Ece Dizdar'ın 'çekmece'sinden hayata tutunuş öyküsü çıktı!

Ece Dizdar'ın 'çekmece'sinden hayata tutunuş öyküsü çıktı!
Ece Dizdar'ın 'çekmece'sinden hayata tutunuş öyküsü çıktı!

FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN

'Çekmeceler' filminin başrol oyuncusu Ece Dizdar, 1999 depreminde ailesini yitirdi. Dizdar, bu travmayı nasıl atlattığını anlattı: "Hayallerimi gerçekleştirip yola devam etmek üzere hayata tutundum.  Bebek bakarak, catering firmalarında çalışarak ve fabrikada zarf paketleyerek Lonra'da konservatuvar okudum. 2008'de ruhumu iyileştirip döndüm

RADİKAL - Bu hafta vizyona giren ‘Çekmeceler’in başrol oyuncusu Ece Dizdar, Hürriyet’ten Hakan Gence’ye konuştu. 1999’daki depreminde ailesini kaybettiğini söyleyen Dizdar, Marmara Üniversitesi’nden DOT’a uzanan yolculuğunu ve “Hayatımın bir parçası” dediği ‘köksüzlük’ kavramını anlattı. Dizdar'ın sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

‘Çekmeceler’ namus algısını irdeliyor... Siz namus kavramına nasıl bakıyorsunuz?
- Cinsellik doğal ve olağan bir dürtü. Bunun bastırılmış olması bu problemlere yol açıyor. Namus da bu bastırılmışlıktan geliyor. Kadının bedenin üzerinden devlet, erkeklik ve dinin bir takım kararlara varıyor olması doğanın akışına aykırı.

Canlandırdığınız Deniz karakteri cinselliği bastırılmış bir kadın ... Siz özgür müydünüz?
- Hepimizin hayatında var olan bir şey. Bunun bu kadar sorun olmasını saçma buluyorum. Benim bu konuyla herhangi bir derdim ya da takıntım yok.


FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN
Filmde gördüğümüz baba ‘aydın’ bir insan ama kızının mastürbasyon yapıp yapmadığını kontrol etmek için kapı deliğinden onu gözetliyebiliyor...
- İnsan insandır. Ne mesleği, ne konumu, ne sosyo ekonomik durumu o insanın psikolojisindeki bir takım çöküntüleri iyileştirmez ya da daha kötüye götürmez.

Aile içinde yaşananlar hayatı nasıl etkiliyor?
-Aile konusunu çok düşünüyorum. Bir insanın hayatında iyinin de kötünün de başladığı yer orası.

Sizin ailenizle nasıl bir ilişkiniz vardı?
- Hep göçebe bir hayatım oldu. Köksüzlük benim hayatımın bir parçasıydı.

Neden?
- Babam denizaltı subayıydı. Bir dönem NATO için çalıştı. Yurtdışı görevleri yaptı. Pakistan’da Brüksel’de ve Türkiye’de 10’u aşkın şehirde yaşadım. Nerede deniz varsa ben oradaydım.

Bir yere ait olamamak hayata nasıl yansıyor?
-Çocukken bu durumu bir yara olarak görüyordum. Ama şimdi baktığımda eğer öyle olmasaydı daha önce göğüslediğim pek çok sorunu göğüsleyemeyeceğimi anlıyorum. Bu beni ben yaptı. Artık köksüz olmaktan memnunum.

Anne ve babanızı 99 depreminde kaybettiniz... O dönem kaç yaşındaydınız?
- 17. Bu konularda daha önce konuşmadım. Bu meseleyle ilgili derdim yeni bitti. Yaram yeni kapandı. Tam 16 sene sonra.

Neydi bunu aşmanızı sağlayan?
- Zaman.

Olay nasıl yaşandı?
- Gölcük Deniz Üst Komutanlı’ğına yeni atanmıştı babam.  Devir teslim töreninin olduğu gün deprem oldu. Gölcük donanmanın içindeki ordu evi binasında vefat ettiler.

Siz neredeydiniz?
- Marmaris’teydim. Üniversite sınavı yeni bitmişti. Bir hafta sonra anne ve babam geri dönecekti.

