Doğa postunda şehir

Brit Pop'un 90'lardaki en ilginç gruplarından biri diyor kaynaklar Pulp için. Aslında Pulp deyince bir gruptan söz etmek kolay değil.
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

İSTANBUL - Brit Pop'un 90'lardaki en ilginç gruplarından biri diyor kaynaklar Pulp için. Aslında Pulp deyince bir gruptan söz etmek kolay değil. Her grubun bir 'beyni' olur, ama Pulp'ın direksiyonunda her zaman Jarvis Cocker vardır. Kartonette bütün şarkılar ortak ürün gibi gözükse de durum böyle. Grubu birlikte kurduğu çocuklardan hiçbiri yok şimdi yanında. Ama o, Pulp'la birlikte şarkı söylemeye başladığından bu yana yirmi yılı geride bırakmak üzere. (2002 itibarıyla tam 21 yıl olacak). Büyük renkli gözlükleri, lepiska saçları, takım elbiseleri, soluk benzi ile tam bir İngiliz Jarvis Cocker. İngiliz işçi sınıfının simge kenti Sheffield'da kurduğu grubunu, büyük denizde balina olmak için geldiği Londra'da da sürdürmüş. Komün günleri, sanat okulları, çılgın partiler ya da dipsiz depresyonlar arasında hep bir numara olmayı sayıklamış, marjinal bir müzisyen olmaya asla fit olmamış: "Ben Teacher İngiltere'sinde büyüdüm. Bu umutsuz kuşağın bir parçası olarak ne olursa olsun kabul görmek istiyordum". Yeni sağ, yeni başarıların ve hızla yükselenlerin dönemiydi ne de olsa. 15 yıllık grup 1995'te 'Ordinary People'la bütün İngiliz basınının sevgilisi oldu. Tabii listelerin de; artık Jarvis ile arkadaşları ünlü ve zengindi.
Zirveden iniş endişesi
Aslında grubun en iyi albümü olan 'The Hardcore', fazla depresif ve ağır bulunup ticari açıdan hayal kırıklığı yarattı. Oysa ne güzel hikâyeler anlatıyordu. Küçük İngiliz kasabalarında geçtiği hissi veren, küçük insanların acıklı ya da çılgınca hikâyelerini... Tabii ardından grup için yaratma sıkıntıları, ille de başarı stresi filan geldi. Bir duraksamanın ardından karşımıza 'Mutlu olalım hayatı doğayı sevelim' diyen, pastoral görüntüde bir albüm 'We Love Life' çıktı. Albümün içeriği grubun geldiği yerle son derece ilgili. Zengin ve ünlü olmaktan memnun, uzun yıllar sonra yakaladıkları bu konumu kaybetmeye niyeti olmayan Jarvis Cocker ve arkadaşları, hep iki arada bir derede duruyorlar. Jarvis, 'Yaratıcılık sıkıntı çeken insanların harcıdır' derken bu insanlardan ve yaratıcılıktan kopmaktan korktuğunu anlatıyor. Yaratıcılığı kapıp para makinesine çeviren ve yok eden sistemi eleştirip duruyor. Hem başarılı bir pop grubu olmanın keyfinden söz ediyor, hem ünlü olmanın zorluğundan. Tüm söyleşilerine derin bir düşme endişesi sinmiş durumda. Çünkü güçlükle tırmandığı yıldızlardan inmek istemiyor. Farklı bir pop müzik yaptıklarını savunsalar da marjinalleşmeye, az satışa tahammülü yok Pulp'ın. Hal böyle olunca mutluluk vaat eden pırıl pırıl bir görüntünün
altına gizlemişler kendilerini. Mısır tarlasında çektirilen fotoğrafların, ağaçlar ve kuşları anlatan şarkı isimlerinin altında neyse ki hâlâ sıkı bir müzik ve kabul edilebilir fikirler var. 'Madem dünyaya geldik o zaman nefes alıp vermek lazım' ruh haliyle albümün üstüne serpilen tuhaf iyimserlik bulutunu aralamak gerekiyor. Aslında Pulp'ın yeşil çimenlerde mutlu yürüyüşlere çıkıp stres atmak gibi bir niyeti olmadığını hemen anlayıveriyorsunuz. Sistem eleştirisi için tohumlar, serbest aşk için kuşlar, geçmişte kalan sevgili için ağaçlar, çocukluk için dereler, ayrılık için de ölü geyikler devreye giriyor. Jarvis yine kimi zaman sayıklar gibi, kimi zaman bağır bağır bağırarak ölen arkadaşlarından, geride kalan aşklardan söz ediyor. Tütün, içki, bol iş ve ille de yorgunluk kokan hikâyeler bunlar, kim ne derse desin.
Yani doğaya ve iyimserliğe aldırmayın, şehir hikâyeleri devam ediyor. işte albümün en güzel şarkısı Bad Cover Version'dan bir tutam: "Benim yerime birini bulmaya çalışıyor ama işe yaramayacak. 'Çünkü her dokunuş sana sadece ne kadar tatlı olabileceğini hatırlatacak ve seni her öptüğünde geride acı bir sakarin tadı kalacak'..."