Dot'ta seyirciye rahat yok

Özel tiyatrolar son yıllarda maddi imkânsızlıklardan yakınırken İstanbul'daki özel tiyatrolara bu yaz bir yenisi daha eklendi. Murat Daltaban, Özlem Daltaban ve Süha Bilal'in birlikte kurduğu Dot geçen ay açıldı.
Haber: EFNAN ATMACA / Arşivi

İSTANBUL - Özel tiyatrolar son yıllarda maddi imkânsızlıklardan yakınırken İstanbul'daki özel tiyatrolara bu yaz bir yenisi daha eklendi. Murat Daltaban, Özlem Daltaban ve Süha Bilal'in birlikte kurduğu Dot geçen ay açıldı. Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanı'nın 4'üncü katında Galerist'in yanı başında açılan tiyatronun ilk oyunu da 15 Eylül'de seyirciyle buluşacak. Türk tiyatrosuna gerek metin gerek seyirci-oyuncu ilişkisi açısından yeni bir bakış açısı getirmeyi hedefleyen Dot'un kurucularıyla yapımı ve dekorasyonu yeni tamamlanan ve tasarımı Ağa Han Ödüllü mimar Han Tümertekin'e ait mekânda bir araya geldik.
Yeni bir tiyatro dili
Özlem Daltaban, uzun zamandır sanata yeni açılımlar getirmek için fikir alışverişinde bulunduklarını ve İstanbul'da bu tip bir tiyatro mekânının eksikliğinden hareketle Dot'u kurduklarını anlatarak kuruluş hikâyesini özetledi. Tiyatronun hedefleri ve repertuvar seçimi konusunu ise 12 yıl Şehir Tiyatroları'nda görev yapan ve geçen yıl aralık ayında istifa
eden Murat Daltaban açıkladı:
"Küçük bir tiyatro mekânı kurmayı hep istiyordum. Çünkü bugün Türk tiyatrosunda tıkanıklık ve sıkıntı var. Günümüzde hem tiyatro dilinde hem de tiyatronun seyirciyle ilişkisinde çok ciddi problemler yaşanıyor. Aynı şey 90'lı yıllarda İngiliz tiyatrosunda söz konusuydu. O dönemde 'upstairs' diye adlandırılan 60-90 kişilik mekânlar kuruldu. Bu mekânlarda ufak bütçeli, ufak kadrolu oyunlar sahnelendi. Oyunların özelliği genç yazarların kaleminden çıkması ve sert bir dille sert temaları işliyor olmasıydı. Bu oluşum sayesinde kısa zamanda İngiliz tiyatrosunda büyük bir patlama yaşandı. Bryony Lavery, Martin McDonagh gibi yazarların oyunları 'upstairs'ten büyük sahnelere taşındı. Tony Ödülleri kazandı. Ve 90'lı yılların genç yazarları son 15 yılın en önemli tiyatro yazarları haline geldi. Bizim de amacımız 'upstairs' modeli bir tiyatro kurmaktı. Bu mekânda yapacağımız işlerle seyircinin ilgisini çekmeyi başarabilirsek gelecek 2-3 yıl içinde yeni bir tiyatro dili ortaya çıkmasını ümit ediyoruz."
Haftanın beş günü açık olacak, 2005-2006 sezonunda 4 oyunun sahneleneceği tiyatronun repertuvarı da çağdaş yazarlardan seçilmiş. 15 Eylül'de galası yapılacak ilk oyun Bryony Lavery'nin 'Donmuş'u. Füsun Günersel'in Türkçeye çevirdiği Mustafa Avkıran'ın yönettiği oyunda Murat Daltaban'la birlikte Övül Avkıran ve Derya Alabora rol alacak. Murat Daltaban repertuvarı hazırlarken özellikle sert oyunları seçtiklerini de söyleyerek "Aslında bizim seçtiğimiz oyunlardaki temalar sinema ve edebiyatta sıkça kullanılıyor. Devlet, şehir ve özel tiyatrolarının seçtiği, ehlilleştirdiği bir tiyatro dili var. Ve bu dilin günlük hayatta karşılığı yok. Sertlikten kasıt çok bilgiçce bir tavırla seyirciye bir şeyleri anlatmak yerine onları duygusal anlamda sınırlara taşıyacak metinlerle karşı karşıya getirmek. Seyirciyi yakasından tutup anlayana kadar sürüklemek. Bu oyunları ya sevecekler ya da nefret edecekler. Ama ben bugünkü hayatın, ritmin, dinamiklerin bu oyunlarda yaşandığına inanıyorum. Güncel metin tiyatrosunu buraya taşımaya çalışıyoruz" diyor.
Mimar da şaşırdı!
Elbette mekân da Daltaban'ın 'seyirciyi yakasından tutup sürüklemek' tanımına uygun olarak düzenlenmiş. Alışılagelen tiyatro mekânlarının aksine Dot'ta sahne yok. Siyaha boyalı mekân tek bir odadan oluşuyor. Kulis ve ofis bölümü seyyar duvarlarla kapatılabiliyor. Seyirci ise odanın etrafına dizilmiş sandalyelerde oturarak oyunu izleyecek. Tüm mekânın sahne olarak kullanılacağını öğrenince mimar Tümertekin de şaşırmış.
Daltaban "Han Tümertekin bütün alanın oyun yeri olacağını duyunca şaşırdı. Ben fikir üzerine bir şeyler söyledim. Mimari çözümleri o buldu. Tam da doğru yere oturdu. Bu tarz mekânlar seyirciyle oyuncu arasındaki gerilimin yüksek olmasına sebep oluyor. İngiltere'de buna 'sıcak mekân' diyorlar. Gerilimin sıcaklığı. Bir mekân bulalım da oyun yapalım yerine oyunlara göre bir mekân bulalım istedik. Ve burası tam da istediğimiz gibi oldu. Çerçeve sahnenin dışına çıkmak zaten benim özellikle arzumdu. Rejisörün oyunun rejisini yaparken seyirciyi de yerleştirmek zorunda olduğu bir mekân burası. Fuaye ve seyir yerini oyuncunun gizli mekânı olarak algılanan kulise taşıyoruz" diyor.