Ebru Özkan: Dilara gibi hesaplı yaşamak hastalıklı!

Ebru Özkan: Dilara gibi hesaplı yaşamak hastalıklı!
Ebru Özkan: Dilara gibi hesaplı yaşamak hastalıklı!
Nejat İşler'den kısa bir süre önce ayrılan Ebru Özkan Paramparça dizisinde canlandırdığı 'Dilara' için konuştu: Müthiş bir takıntı düzeyi var. Bu da onun için mutluluğun ve huzurun önünü kesiyor

RADİKAL - O adeta kapalı bir kutu. Yıllardır ekranda ama hakkında bilinenler çok az. Kısa süre önce Nejat İşler’le birlikteliği biten Ebru Özkan, “Aşk beni ben yapıyor” diyor

Hürriyet gazetesinden Hakan Gence'nin Ebru Özkan'la yaptığı söyleşi şöyle:

Yer, Arnavutköy. Mekân, Edip Efendi Yalısı. Ekrandaki adıyla ‘Gürpınar Yalısı’. Denizin kenarında, tam da televizyonda göründüğü kadar büyük ve ihtişamlı...

Yalının merdivenlerinde bizi Ebru Özkan karşılıyor. Dudaklarında canlandırdığı Dilara karakteri gibi kırmızı ruju. Üzerinde karakterinin giydiği kıyafetler.

Çocukları karışan iki aile üzerine kurulan ‘Paramparça’nın hikâyesinde kimi onun tarafını tutuyor, kimiyse izlerken sinirden küplere biniyor.

Baştan söyleyeyim Ebru Özkan ekranda göründüğü kadar mesafeli değil. Ama etrafına gereksiz neşe de saçmıyor. Cümlelerini seçerek kuruyor.

Paramparça dizisinin kamera arkası Instagram'da


Onun hakkında internette yazılanlar genelde oyunculuğuyla ilgili. Hakkında çok bir şey bilinmiyor. Peki aslında Ebru Özkan kim? Ankara ’da doğduğunu söyleyerek başlıyor hikâyesini anlatmaya: “Babam serbest meslekle ilgileniyordu. İki ablam, bir abim var. Ben küçükken onlar evden ayrıldı. Anne ve babamla altı yıl Nevşehir Hacıbektaş’ta küçük bir kasabada yaşadım. Yalnız bir çocukluk geçirdim. Toprak insanı olmayı çok sevdim. Meyveyi ağacından koparıp yediğim bir dönemdi. Küçük yerlerin dokusu ve sıcaklığının beni rahatlatıp güven verdiğini anladım.”

'Paramparça' hırsızlığı için ilk açıklama


Kasaba yaşamı Özkan’ın hayal gücünü tetiklemiş. “Orada yaşadıklarım şimdiki beni oluşturdu” diyerek ekliyor: “Oyunculuk çocuk yaşlarımdan beri aklımdaydı. Ardından üniversite için Ankara’ya geri dönüp Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Tiyatro Bölümü’nde okudum. Menajerim Jülide Kar oyuncularını tiyatro sahnesinden buluyor. 2006’da da benimle Ankara’da tanışmak istedi ve yola devam ettik.”

Peki hayatındaki her şey bu kadar steril mi? Hiç mi defoları yok? “Olmaz mı? Takıntılıyımdır” diyor. Ve dökülüyor: “Biraz otokontrollüyüm. Bunu zaman içinde törpülemeye çalışıyorum.”

Paramparça dizisinden yeni reyting taktiği


Röportaj için hakkınızda araştırma yaparken genelde oyunculukla ilgili bilgilere ulaştım... Onun ötesinde sizi pek tanımıyoruz. Hayatta nelerle derdiniz vardır?

- Haksızlıklarla, insanların rekabet uğruna kötüleşmeleri ve bile isteye birbirlerine zarar verme çabalarıyla... Yaptırım ve zorlamalar beni çıldırtıyor. Ötekileştirme, baskı altında tutma, kısacası huzur ve mutluluğu engelleyecek her türlü davranış biçimi benim derdim.

Peki siyaset?

- Tam da biraz önce anlattığım gibi.

Peki oyunculuk sektörünün yaşadığı baskılar ve sansürler ne hissettiriyor?

- Doğru bulmuyorum. Hayatın içindeki şeylerin neden yasaklandığını da anlamıyorum. Yemek yiyor, aşk yaşıyor, doğuyoruz ve ölüyoruz... Eğer gerçek hayatta aşk yaşayıp ekranda el ele tutuşmuyor ya da öpüşmüyorsanız, sarhoş olduğunuzu gösteren bir sahnede içki içemiyorsanız gerçekle bağlantı kopar. Bunları kaldırırsak, geriye yaşamayan sabit halde duran insanlar kalır.

Ahu Yağtu Paramparça dizisiyle setlere dönüyor


Kendinize otosansür uyguladığınız oluyor mu?

- Doğrularım neyse hep o şekilde davrandım. “Başkaları ne der hakkımda” düşüncesiyle yaşayamıyorum.


ÖNCE İNSAN OLSUN


Hayatın nasıl bir dönemindesiniz?
- Çok güzel, her şeyden keyif alıyorum. Büyük beklentilerim, hırslarım yok. Bu yüzden hayal kırıklıkları yaşamıyorum. Cebimdekiler zaman zaman çoğalıp, zaman zaman azalıyor. Bunlar da bende bir şeyler bırakıyor. Tecrübe kazandırıyor.

