Emin Alper: Karanlık dönemler bizim gerçeğimiz

Emin Alper: Karanlık dönemler bizim gerçeğimiz
Emin Alper: Karanlık dönemler bizim gerçeğimiz
Venedik Film Festivali'nde jüri özel ödülü, Adana Altın Koza'da ise en iyi film ödüllerini kazanan politik gerilim 'Abluka' hakkında yönetmeni Emin Alper'le konuştuk. Filmin distopik atmosferiyle ilgili Alper, "Son 30-40 yıldır belli periyotlarda karanlık dönemlerin içine düşüyoruz. Pek çok açıdan distopyalara benziyor gerçekten. Demek ki distopyanın eşiğinde yaşıyoruz. Bazen de tam göbeğinde..." diyor.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

‘Abluka’ sanki bir ‘distopya’dan çok günümüzün sınırları içinde dolaşıyor. Bu konuda neler söylersin?
Günümüz koşulları bir distopyaya benzediği için olsa gerek... Son 30-40 yıldır, o da benim yaşım yettiği için öyle, belli periyotlarda belli karanlık dönemlerin içine düşüyoruz. Bu kâbusvari dönemler pek çok açıdan distopyalara benziyor gerçekten. Tam da bu nedenle aslında filmin distopik havasını yakalamaya çalışırken tümüyle gerçekliğe alternatif paralel bir dünya yaratmak yerine sadece var olanı birazcık abartarak o dünyayı inşa ettik. Filmde gerçekte olmayan çok az şey var. Çöp koklayarak bomba aramak bunlardan biri. Yahut geçmişte kalmış bir pratik olarak tüfekle köpek avlama. Ama bunlar dışında her şey gerçek. Ablukalar, o mahalle, o mahallenin gökdelenlerle kuşatılmışlığı, kaçak meyhane, gece kurulan çöp pazarı... Bunları sadece görselleştirirken ufak unsurlar ekleyerek biraz groteskleştirdik. Kısacası distopik bir dünya yaratırken bu kadar gerçekçi olmamız ve gerçek olaylara, mekanlara yaslanmamız ironinin kendisi zaten. Demek ki distopyanın eşiğinde yaşıyoruz. Bazen de tam göbeğine düşüveriyoruz. Yakın tarihimizin daha aydınlık dönemleri de oldu tabi. Ama tekrar böylesi kâbus ortamlarına düşmeyeceğimizin garantisini kimse veremiyor. Tedirgin bir biçimde yaşayıp gidiyoruz.

‘Tepenin Ardı’ metaforlarla örülüydü, ‘Abluka’yı da yine kimi metaforlar sarıp sarmalanıyor. Bu bağlamda metaforlardan azade, direkt olarak kaleye giden bir Emin Alper filmini ne zaman izleyeceğiz?
Eski bir forvet olarak hep kaleye odaklı oynamayı isterim! Filmlerimde de kaleye oynadığımı sanıyorum. Ama bence en şık goller direğe çarparak değer kazanan goller. Metaforların direkt kaleyi hedef almadığını düşünmüyorum. Dediğim gibi daha çok üst direğe çarptırarak gol atma çabası metaforlarla anlatmak. Belki fileleri havalandıran bir şut değil. Tam üst direkten çizginin üstüne düşen ve bu nedenle de “Çizgiyi geçti mi geçmedi mi” tartışmalarına neden olan... Kimilerinin “Böyle gol mü olur?” diyeceği ama bence son derece ince, şık goller. Hemen söyleyeyim, bence ‘Abluka’, ‘Tepenin Ardı’ kadar metaforik bir film değil. Ahmet’in hikâyesi dışında açık bir metafor yok hikâyede. Onun dışındakiler son kertede iki kardeşin dramatik hikâyesi. Bundan sonra metaforla flörtleşen projelerim de var, metaforlarla çok ilgilenmeyen projelerim de. Hangisiyle uğraşacağımı bilmiyorum şu an. Ama bu metaforculuk biraz yapıştı galiba. Ne yaparsam yapayım bir dahaki sefere, yine anlatacağım hikaye bir metafor olarak okunacak sanki.

