Eğlencenin adresi yeniden...

Eğlencenin adresi yeniden...
Eğlencenin adresi yeniden...
Beşinci yaşını kutlayan tiyatro performans mekânı Garajistanbul, önemli değişikliklerden geçiyor. Mekânın yeni dönemini, kurucuları Övül ve Mustafa Avkıran çifti ile konuştuk...
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Beş yıl önce ne oldu da Garajistanbul’u açmaya karar verdiniz?
Mustafa Avkıran: 2005’te Övül, ‘Biriktirdiklerim’ adlı bir proje yapmak istiyorum dedi. ‘Biriktirdiklerim’, bir yer kiralayıp, bugüne kadar oynadığımız oyunları bir resmigeçit gibi arka arkaya yeniden yapmaktı. Bir yer aramaya başladık ama derdimiz, Garajistanbul gibi büyük bir organizasyon yapmak değildi. 

Sadece tiyatro amaçlı bir yer düşünüyorsunuz o zaman , değil mi?
Övül Avkıran: Tabii.
M.A.: Burayı bulduğumuzda dedik ki Beyoğlu’nun göbeğinde 600 metre kare, bu kadar konforlu bir mekânı bir daha kimse bulamaz. Biz iki akıllı mekânı kiraladıktan sonra buranın Türkiye ’deki çağdaş gösteri sanatları çalışanlarına, bu işe ömrünü vermişlere çok önemli bir nefes, çok önemli bir yaşam alanı olacağını gördük. Ve Garajistanbul’u 2007 yılının 25 Ocak’ında açtık. 

Peki, nasıl bir beş yıl geçirdi Garajistanbul?
Ö. A.: 30-40 yıl geçti gibi hissediyoruz (Gülüyor). Avkıran çifti olarak yaptığımız tiyatroyla Türkiye’den çok Avrupa’da var olduk. Burayı açarken en büyük gücümüz uluslararası ilişkilerimizdi. Evet, yıllardır yurtdışına gitmekteydik ama sadece bizim gitmemizle olacak iş değildi bu. Ayrıca İstanbul gibi bir metropole yakışan zaten oradaki sanatçıları, sanat kurumlarını, sanat direktörlerini buraya getirmekti. Ki Garajistanbul’un en büyük başarısı açıldığı sene bağımsız sanat kuruluşlarını uluslararası arenada görünür kılmak oldu zira yurtdışından yüzlerce sanatçı buraya akın etti. Bir ütopya gerçek oldu. Gerçek bir enerjiyi ve ‘delilik’i barındırıyor bu iş. O zaman da müthiş bir enerji sıkışması vardı bu şehirde. Açılış yılında ‘Zamanı geldi’ dedik çünkü gerçekten zamanı gelmişti.
M.A.: Bizim için, sektörümüz, seyircimiz için gelmişti. İkinci yıl ‘Kendini yeniye bırak’ dedik ve herkese bu yeni sanat anlayışına, diline bir çağrıda bulunduk. “Klasik ve geleneksel olanın dışında başka bir sanat anlayışı var dünyada. Biz burada bunu görünür kılıyoruz” dedik. En önemlisi kendi seyircimizi oluşturduk. Bir dili, bir bakış açısını değiştirdik. Belki de bu sebeple birçok üniversitede tez konusu oldu Garajistanbul. 

İlk günden bu yana ne değişti?
Ö.A.: Çok fazla şey. Kendi terminolojimizle, destekçi bilgisini oturtmaya çalıştık. Sponsorluk, bir al-ver ilişkisidir. O sana bunu veriyor, sen ona ne veriyorsun? Biz sponsorluğu dilden kaldırdık, destekçi dedik çünkü biz size sanatın ve kültürün dışında bir şey veremeyiz. Siz bizi desteklemelisiniz. Bir kişiye / kuruma gittiğimizde “Biz sizden bir şey istemeye gelmedik, biz size kendimizi anlatmaya geldik, bir ütopyamız var, bunu gerçek kılmaya çalışıyoruz. Siz bunun neresinde, nasıl durabilirsiniz?” dedik.
M.A.: Koşulsuz bir şekilde sanatı desteklemeyi anlattık. Çünkü sanatın, özellikle de çağdaş sanatın desteklenmesinin bir koşulu olamaz.
Ö.A.: Bazı taşları yan yana getirmeye çalıştık. Sadece özel sektörle, sadece yerel yönetimle, sadece devletle, sadece bireylerle olacak bir şey değil. Bütün bu taşların birbirini tamamlaması gerekiyor bağımsız bir kültür kurumunun yaşamasını sağlamak için. 