KURBAN PSİKOLOJİSİNİ SEVMİYORUM

Tek çocuk musunuz?
- Hayır abim var. O da o gün Gölcük’teydi. Ama gece kalmadı. Arabasıyla İstanbul’a dönerek kurtulmuş oldu.

Bir gecede insanın hayatındaki en önemli iki figürü kaybetmesi nasıl bir travmadır?
- Güven kavramının yerle bir olması. Bunu aşmak için uzun süre uğraştım. Neyse ki çok yardımcılarım destekçilerim oldu.

‘Deprem’ kelimesi sizi korkutuyor mu?
- Hayır doğada bin türlü ölüm var. Hiçbir şeyi dramatize etmemeli. Buradaki sorun ölümün alışkın olmadığımız bir kavram olması.


O gece orada olmamak sizce şans mı yoksa şanssızlık mı?
-Kurban psikolojisini sevmeyen, yola devam eden biriyim. Geri dönüp baktığımda şanslı olduğumu düşünüyorum. Çünkü gördüm ki böyle bir sınav hayatta herkesin harcı değil.

Nasıl üstesinden geldiniz?
-Hayallerimi gerçekleştirip yola devam etmek üzere hayata tutundum. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni kazandım. 4 yılda bitirdim. Ardından oyunculuğa başladım ama bir yandan Londra’da eğitim almak istiyordum. Sınavları kazandım ve üç ay boyunca burs için 17 değişik firmayla görüştüm. Okulun masraflarını karşılayacak bursu buldum. Oraya gittikten sonra bebek bakarak, catering firmalarında çalışarak ve fabrikada zarf paketleyerek konservatuvarı okudum. Altı sene sonra 2008’de ruhumu iyileştirip döndüm. DOT Tiyatrosu’na dahil oldum.

Filmde “Bir kendi seçmediğimiz bir de seçtiğimiz ailemiz vardır” diyor. Sizin seçtiğiniz aileniz kimlerden oluşuyor?
-O kaya gibi bir aile. Hepsi dostlarım. Hayatımda çok özel beş kadın dostum var. Onlar mezara kadar benimleler.

BİZ DOĞUŞTAN SUÇLUYUZ

Sizin zihninizdeki çekmecelerde neler var?
- Hayallerim ve dünyayla ilgili dertlerim.

Nedir dertleriniz?
- Vicdansızlık ve haksızlık... Doğanın işleyişi içinde değiştireceklerim, değiştiremeyeceklerim ve araç olabileceklerim var. Elimden geldiğince bir şeylere araç olabileceğim yolda yürümeye çalışıyorum.

Türkiye’de kadın olmak zor mu?
- Biz doğuştan suçluyuz...

Biraz açabilir miyiz?
- Mesela kadınlığa ilk adımımızı attığımızda yüzümüze tokat yeriz. Neden? Kendimize gelelim diye. Dolayısıyla kadın olmak Türkiye’de değil bütün coğrafyalarda zor. Çünkü kadın güçlüdür. Kadını anlamak zordur. Kadın soyuttur. Aklı farklı çalışır. Kadından korkulur.

Seks kelimesini kullandığımızda akla ilk kadının geliyor olmasına ne diyorsunuz?
- Bunun sadece kadına yüklenmesi sapkınlık. Seks işteş bir eylemdir. İki kişi arasında yaşanır. Kadına özel hiç bir durum olduğunu düşünmüyorum.

KOMEDİ YAPMAYI HER ZAMAN ÇOK İSTİYORDUM
Ece Dizdar, Kanal D’de yayınlanan 'Beş Kardeş' dizisinde şarkıcı bir karakteri canlandırıyor. Yönetmen Onur Ünlü’yle daha önce Şubat dizisinde de çalışan Dizdar  proje geldiğinde çok heyecanlandığını anlatıyor: “Karakter şarkı söyleyen bir kadın. Bende şarkı söylemeyi çok seviyorum. O yüzden çok mutlu olarak sete gidiyorum. Şevval karakterinin hafif saflığı da hoşuma gidiyor. Diğer oyuncu arkadaşlarımın çoğuyla da daha önce çalıştık.”