Doğum yeri: Boğaziçi

7. Uluslararası İstanbul Bienali'nin başlayacağı 22 Eylül'den etkinliğin biteceği 19 Kasım'a kadar doğacak...
Haber: EVRİM ALTUĞ / Arşivi

İSTANBUL - 7. Uluslararası İstanbul Bienali'nin başlayacağı 22 Eylül'den etkinliğin biteceği 19 Kasım'a kadar doğacak bazı bebekler, kuşkusuz, diğerlerinden daha şanslı ve ünlü olacak. Çünkü 'Egokaç' temalı bienalin İtalyan sanatçılarından Alberto Garutti, Boğaziçi Köprüsü'ndeki performansına yeni doğan bebekleri ve tüm İstanbul'u dahil ederek yaşamı ve yeni hayatları dünyayla birlikte kutlayacak.
Zeynepkâmil-Boğaz hattı
Adı 'Yeni Doğan Bebeklere İthaf Olunur' olan proje, doğum deyince ilk akla gelen Zeynepkâmil Hastanesi ile Boğaziçi Köprüsü arasında kurulacak 'canlı bağlantı'yla hayat bulacak. Köprünün orta kısmına yerleştirilecek 500 vatlık 12 lamba, doğan her bebekle birlikte doğumevindeki baba veya akrabalar tarafından 10 saniyede yakılıp, 20 saniye boyunca aydınlatıldıktan sonra 10 saniye içinde tekrar söndürülecek.
Yapıtlarını mümkün olduğunca 'kamufle' etmesiyle bilinen Garutti, projesine kendisi kadar Boğaziçi Köprüsü polis ve mühendisleri,
Sağlık Bakanlığı ile İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın da katkıda bulunduğunu hatırlatıyor. Bu arada projenin, Türkiye'de büyük ses getiren 'Aydınlık için bir dakika karanlık' eylemini hatırlattığını eklemeden geçmemek gerek.
Proje İstanbul'a nasıl getirildi?
Belçika'nın Gant kentindeki Marc Müzesi'ndeki
bir sergi sırasında Yuko Hasegawa bu çalışmamı görmüştü. Projenin adı 'Sokak Lambası'ydı. Hasegawa sonra bana bir e-posta gönderdi. Projeyi İstanbul'a taşıyıp taşıyamayacağımı bana önerdiğinde hiç düşünmeden kabul ettim. Çünkü yapacağım şeyin bir tekrar olacağına inanmıyordum. Gant'da doğan çocuklar, İstanbul'da doğanlarla aynı çocuklar olmayacaktı.
Ayrıca bu projenin dünyanın her tarafında yapılabileceğini biliyordum. Hayatı ve yeni doğan bebekleri kutlamanın çok evrensel bir şey olduğunu düşünüyorum.
Bu 'ışık yakma eylemi' eski bir âdet mi, yoksa sizin fikriniz mi?
Sanırım bu projeyi ilk kez ben hayata geçiriyorum. Bence çağdaş sanat ile kitleler arasındaki kopukluk giderilmeli. Mümkün olduğu kadar bu projenin bilinmesi gerek. Bu noktada basına büyük görev düşüyor.
Bir sivil toplum gönüllüsü gibi konuşuyorsunuz...
Eskiden Napolyon'un veya ünlü şahsiyetlerin heykellerini oraya buraya diktiklerinde, halk bunu görüp kendini o kişiyle özdeşleştirirdi. Ama sanat gittikçe müzelere ve galerilere kapanınca içeride isteyen istediğini yapmaya başladı. O yüzden ben, herhangi bir şehirde bir proje yaptığım zaman o şehrin dokusuyla uyum içinde, orada yaşayanların duygusal bağ kurabilecekleri bir proje geliştirmek isterim.
Köprüden son günlerde o kadar çok insan atlıyor ki; böylesi bir durumla karşılaşacağınızın farkında mıydınız?
Sürekli olarak ölümler ve intiharlarla anılan bir yerin bu sefer yeni hayatların doğuşuna vesile olması çok güzel bir şey
olacak. Dün akşam, biraz da ilk kez yediğim kokoreçin etkisiyle bunu düşündüm.
Sanatı bir yana bırakırsak, bu projenin kendisi, bir çocuk doğduğunda hem o çocuğa, hem de çocuğun doğduğu şehirdeki insanlara adanıyor. Bu proje, hayatı kutluyor. Yaşam evrensel. O bakımdan proje de din, dil, kültür veya politik farklılık gözetmeyen, herkesi kucaklayan bir yapı arz ediyor.
Bu proje benim için, hastanede gerçekleşmesi bakımından da ayrıca önemli. Hastane, dünyanın her yerinde aynı amaca hizmet eder. Bir yandan orada iş yapılır, bir yandan da orası ölüm ve yaşamın diyalektik olarak aynı ortamda bulunduğu bir yerdir. Umutlu bir bekleyişin yaşandığı, tüm insanların eşitlendiği, zenginle fakirin buluştuğu, politik bir yerdir hastane.
Hastane için 'politik bir yer' derken neyi kastediyorsunuz?
Çünkü politika normalde insanlar için var olması gereken bir olgudur. O yüzden hastane de politiktir. Nasıl ki seçilmiş bir politikacının kendisini seçen insanlar için çalışmaması düşünülemezse, hastane de böyledir. İnsanlara dairdir.
Sanatın ve politikanın eksiği de bu galiba. Karşılıklı katılım ve eşitlik.
Sanatçı bir uzmandır. Latincede 'bir yere doğru gitmek' anlamına gelen 'Spectale'den hareket edersek, izleyicinin de (spectator), kalkıp sanata doğru gitmesi gerekir. Ben İngilizce öğrenmek istesem İngiltere'ye giderdim. Ama bugün sanatçının görevi, insanların sanata doğru gitmeleri için bir 'ilk düğmeyi' çevirmeleri olmalı.
Toscana'da bir sarayın restorasyonunu üstlenmiştim. Küçük, harap bir saraydı. Orkestrası burada çalışıyordu. Ben restorasyona başladığımda izleyici de çağdaş sanata olan önyargılarını geride bırakarak çalışmamı kabullendi, yardımlaşmalar başladı.
Projenin işleyiş mekanizması nedir?
Telefon hattı ile elektrik ışıkları arasında kurulan bir devre bu. Bir 'dimer' yardımıyla ışıklar yakılıp söndürülüyor. Denedik. Sistemde şu ana dek bir problem yok. Işıklar üzerinde daha fazla etki sağlamak için farklı ampuller veya aydınlatma biçimleri düşünüyoruz. Göreceğiz.
Projenin hastane kısmındaki hazırlıklar nasıl gidiyor?
Hastanede, bebeklerin ailelere gösterildiği camlı bölüme üzerinde düğme olan bir ışık ve plaka yerleştiriliyor. Plakada ise 'Şu anda yeni bir bebeğin doğumunu Boğaziçi Köprüsü'ndeki ışığı yakarak haber verdiniz' yazacak. Bebeğin babası ya da akrabaları, düğmeye bastığında lamba da köprüdekiyle aynı anda yanacak ve sönecek.
Garutti'nin projesi 22 Eylül-19 Kasım arası Boğaziçi Köprüsü'nde.