Sıradan bir vatandaş nasıl destekçiniz olabilir?
M.A.: Sıradan insanın en büyük desteği Garajistanbul’da olan etkinliklere bilet alarak takip etmesi olur. Eğer siz bir gün kendi bütçenizin yüzde 25’ini ya da 30’unu gişe gelirleriyle sağlayabiliyorsanız, bu Türkiye için devrim olur. Veya bunu yüzde 40’a çıkarabilirseniz olağanüstü olur. Bugün özel tiyatroların ya da özel kumpanyaların hiçbirinin gişe geliri genel harcamalarının yüzde yirmisini geçmiyor. Mesela bizi kimse aramasın davetiye istemek için. Gazeteci tabii ki tanıtmak için var ama ben çok iyi biliyorum ki o kontenjandan bazı geceler 20 tane davetlimiz oldu. 100-120 kişilik gösteri salonunun yüzde 20’sinin davetli olduğunu düşünsenize… 

Son dönemlerde Beyoğlu’nda alternatif sanat mekânları epey arttı. Nasıl bir rekabet ortamı söz konusu?
M.A.: Rekabetin tersine çok büyük bir zenginlik olduğunu düşünüyorum.
Ö.A.: İzleyici kitlesini çoğaltıyor bu durum, izleyici tek bir mekânda saklanıp kalmıyor. Rekabet şu olabilir: Tiyatro, dans, müzik, her ne yapıyorsanız, artık kötü iş yapma şansınız yok İstanbul’da. Bu şehrin sıradanlığa artık tahammülü yok. Her şey çok iyi olmak zorunda, müthiş bir rekabet var. Bu rekabet iyi olmak anlamında ama... İyi olmak zorundasınız...
M.A.: 2005 - 2006 yılında buralar tinerci sokağıyken, buralarda yürümek bile zorken, bugün Garajistanbul’un başlattığı yoldan çok daha büyük ya da küçük kültür kurumları İstiklal Caddesi’nde, yan sokaklarda veya apartman katlarında sanat üretiyorlar. Garajistanbul’un bu katkısından dolayı da gurur duyuyorum. 

İlk yılın mottosu ‘Zamanı geldi’, ikinci yılınki ‘Kendini yeniye bırak’. Peki, bugün?
M.A.: ‘Eğlencenin adresi yeniden Garajistanbul’. Çoklu bir eğlenceden bahsediyoruz. ‘Entertainment’, sazlı sözlü eğlence ya da hakikaten çok ağır bir drama. Hepsi bizim için eğlenceyi tanımlıyor. İnşaat girdi araya, üç-dört ay kadar küçük bir mola verdik. Dönerken, bu yıl ne yapacağız dediğimizde, ilk aklımıza gelen motto buydu.
Ö.A.: Mekânın yorgunluğunu aldık. Teknik olarak beş yılda yaşadığımız bazı şeyleri yenileme ihtiyacı duyduk. Vestiyer, sahnenin arkasına büyük bir kulis yaptırdık. Gişe sokağa taşındı. Girişte duvara bugüne kadar Garajistanbul’a destek olmuş bireysel destekçilerin adını yazdık, bir teşekkür duvarı yaptık. Bar yapıldı, yeme içme alanı tasarlandı. Balkondan seyir alanı yapıldı. Havuzun içi doldurulup, sergi mekânı olarak tasarlandı. En büyük yatırım ise mekânın ses sistemine yapıldı.

Garajistanbul’da bu ay ne var?
Sergİ:
Ona B. - Scandal In Paradise/ Turkish Delight´s (Ay boyu)

Konser
14, 21 Nisan, 22.00: Kafası Karışık Kontrtenor
20 Nisan, 22.00: Renaud Garcia-Fons
22 Nisan, 22.00: Pelican
30 Nisan, 22.00 Radio Moscow

Oyun:
9, 10, 16, 17, 20, 23, 24 Nisan, 20.30: Pragma