Etkileyici ve sağlam 'Abluka'


FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN

Sinemasal yolculuğuna baktığında dertlerinin, siyasi ve sinemasal kaygılarının bu topraklardan kimlere daha yakın olduğunu düşünüyorsun? Ayrıca dünya sinemasından kendine yakın akrabalıklar hissettiğin isimler kim?
Yılmaz Güney de Nuri Bilge Ceylan da etkilendiğim isimler. Buna Zeki Demirkubuz’u da rahatlıkla ekleyebilirim. Aşırılık sevdası anlamında Metin Erksan’ı da dahil edebilirim. Dünya sinemasında da çok sevdiğim ve etkilendiğim isimler var. Epik filmleriyle Visconti, sorunsal sineması diyebileceğim sinemalarıyla her filmlerini bir mesele etrafında ören Kubrick, Haneke gibi isimler. Polanski gibi bir psikolojik gerilim üstadı. Fassbinder gibi bir provokatör. Bunlar peşinen sayabileceğim isimler. ‘Taviani kardeşler’in 1970’lerde çektiği politik filmleri de muhakkak saymalıyım.

Filmindeki siyasi erkin baş kaldıranlara karşı mücadelesini anlıyoruz da ‘Köpekler’le böylesi bir öldüresiye dertlerinin olmasının sebebi ne?
Onu sorma be abi. Bunun cevabını ben de bilmiyorum. Ama sokak köpeklerini çok seviyorum. Onların mazlumluğu herhalde beni çok etkiliyor. O yüzden onları hep mağdur çiziyorum.

Yabancı bir eleştirmen gece pazarı sahnelerinde ‘Blade Runner’ı hatırlamış. Buna ne dersin?
Hoşuma gitti tabii. ‘Blade Runner’, bu sahneyi hazırlarken kafamda canlanmıştı. Ama ‘Blade Runner’ın pazar sahnesi çok farklı. Gerçek anlamda fantastik ve hayal ürünü… Öyle bir prodüksiyon imkânımız olamazdı. Bizdeki çöp pazarı gerçek. Biz sadece yanan ateşlerle ve ışıkla ve yapım sonrası aşamasında renklerle oynayarak biraz daha grotesk bir hale getirdik o mekânı. Ama o sahnenin bile bu kadar gerçeküstü bir sahneye benzetilmesi çok hoşuma gitti tabi.

Venedik'te 'Abluka'ya büyük övgü: Çok güçlü

Mehmet Özgür’le Tülin Özen zaten bildiğimiz üst düzey oyuncular, Berkay Ateş nasıl keşfedildi? Ayrıca Müfit Kayacan da çok iyiydi…
İkisini de bana cast direktörümüz Ezgi Baltaş tanıttı. Berkay’da karar kılmadan önce çok uzun bir deneme süreci yaptık. Çok yetenekli oyuncular geldiler, sağ olsunlar, uzun saatler süren deneme çekimlerine katıldılar. Bu çekimleri tekrar tekrar izleyip en sonunda Berkay’da karar kıldım. Çok da memnunum verdiğim karardan. Müfit abiyi de Ezgi tanıttı bana. Onda ise karar vermek çok kolay oldu. Youtube’da dolaşan bir videosu var onun. Bayağı da izlenmiş bir video. Onu görünce tamamdır dedim. İlk deneme çekiminde de kararımı verdim.

'Umut veren genç'ten çok daha fazlası!

Coni (filmin ana köpek karakteri) rolündeki ‘Şanslı’nın hakkını da yemeyelim, ondaki üstün performansın sırrı neydi?
Kurgu. İşin sırrı kurguda. ‘Şanslı’ eğitimli bir köpek değildi. O yüzden bizi çok zorladı. O izlediğiniz görüntüler saatlerce süren çekimlerden çıkarabildiğimiz saniyelerle ortaya çıktı. ‘Şanslı’nın tipi çok hoşuma gittiği için onu oynattım. Umarım ileride kendini oyunculuk alanında da geliştirir!