Dil, insana kapı açıyor

Dil, insana kapı açıyor
Dil, insana kapı açıyor

Mel Bochner: İstanbul un enerjisi hoşuma gitti diyor.

Çağdaş sanatın İstanbul'daki bu yeni platformunun ismi Egeran Galeri, kavramsal sanatın önemli isimlerinden Mel Bochner'in son dönem resimlerinin dünya prömiyerine ev sahipliği yapıyor
Haber: ELİF EKİNCİ - elif.ekinci@radikal.com.tr / Arşivi

İstanbul ’un entelektüel dünyasının hızla meyletmekte olduğu Karaköy, yeni bir sergi mekânına daha ev sahipliği yapıyor. Çağdaş sanatın İstanbul’daki bu yeni platformunun ismi Egeran Galeri, kurucusu ise Suzanne Egeran. Daha evvel White Cube, Lehmann Maupini, Max Hetzler Galeri gibi galerilerde çalışan; Mayıs 2011’de açılan İstanbul Galeri Manâ’nın da kurucuları arasında yer alan Suzanne Egeran’ın ismi Ocak 2012’den bu yana Egeran Galeri ile anılıyor artık. Karaköy’deki bu yeni galeri 200 metrekare sergi alanının yanı sıra, La Petite Maison’un ünlü şefi Izu Ani ve Burcu Eralp’ın mönüsünü hazırladığı bir kafeden oluşuyor.
Galerinin açılış sergisi 1960’lardan bu yana kavramsal sanatın gelişimine önemli katkıları olan Mel Bochner’in yeni işlerinden oluşan ‘Mel Bochner: Recent Paintings’. Bu sergi aynı zamanda işleri İstanbul’da ilk kez sergilenecek sanatçının ünlü ‘Thesaurus Resimleri’ serisi üzerine temellenen 10 yeni işten oluşan bir eser grubunun da dünya prömiyeri olacak. İlk ‘Thesaurus Portreleri’ni 1960’larda yapan Bochner, bu eserlerde eşanlamlılar sözlüğü ‘Roget’s Thesaurus’u kaynak almıştı. Portre yaparken kelimeleri ve eşanlamlılarını kullanmış, 1966 yılında bu yöntemle bir de ünlü otoportresini yapmıştı. ‘Thesaurus Portreleri’ serisiyle düşünme, görme ve dilin saydam olmayışı arasındaki ilişkiyi araştıran Bochner, bu seriden 30 yıl sonra, ‘Roget’s Thesaurus’un yeni baskısıyla karşılaştığında güncellenmiş konuşma dilinin farklılaşmasından ilhamla, bir tuval boyunca virgülle ayrılan eşanlamlı kelimeleri sıraladığı yeni bir eser grubu oluşturmuştu. Şimdi bu serinin devamı niteliğindeki 10 yeni işle Egeran Galeri’nin konuğu olan Mel Bochner’le ‘Thesaurus Portreleri’ni konuştuk. 

Siz oldukça şöhretli bir sanatçısınız. Egeran Galeri ise henüz yeni bir mekân. Yeni işlerinizin dünya prömiyeri için sizi nasıl ikna ettiler?
Suzanne birkaç sene önce Amerika’da beni ziyaret etmişti. O zaman ilginç bir sohbet gelişmişti aramızda. İstanbul’da çok yeni ve hevesli bir izleyici kitlesi olduğundan bahsetmiş, kavramsal sanata ilginin oldukça yüksek olduğunu söylemişti. Bu konuda diyalog oluşturabilecek bir galeri açmayı planladığını söylemişti ve bu o zaman benim ilgimi çekmişti. Onun bu enerjisi hoşuma gitmişti. Galerinin açılış sergisi için bana teklifte bulunduğunda bunun iyi bir fırsat olacağını düşündüm ve kabul ettim. Hem yeni bir izleyici kitlesiyle buluşacak olmak da oldukça ilgi çekici bir fikirdi benim için. 

