Duyma engelli perküsyon sihirbazı Evelyn Glennie: Vücut müziği algılıyor

Duyma engelli perküsyon sihirbazı Evelyn Glennie: Vücut müziği algılıyor
Duyma engelli perküsyon sihirbazı Evelyn Glennie: Vücut müziği algılıyor
Müziğin sadece kulaklarımıza gelen titreşimlerden ibaret olmadığının adeta canlı kanıtı duyma engelli perküsyon sihirbazı Evelyn Glennie. Borusan Sanat'ın düzenlediği Amerikan müziği festivali Batı Yakasının Hikayesi kapsamında 17 Aralık'ta Lütfi Kırdar'a konuk olacak İskoçyalı müzisyenle Hürriyet'ten İhsan Yılmaz konuştu.

Müziğin sadece kulaklarımıza gelen titreşimlerden ibaret olmadığının adeta canlı kanıtı İskoçyalı müzisyen Evelyn Glennie. Bir perküsyon sihirbazı olarak anılıyor tüm dünyada. Onun hikayesini farklı kılan bir diğer özelliği ise duymu engelli olması. Bu yılın Polar Prize Ödülü’nün iki sahibinden biri olan Glennie, İskoçya’nın önde gelen müzik ikonlarından biri olarak 2012 Londra Olimpiyat Oyunları’nın açılış töreninde de bir performans sergilemişti.

Duyma özrünün müzikle yaşamak için bir engel olmadığının en büyük simgelerinden biri olan Evelyn Glennie, 17 Aralık’ta Lütfi Kırdar’da Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ile bir konser verecek. BİFO’nun 2015 - 2016 sezonu etkinliklerinden ‘Batı Yakası Hikayesi’ kapsamındaki konserde orkestrayı şef Sascha Goetzel yönetecek. Ünlü sanatçıyla İsviçre’deki konseri öncesinde konuştuk.

'Batı Yakasının Hikâyesi'ne adanmış festival

Müziğin duyulan değil hissedilen bir şey olduğunun savunuyorsunuz. Neden?
- Okulda işitme cihazı takıyordum ve müziğin kulaktan deneyimlendiğine inanıyordum. Tabii işitme cihazı sesleri yükseltiyor, tam bir netlik vermiyor. Bu yüzden de müzikten hiç hoşlanmadığımı düşünüyordum, çünkü sadece gürültüler duyuyordum. Sonra bir perküsyon hocasıyla tanıştırıldım. O, davula vurulduktan sonra yankı yapıyorsa, vücut da aynısını yapabilir mi diye düşünecek kadar meraklı biriydi. Yani, vücut sesten sonra da müziği algılayabilir, dinleyebilir mi? Sadece vuruş değil, ondan sonra ne olduğundan bahsediyordu. Bu aslında sesin büyük bir parçası. Bunu yapabilmek için de dinlemek, dikkat etmek gerekiyor. Vücudun kulak vermesi. Böylece vücut, müziğin her zaman kulaktan gelmesi yerine, yavaş yavaş müziği algılayabildiğinin ve diğer taraflara gönderebildiğinin bilincine varıyor.

Duyma engeliniz nedeniyle sizi müzik okuluna almak istememişler. O engeli nasıl aştınız?
- Sınavda özetle, standartlara uyduğumu ancak işitme problemleri olan birini alamayacaklarını söylediler. Bana göre bu yanlıştı. Standartlara uyan herkesin, kim olursa olsun okula kabul edilmesi gerektiğine inanıyordum. Kendi isteklerine göre hareket etmelerinin hata olduğunu düşünüyordum. O halde bacaksız ya da kolu olmayan biri okula giremiyor muydu? Eğer standartlara uyuyorsa girmeleri gerekiyordu. Bu yüzden itiraz ettim ve bunun kabul edilemez olduğunu söyledim. Jüride sadece bir kişi benimle aynı fikirdeydi ve o da hakkımı savundu, benim okula alınmamı istedi. Ama diğerleri, bir eleme daha yapılması şartını koydular. Tamamen hazırlıksız olarak tekrar İskoçya’dan Londra’ya gitmem gerekti. Bu elemede perküsyon çaldırmadılar; sadece nota okuma, transpoze, müzik analizi vardı. Biter bitmez de alındığımı söylediler.

