Efsanenin 26 versiyonu

Rock müziğin efsanevi grubu Pink Floyd, ilk 'best of'unu yayımladı: 'Echoes' (Yankılar).

İSTANBUL - Rock müziğin efsanevi grubu Pink Floyd, ilk 'best of'unu yayımladı: 'Echoes' (Yankılar). Albümde 26 adet 'mücevher' var. Milliyet Sanat aralık sayısında Pink Floyd'u kapağına taşıdı. Kapak konusunu derginin genel yayın yönetmeni Tuğrul Eryılmaz kaleme aldı. Yazının özeti şöyle: "'Abi artık Pink Floyd kalmaz.'
1960'ların sonları... Türkiye'de gençlerin hayatına The Beatles ve The Rolling Stones'tan sonra Britanya'dan yeni bir grup daha giriyordu: Pink Floyd. Daha sonra onlara Britanya'nın ikinci Amerika çıkarmasının öncüleri denecekti. 1970 yılı gelmeden Pink Floyd'un elimizde kapı gibi iki albümü vardı: 'The Piper at the Gates of Dawn' ve 'A Saucerful of Secrets'. Peki biz neden daha aradan iki yıl geçmeden, baştaki cümleye dönersek, Pink Floyd kalmaz triplerine girmiştik? Çok basit. Pink Floyd'un beyni Syd Barrett gruptan ayrılmıştı. Onsuz Pink Floyd olur muydu? 2000'lere kadar geldiklerine göre olurmuş...
Pink Floyd'un kurucusu kabul edilen Syd Barrett İngiltere'nin ünlü Cambridge'inde 1946'da doğdu. Ötekiler de, yani Pink Floyd diye akla gelen Roger Waters ve David Gilmour da Cambridge'li. Üçü de güzel sanatlar eğitimi alıyordu. Syd Barrett'in aldığı bir şey daha vardı: Uyuşturucu. Öylesine uçuyordu ki arabayla şöyle bir dolaşmak için evden çıkıp, gecenin bir saatinde İspanya'dan arıyordu. Pink Floyd'dan ayrılmasını öteki grup elemanlarının sıkıcı ve heyecansız olmasına bağlıyordu. Ama hikâye tam da böyle değildi...
Birbirlerini boğazladılar
Syd Barrett'in yerini David Gilmour doldurdu. Gilmour, Barrett'in tam tersiydi: "Gitarını düzgün çal, prova yap, profesyonel ol." Bu arada Syd Barrett'in bıraktığı liderlik koltuğuna Roger Waters oturmak üzereydi. Gilmour ve Waters'ın egolarının çatışmaması imkânsızdı. Zaten grubun en önemli özelliği, birbirlerinin boğazına sarılmalarıydı.
Yine de 1987'de Roger Waters'ın ayrılmasına kadar hem eleştirmenlerce çok beğenilen hem de çok satan albümler ardı ardına geldi.
Fakat Pink Floyd'u en tepeye oturtan albüm 1973 yılında çıkardığı 'Dark Side of the Moon' oldu.
Eğer Pink Floyd'u bir tek albümle ama her yönüyle tanımlamak gerekirse adı edilecek albüm buydu. Karanlık ve neredeyse cinli perili bir albüm. 'Dark Side of the Moon' hâlâ listelerde dolaşırken, 1975'te 'Wish You Were Here' patladı. David Gilmour'un soloları ve eski şefleri Syd Barrett'e adanan 'Shine on You Crazy Diamond' klasik oldu.
1977'de çıkarılan 'Animals'da grup, Roger Waters'ın modern yaşam görüşlerini seslendirmekten öte bir şey yapmıyordu. 1979'da Waters'ın egosantrizmi başarılı bir albümle taçlandı: 'The Wall'.
1983'te çıkan 'Final Cut' Roger Waters'ın solo albümü gibiydi ve müthiş savaş aleyhtarı bir mesaj içeriyordu. 1987 tarihli 'A Momentary Lapse of Reason' ise David Gilmour'un solo albümü sayılabilirdi ve artık Roger Waters yoktu.
1994 tarihli albümleri 'The Division Bell' ise Gilmour, Nick Mason ve Rick Wright'lı Pink Floyd'un yeniden 'Dark Side of the Moon' öncesine döndüklerini vurguluyordu..."
Yazının tamamı ve şarkıları açıklayıcı notlar Milliyet Sanat dergisinin aralık sayısında. (Kültür Sanat)