DORIAN GRAY'E NE OLDU?

DORIAN GRAY'E NE OLDU?
DORIAN GRAY'E NE OLDU?
1990'dan bu yana Madonna'nın bütün turnelerini yerinde izleyen Sarp Dakni, yarın akşam TT Arena'daki konserde bizleri nelerin beklediğini yazdı
Haber: SARP DAKNİ / Arşivi

Oscar Wilde günümüz eğlence kültürünün en popüler simgelerinden biri olan zombiler gibi aramıza dönüp, ‘Dorian Gray’in Portresi’ni yeniden yazacak olsa ilham kaynağı muhtemelen Madonna’dan başkası olamazdı, değil mi? Ama artık gözümüzdeki şu at gözlüklerini çıkarıp, bazı sorulara cevap aramanın vakti geldi. ‘’Madonna cephesinde gerçekten her şey eskisi gibi mi?’’ ‘’Dorian’ın sırrını uzun yıllar güvenle taşıyarak hep genç ve güçlü kalmayı başaran Madonna’yla evindeki gizli odada onun yerine hızla yaşlanan portresi yoksa artık yer mi değiştirdi?’’ ‘’Elindeki en büyük kozlardan biri olan ‘zamansızlık’ kavramı uçup gidiyor mu?’’ ve çok daha fazlası... Profesyonel müzik kariyerinde geçen nisan ayında 30 koca yılı geride bırakan, 80’leri, 90’ları ve 2000’leri, tüm dünyayı karşısına alarak tek başına domine etmeyi başaran bu ilginç kadın, ‘MDNA’ adını verdiği son dünya turnesi kapsamında bugüne kadar hiç gitmediği Abu Dhabi gibi enteresan noktaların yanı sıra 1993’ten beri hayranlarını ısrarla beklettiği İstanbul ’a da geliyor.
‘MDNA’ albümü ve yayınlanan single’ların satış grafiğinin içler acısı haline kıyasla turne biletleri, yüksek fiyatlarına rağmen hayranları tarafından yine kapışıldı elbette. Ama bir farkla... Bundan bir kaç sene öncesine kadar dünyanın neresinde olursa olsun, bir Madonna konserinin biletleri satışa çıktıktan dakikalar sonra tükenmesiyle meşhurdu. MDNA turnesinin yüzde 90’ına ise (İstanbul hariç) hâlâ bilet bulmak mevcut. Yüz milyonlarca dolarlık bol sıfırlı rakamıyla gözleri yuvalarından oynatan, uzun soluklu bir sözleşmeyle tüm albüm ve turne haklarını sektörde neredeyse tek güç haline gelen Live Nation’a satan Madonna, bu arada ne yazık ki ruhunu ve yaratıcılığını da onlara elleriyle teslim ettiğini fark edemedi. Bunda çok uzun zamandır iş ortaklığı yaptığı Guy Oseary’nin (birlikte Maverick adlı plak şirketini kurup batırdılar) yaratıcılık ve kaliteden ziyade para kazanmaya odaklı menajerlik anlayışının oldukça büyük bir etkisi olduğu su götürmez.
1985 yılında sadece ABD ’yi kapsayan minimal ama yarattığı atmosferiyle şok etkisi yaratan müthiş ‘The Virgin Tour’dan bu yana Madonna’nın yaptığı en iyi şey, kuşkusuz benzerine rastlanmaz nitelikteki sahne performansıydı. Özellikle 1990 yılında gerçekleştirdiği ‘Blond Ambition’ turnesi sırasında olanca gücüyle kiliseye saldıran, rahibe kıyafeti giymeden hemen önce kocaman bir yatakta çığlık çığlığa mastürbasyon yaparak Kanada başta olmak üzere çok sayıda ülkede, polisle başını ‘zevkle’ derde sokan Madonna, yaratıcılığının ve enerjisinin doruğunda olduğu 90’lar boyunca sırf canı istemediği için sadece tek bir turne yapacaktı: ‘The Girlie Show’. İstanbul’a da uğradığı bu turne güzel göğüslerini cömertçe sergilemekten kaçınmayan dansçıların, bol erotizm yüklü danslarıyla açılıp, İnönü Stadı’nı tıka basa dolduran ve aralarında benim de bulunduğum 55 bin kişinin ağzını beş karış açıkta bırakan toplu seks sahnesiyle devam ediyordu. Madonna’yı o gece ilk kez canlı izlemiş ve o an kararımı vermiştim. Bundan sonra hiçbir turnesini kaçırmayacaktım. Şansım yaver gitti ve