Dünyanın nefesi onda

Ömer Faruk Tekbilek, geçen perşembe tek bir konser için Cemal Reşit Rey'de,
İstanbul'daydı.
Haber: TÜMAY YAZICI / Arşivi

İSTANBUL - Ömer Faruk Tekbilek, geçen perşembe tek bir konser için Cemal Reşit Rey'de, İstanbul'daydı. Çalışmalarını 1976 yılından beri ABD'de sürdüren Tekbilek'in yedi albümü var. Yurtdışında yeteneği ve ustalığıyla el üstünde tutulmasına karşın Türkiye'de adı pek duyulamamış: "Herhalde insanların beni duyma yeteneği olmadığından veya yurtdışından buraya promosyon olmadığından" diye açıklıyor bunun nedenini. Ancak son iki yıldır müziğine ilginin giderek arttığı da bir gerçek. Bunda Tekbilek'in kulüp kökenli bir dinleyici kitlesine sahip olmasının rolü büyük.
Ney, vurmalı çalgılar, bağlama çalan Tekbilek'e konserde basta Emmanuel Mann, vurmalı çalgılarda Murat ve Ahmet Tekbilek, tuşlu çalgılarda Shai Bachar eşlik etti. Tasavvuf kaynaklı, mistik bir müziği olan Tekbilek, bugüne kadar Briane Keane, Ofra Haza, Simon Shaheen, Nusret Fateh Ali Khan gibi birçok ünlü isimle çalıştı. "Dini bilgim, Allah aşkım, manevi duygularım zengin" diyor. Sekiz yıl boyunca Orhan Gencebay ile de çalışan Ömer Faruk Tekbilek ile konser için geldiği İstanbul'da konuştuk.
Müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Albümlerimi 'dört köşe' diye tanımlıyorum. Bir köşe sufi, bir köşe folklorik, bir köşe romantik, bir köşe de arayış, doğaçlama,
'Yeni neler yapabilirim?' köşesi. İstanbul'a ilk geldiğimde folklor çalıyordum. Sonra
Akagündüz Kutbay gibi isimler sayesinde müziğime sufi ve caz da girdi. Zaten imam hatip lisesinde okudum. Dini bilgim, Allah aşkım, manevi duygularım da okul sayesinde zengin. Tek yöne gitmektense hepsini bir araya koyup, herkesin bir şeyler bulabileceği bir müzik yapıyorum.
İmam hatip lisesinde verilen eğitimle bu, nasıl örtüşüyor?
Ne tarikata ne de mezhebe inanıyorum. Çünkü yol Muhammed. Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş... Onlar, insanlara güzel misaller vermişler. Onlara körü körüne
inanmak, onları kutup yapmak yerine onlardan fikir almak gerek. Allah'tan başka bir şey yok. Çekil aradan kalsın Yaradan.
Amerika'ya gittiğinizde ilk başlarda ne gibi zorluklar yaşadınız?
12 yaşımdan beri profesyonel müzisyenim. Müzik yapamıyordum ilk gittiğimde. Nerede yapacağım? Yok! Para kazanmam gerekiyor. Hanımımın çalıştığı konfeksiyon atölyesinde işe başladım. 17 yıl çalıştım orada. Fabrikada da zorluk çektim. Ama orayı kabullenince... Hacı Bektaş'ın tekkesi gibi kabullendim orayı ve sorun çözüldü.
Müzisyen olmam için ille de neyimin elimde olması gerekmiyor. Vücudum müzisyen. Islık çalarım, şarkı söylerim. Birden makineleri duymaya başladım. Biri do, biri fa, biri mi... Makine sesleri, orkestra gibi oldu.
***
Orhan abi bu işi bilir
"1967 yılında İstanbul'a geldikten iki gün sonra, Orhan Gencebay'ın yanında çalmaya başladım. Amerika'ya gidene kadar da onunla çalıştım. Orhan Gencebay'ın başarılı olmasında, kabiliyetinin yanı sıra Burhan Tonguç gibi birisine sahip olmasının payı büyük. Burhan baba caz müzisyeniydi. Ritimciydi. Nota yazardı. Durmalar, kalkmalar, ritimlerin değişmesi Türk müziğinde görülür şeyler değildi.
Oyrıca Orhan abide orkestrasyon vardı. Kemancılar kemancı oldu onun yanında. On kemancı, aynı anda arşe çekmezse mana çıkmaz ki! Orhan abi, nota yazarken arşeleri de yazardı. Türk müziğine kazandırdıkları için heykeli dikilmesi lazım. Dikilecek de!"
***
Albüm yakında
Ömer Faruk Tekbilek'in yakında 'Âlif' isimli yeni bir albümü yayımlanacak. Sufi, romantik, folklorik öğelerin yanı sıra arayış köşesinde bu sefer de elektronik müzik yer alıyor: "Son plağımda çok fazla değil ama o tip şeylere yanaşımım oldu. Daha çok insana ulaşmak için. Öbür plaklarımda her şey organikti. Hakikiydi. Elektronik müzikte de bir lezzet var. Ama fazlası haram. Ben onu, zehir olarak görüyorum. Zehiri kâfi kullanırsanız ilaç görevi görür. Ama fazla kullanırsanız öldürür."