harekete geçirme sanatı olduğunu düşünüyorum. Senaryomuzun matematiğini evrensel anlamda kuruyoruz ama hikâyemiz bu toprakların hikâyesi. Yani tamamen kendi kültürümüzden doğan korkular. Anadolu kültüründe cinler ve büyü hikâyeleri var. Bunlardan korkuluyor... Biz, bu öğeleri kullandığımızda Anadolu kültürüyle büyümüş seyirci, hikâyenin içine tabii ki daha kolay giriyor.
Örneğin Arapça yazılar ya da büyü yapan birileri gördüğü zaman seyirci daha çabuk sahipleniyor. Biz, ilk filmde biraz kafamıza göre takıldık. Amerikan filmlerindeki gibi yaratıklar yaptım, çok ciddi karakter animasyonlarına girdim ama seyirci bunu kabul etmedi. Bu filmde biraz daha seyircinin isteğine yöneldim, üstelik kendi isteklerimi bir kenara bırakmadan. İkisini harmanlayıp, ortaya karışık bir şey yapmaya çalıştım. Hakikatten bizden olmayan bir hikâyeyi, Hollywood sinemasında en iyi hâliyle izliyoruz zaten... Bana düşen seyirciye bizden bir şeyler anlatmak. (Söyleşi: İZGE EGE/ TARAF)