Serginizde, 1960’larda yarattığınız ünlü ‘Thesauras Paintings’ serisinin devamı niteliğinde 10 yeni var. İlk seride Roget’s Thesaurus’u kaynak almıştınız, 30 yıl sonra gelen ikinci seride ise Roget’s Thesaurus’un güncellenmiş hali size ilham vermişti. Bu kez sizi tetikleyen ne oldu?
Bu resimler de yine dil ve maddesellik üzerine. Dil meselesi uzun zamandır zihnimi meşgul ediyor zaten ve bu seferki ilham, aslında yıllardır süregeliyor diyebilirim. 

Yeni işlerdeki yeni kelimelerin geldiği bir yerler olmalı...
Aslında bu kelimeleri bulmam epey zamanımı aldı. Kelimelerin geldiği yer sorusuna ise cevabım sanırım, kızım olacak! 17 yaşında bir kızım var ve ondan yeni kelimeler öğrendiğimi söyleyebilirim. 

Teenager’ların kendine ait bir dilleri var değil mi?
Kesinlikle. Örneğin ben son işlerimden birinde kullandığım OMG’yi yani ‘Oh My God’ (Aman Tanrım) kısaltmasını ondan öğrenmiştim. Oldukça farklı ve çok çabuk değişen bir dil kullanıyorlar. Belki de sürekli ebeveynlerden bir şeyler saklamaları gerektiği içindir! 

‘Thesauras Paintings’e başlarken çıkış noktanız ne olmuştu?
Sanat okuluna devam eden küçük bir çocukken çizim yapmaktan çok hoşlanıyordum, bu konuda fena da değildim aslında. Portreler yapmaktan hoşlanıyordum ama bir noktadan sonra portreleri daha kavramsal bir şeye dönüştürme ihtiyacı duydum ve bunu nasıl yapacağım üzerine düşünmeye başladım. Dil bunu yapmak için iyi bir araçtı. Bazı arkadaşlarımı seçip, onların bana ifade ettiği şeyler üzerine düşündüm. Her biri için seçtiğim kelimelere, eşanlamlılar sözlüğü Thesaurus’tan yardım alarak, aynı anlama gelen kelimeleri ekledim. Ve böylece ortaya bir tür portre çıkmış oldu. 

1966’da kelimelerle bir otoportrenizi yapmıştınız. Şimdi bir tane daha yapacak olsanız, kullanmak isteyeceğiniz bir kelime var mı?
66’da yaptığım otoportrede self ve portre kelimelerini yan yana yazıp, altlarına da eşanlamlı kelimelerden oluşan bir liste yapmıştım. Şimdi bunu tekrar yapmaya kalksam yapabileceğimi zannetmiyorum. Bir kerelik bir şeydi galiba! Şaka bir yana, insanın kendine dair bir perspektife sahip olması, kendine dışarıdan bakabilmesi oldukça zor bir şey ve bunu yıllar içinde daha iyi anlıyorsunuz. Öte yandan zaman içinde yaptığınız her şey aslında sizin bir otoportrenizi oluşturuyor. Bu çok daha ilginç bence. 

60’lardaki “Dil transparandır” inancına karşı üzerinde “Dil transparan değildir” yazan bir tablonuz var. Ne anlama geliyor bu, biraz açabilir misiniz?
Dil hiçbir zaman tarafsız olmamıştır. Evet, dil aracılığıyla iletişim kuruyoruz, bir şeyler söylüyoruz ancak dil her zaman bir şeyleri de saklıyor. Söylenenin arkasında her zaman başka bir anlam saklı aslında. Bir şeyi bir türlü söylersiniz ama söylemin psikolojik, sosyolojik, ideolojik ya da tarihsel arkaplanı çok daha farklıdır. Dil her zaman bu saydıklarımla ilişiktir ve komplikedir. 

Çizimlerinizin çoğu virgülle bitiyor. Bu ne anlama geliyor peki?
Bu güzel bir soru ama gerçekten çok basit bir cevabı var: Dilin sonunun olmaması. Nokta benim için yalnızca ölümü teşkil ediyor.
Sergi 16 Haziran’a kadar görülebilir.