öyle de oldu. O, bir daha İstanbul’a gelmedi ama Londra’da ‘Drowned World Tour’, Paris’te ‘Re-Invention Tour’, Roma’da ‘Confessions Tour’, Düseldorf ve Varşova’da iki yıl üst üste ‘Sticky and Sweet Tour’a gözlerimle tanıklık etmiş olmanın dayanılmaz hafifliği içinde olduğumu itiraf etmeliyim. Sekiz yıllık bir aradan sonra ‘Drowned World Tour’un açılışı hâlâ hafızamda. Üzerinde hırp alanmış bir İskoç eteği ile dumanların arasından fırlayan Madonna, yanında dansçıları olmadan, sahnede tek başına, hiç bir ses ve ışık oyunu kullanılmadan yapılan bu tüyler ürperten girişi ve hırpalanmış mini İskoç eteği ile hafızalara kazınırken, kariyerinin belki de en kişisel ve en karanlık performansını cesurca ortaya koyuyordu. Bu turnesine Uzakdoğu konseptini taşıyan Madonna’nın çelik yaylara bağlı olarak sahnede metrelerce yükselerek yaptığı dövüş koreografisini kim unutabilir? ‘Drowned World Tour’dan aldığı keyif onu yeniden sahalara yöneltti. Sadece üç yıl sonra aslında ‘American Life’ albümünün tanıtımı için çıktığı ama Greatest Hits kafasında gerçekleştirdiği ‘Re-Invention Tour’da çok daha güzel, çok daha seksi ve kendinden emin bir Madonna vardı. Postmodern bir Marie Antoinette olarak Christian Lacroix’nın büstiyeri ve bukle bukle saçlarıyla sahneye çıkıp, kolları üzerinde amuda kalktıktan sonra ‘Vogue!’ diye bağırdığı an fotoğrafçıların objektifinde ölümsüzleşti. Elbette konseri izleyen milyonlarca kişinin hafızasında da öyle.
Bu turun üzerinden sadece iki yıl geçmeden 2006 yılında, ‘Confessions Tour’da dünya konser tarihinin en görkemli açılışlarından biriyle karşımdaydı. Sahnenin tepesinden inen dev disko topu, portakal gibi açıldığında içinden fetişleştirilmiş binici kostümüyle çıkan Madonna, eğlence tarihinin gelmiş geçmiş en büyük kadın şarkıcısı olduğunu ilan ediyordu. Aynı turnede yine aynalarla kaplı dev bir haçın üzerinde çarmıha geriliş sahnesini Vatikan’ı delirtmek istercesine Roma’da da hiç değiştirmeden yaptığı zaman , Olimpiyat Stadı’nı doldurmuş 90 bin kişinin çığlık atıp alkışladığı ‘an’ nasıl unutulabilir. ‘Sticky and Sweet’ bir ara vererek iki yıl üst üste yaptığı ilk turnesi oldu. İkinci yıl 3-4 şarkı değiştirilmiş olmasına rağmen şovun büyük kısmına dokunmamış olması, hazıra konmakla suçlanmasına yol açtı. Ben ise ilk kez o zaman artık yorulmaya başladığını ve yeni bir şeyler yaratmak konusundaki isteksizliğine yormaya başlamıştım bunu. Yine de harcadığım her kuruşa ve önlerde yer almak için döktüğüm her ter damlasına da değdi açıkçası.
Ve Madonna bir kez daha İstanbul’a geliyor. Hayran videolarından izlediğim kadarıyla da gerçekten yorgun ve ne yazık ki çok yaşlı görünüyor. Diğer yandan çok eğlenceli ve çarpıcı bir sahne gösterisi izleyeceğimiz kesin. Ama yine de benim sahnede görmek istediğim Madonna (artık) bu değil sanki. Malumunuz ‘Erken öten horozun başını keserler.’ Bu yüzden konseri izledikten sonra konuşmak en doğrusu. Youtube’un küçücük penceresinin beni yanıltmış olduğunu umuyorum hâlâ. Bazen yanılmak da güzeldir... İyi eğlenceler İstanbul.

MADONNA’NIN GELMİŞ GEÇMİŞ EN İYİ BEŞ CANLI PERFORMANSI



Sooner or Later (1991 Oscar Ödül Töreni)

Vogue (1990 MTV Video Müzik Ödül Töreni)



Into The Groove (Re-Invention Tour, 2004) 




Like A Virgin (Blond Ambition Tour, 1990) 



Impressive Instant (Drowned World Tour, 2001)

twitter.com/sarpdakni