İhsan Yılmaz, Evelyn Glennie ile İsviçre'de konuştu.

BÜYÜDÜKÇE BÜYÜ BOZULUYOR
Müzik eğitimi için düşünceniz nedir, özelliklere küçük yaştaki çocuklara nasıl bir eğitim verilmeli?
-Çocuklar müziği içgüdüsel olarak dinliyorlar. Bizim gibi insanlar durmadan sınıflandırıyor, sınıflandırıyor, sınıflandırıyor ve her şeyi mahvediyor. Bu yüzden dinledikleri şeylerde çocuklara özgür olmayı sağlamak çok önemli. Bir bebeğe Beethoven veya Mozart dinletirseniz, onun klasik müzik olduğunu düşünmez. Onlar için bu bir deneyimdir. Ama ne yazık ki insanlar sürekli olarak her şeyi etiketlendirmede ısrar ediyorlar. Bu iyi, bu kötü diyoruz. Ancak büyüdükçe bize doğuştan gelen bütün bu büyü bozuluyor. Önemli olan, müziğe katılmanın getirdiği o meraka ve şaşkınlığa asılı kalmak. Müzisyen olmama rağmen, yeni bir müzik deneyimlediğimde her zaman anlamayabiliyorum. Bunu beğendim, diğerini anlamadım diyorum. Ama bu onun kötü bir müzik olduğu veya sevmediğim anlamına gelmiyor. Belki bugün bana ulaşmadı ama yarın ulaşabilir. İşte bu açık fikirliliği korumak önemli.

Klasik müzikte perküsyon için yazılmış eser çok fazla yok, bu bir kısıtlama getiriyor mu size?
-Ben, ilk tam zamanlı perküsyon müzisyeniydim. Kendimi klasik veya başka bir tür müzikle kısıtlamıyordum. Ben bir besteciyim, perküsyon çalıyorum ve müziğim günümüz bestecileri tarafından yazılıyor. Bu da onun klasik müzik olmadığı anlamına geliyor. Örneğin, tabla gibi Hindistan’a ait klasik bir perküsyon aleti çalabilirim ve bu onların kültüründe klasik müzik olur. Dolayısıyla, insanları belli şablonlara oturtmaya çalışmak çok kafa karıştırıcı oluyor. Ben basit bir vizyonla yola çıktım; kariyerimi solo perküsyonist olarak devam ettirebilmek için repertuar oluşturmam gerekiyordu, çünkü elimdeki malzeme yeterli değildi. Bestecilerle birlikte çalışmak çok önemliydi, bu da dünyanın dört bir yanından farklı kişilerle çalışmak demekti.


SEYİRCİ HER ŞEYDİR
İstanbul’daki konser programınızda ne var?
-Bir perküsyon konçertosu ile katılacağım. Amerikalı Martin Daugherty’nin ‘UFO’ (Tanımlanamayan Uçan Nesne) isimli bestesi. 90’ların sonunda benim için yazılmış bir konçerto. Birkaç perküsyon aletinin kullanıldığı, emprovizasyonun olduğu bir parça. Xylophone, Vibraphone ve birçok farklı türde davulu içeriyor. Bir anlamda, görülmeye değer bir konser olacak.

Müziğinizin nasıl deneyimlenmesini istersiniz, Seyirciden beklentiniz nedir?
-Seyirci her şeydir. Müziğin yorumunu tamamen değiştirebilir. Seyirci olmadan bir müzik parçası başkadır, seyirci ile bambaşkadır. Seyircinin varlığı ile müzisyen değişir, böylece de parça değişir. Müzisyen seyirciyi dinler, seyirci de onu. Bu yüzden kayıtlar canlı bir performanstan daha zorludur. Kayıtta yapılan bir hata ile canlı bir performanstaki arasında çok fark vardır. Kayıt daha çok teknik bir iştir. Canlı bir performansta ise bir hatayı güzelleştirebilirsin, onu şekillendirebilirsin, başka bir yolculuğa dönüştürebilirsin. (Söyleşi: İhsan YILMAZ/ HÜRRİYET)