Yeni bir ayrılık yaşadınız. Aşk ve ayrılıklar sizi nasıl etkiler?
- Aşk beni ben yapıyor. Kimyamı etkiliyor. Hatta dönem dönem kimyasal bozukluklar da yaşatıyor. Aşk bence hayatın ana bağlantısıdır.

Nurgül Yeşilçay'dan nazar boncuklu 'zafer' kutlaması


Nasıl bir erkek hayatınıza girer?

- İnsan olmalı. Dürüst olmalı.

Kadınlar “Sakin ama esprili adam severiz" der. Ama kalplerini kazanan hep bela çıkaran, tehlikeli tipler olur. Siz de serseri sevenlerden misiniz?
- Ben özgürüm o konuda. Hiçbir gruba katılmıyorum. Bu tamamen kişilik özelliklerine bağlı. Önemli olan olaylara bakış açısı, duruşu ve nerede neye nasıl tepki verdiği.

Aynı mesleği yapan iki insanın birlikteliği sıkıcı mı peki?

- Hayır, tam tersi birbirinizi beslersiniz. Sonuçta aynı işi yapıp aynı sıkıntıları paylaşıyorsunuz. Bunlar da insanları daha çok yakınlaştıran şeyler.

 


15 YILDIR KIRMIZI RUJ KULLANIYORUM



Ebru Özkan’ın kırmızı ruju son dönemde sosyal medyanın gündeminde… Özkan özel hayatında da kırmızı ruj kullandığını söylüyor: “15 yıldır oje ve rujlarımda farklı tonlarda kırmızı kullanıyorum. Herhalde beyaz ve kırmızı kontrastını seviyorum. Ama dolabımda tek bir kırmızı kıyafetim yoktur.”


GİTMEK İSTEYEN GİTMELİ


“Dilara’nın yerine olsam, asla yapmam” dediğiniz neler var?

- Kadın kendi içinde haklı.

Paramparça dizisinden alınacak 10 hayat dersi


Nasıl yani... İzleyici onu son dönemin en kötü karakterlerinden biri olarak görüyor...

- Ben Dilara’yı haklı buluyorum. Onun dünyasında, onun karakteri içinde, hayattan ne öğrendiyse onu yansıtıyor.

Siz kendinizi çok kaptırdınız herhalde role...

- Hayır. Dilara inandığı şeyler uğruna savaşıyor. Kendi yaşam alanını, ailesini, çocuğunu koruyor. Bunun için bu kadar hırpalıyor ve hırpalanıyor. Bildiği doğru bu ve doğru yaptığına inanıyor.

Bir yandan kendini istemeyen kocasını zorla yanında tutmaya çalıştığını unutmayın...

- Evet ama evliler ve iki çocukları var. Demek zamanında âşık olunmuş, ortak noktaları olmuş. Dilara kaybetmeyi kabul etmeyen bir kadın. Hiçbir alanda kaybetmek istemiyor. Evliliğine de iş mantığıyla bakıyor. Ama tabii duygular öyle işlemez.

Erkan Petekkaya Paramparça'dan ayrılıyor mu?


Bir erkeğe sizi istemese dahi öyle yaklaşabilir misiniz?

- Benim öyle bir kadın olmam mümkün değil. Gitmek isteyen gitmeli. Mutlu olmalı... Ki ben de mutlu olayım.


DİLARA GİBİ HESAPLI YAŞAMAK ZOR VE HASTALIKLI

Bu karakter evliliğe bakışınızı nasıl etkiledi?

- Aile kavramını çok seviyorum. Birlik ve yoldaş olmak önemli. Çevremde bir sürü evlenip boşanan arkadaşım var. Sadece biraz daha emek harcanmalı diye düşünüyorum. İnsanlar biraz daha birbirlerine tahammül etmeli.

Dilara öz kızıyla, yıllarca öz kızı sanıp büyüttüğü çocuğu arasında kalıyor. Sizce doğuran mı büyüten mi annedir?

- Koşullara göre değişir ama büyütendir herhalde.

Peki karışan sizin çocuğunuz olsaydı?

- Bunu ben de çok düşündüm. Yıllarca başkasının çocuğunu büyütseydim ben de darmadağın olurdum herhalde.

Tayfun Atay yazdı. "Bir zenginlik-yoksulluk 'takas'ı: 'Paramparça'"


Siz olsanız hangisini seçerdiniz?

- Burada bizim seçimimiz diye bir şey olamaz, çocuklar için en iyi karar neyse o olmalı, özellikle psikolojileri için. Ama tabii ki bu ‘Ebru Özkan’ın düşüncesi. Dilara açısından bakarsak o seçmez! İkisini de alır. Dilara gibi hesaplı yaşamak çok zor ve hastalıklı bir şey. Müthiş bir takıntı düzeyi var. Bu da onun için mutluluğun ve huzurun önünü kesiyor.

Anne değilsiniz ama dizinin temeli annelik kavramı üzerine kurulu. Role girmek zor oldu mu?

- Kadın olduğum için bu içgüdü bende doğuştan var. Yüreğime bırakıp öyle ilerliyorum.

Peki siz çocuk sahibi olmak istiyor musunuz?

- Çocukları çok seviyorum. Tabii çocuk sahibi olmak ta istiyorum.



EN SON


Jose Saramago ‘Çatıdaki Pencere’ kitabını okudum.

‘Her’ (Aşk) isimli filmi izledim.

Lhasa - The Living Road albümünü dinledim.

Konsere gitmeyi çok istiyorum. Götürsenize beni...…