Emrah Serbes, sonunda 't' yok!

Emrah Serbes, sonunda 't' yok!
Emrah Serbes, sonunda 't' yok!
Gezi ve sonrasında hükümete yönelik eleştirileriyle yeni kuşağın muhalif tavrını, esprili üslubunu temsil eden Emrah Serbes için söylenecek önemli sözlerden biri cesur olmasıdır. Kitaplarında olay örgüsü süslenmeden gerçekçi bir üslupla aktarılır. Gülmek, düşünmek, Gezi'yi anlamak, insanı anlamak için Deliduman'ı okumalısınız.
Haber: FİLİZ ELMAS - elmasfiliz@gmail.com / Arşivi

Emrah Serbes’in yeni kitabı ‘Deliduman’ haziran ayında yayınlandı. Serbes, 1981 yılında Yalova’da doğdu, turizm işletmeciliği eğitimini yarıda bırakarak AÜ Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nü bitirdi. Okurları onu ‘Her Temas İz Bırakır’ ve ‘Son Hafriyat’ isimli iki Behzat Ç. romanı ve bu romanlarından uyarlanan TV dizisi ve sinema filmleriyle daha da yakından tanıdı.
Yazarın Behzat Ç. romanları başarılı bir polisiye olarak nitelendirilebilir. Ama bence kitapların en önemli başarısı, olayları siyasi bir çözümleme içinde okura aktarmasıdır. Muhalif bir çizgide gerçek yaşam öykülerini anlatan yazar, Behzat Ç.’de çoğu toplumun dışına itilmiş, uçlarda yer alan insanları sade bir dille anlatır. Böylece romanlarında okurun karakterlere daha da yakınlaşmasını sağlar. Kısaca Emrah Serbes, toplumsal ortama eleştirel bir üslupla yaklaşmayı yani polisiye bir öykü içinde toplumsal çözümleme yapmayı başarır.
Behzat Ç. romanlarının Ankara ’da geçmesi, Ankara’da yaşadığım için, benim açımdan ayrı bir anlam da ifade ediyor. Romanları okurken her Ankaralı gibi tanıdık yerleri hatırlamanın, tanıdık insanları görmenin sıcaklığını hissederek mutlu oluyorum.

Emrah Serbes’in ‘Erken Kaybedenler’ ve ‘Hikâyem Paramparça’ adlı hikâye ve seçkileri 2009 ve 2012 yıllarında yayımladı. ‘Erken Kaybedenler’ onlu yaşlarında genç erkeklerin, kızgın ve kırgın dünyasını anlatır. Yazar, kitapta yer alan sekiz öyküde yer alan erkek çocuklarını aileleri, aşkları, korkuları ile tanıdık bildik bir pencereden hepimize aktarır. Süsleyip sofistike kılma gayretine girmediği kahramanları aracılığıyla büyümenin zorluklarını ve yaşamı anlama çabasını inceler. Kitapta yer alan ‘Denizin Çağrısı’ öyküsünde bu durum şu cümlelerle ifade edilir: “Annem valizi tekrar açamayacağını söyledi, babam geç kalacağımızı belirtti. Ağlamaya başladım. Güzelim kamyon dururken kıytırık kovayı tercih etmenin siniriyle kafamı yumrukladım yedi sekiz dokuz sefer. Babam ‘Git getir şu kamyonu,’ dedi. Annem söylene söylene valizi açtı. Sekiz yaşında olmak berbat bir şey, bir şeyi kabul ettirmek için illa ağlamak mı gerekiyor, yırtınmak mı gerekiyor? İnsan gibi isteyince neden niye açmıyorsunuz valizi?”
Öykülerde kahramanlar, kendi doğallığı içinde ve kendilerine ait bir dille konuşurlar. Bu nedenle tüm erkek çocuklar gibi onlar da ebeveynleri ile tartışır, küser ve hatta küfrederler. Yazar için küfür kullanımı yaşadığımız toplumda kadına, erkeğe kısaca insana yakın duran esprili bir yaklaşımdır. Bu nedenle Serbes’in yazım üslubunu erkek egemen olarak niteleyenler de var ama ben bu görüşe katılmıyorum. Bence yazar bu yolla topluma ayna tutuyor ve okura kadın ya da erkek “İşte buyuz, bu haldeyiz” diyor.

‘Hikâyem Paramparça’da yer alan metinler iki ayrı bölümde toplanmış. Birinci bölüm ‘Afili Parçalar’ adını taşıyor ve çoğu Afili Filintalar adlı blokta yer alan yazılardan oluşuyor. İkinci bölüm ise ‘Galip İşhanı’ adını taşıyan bir hikâye. Kitapta “Kaç kişi olduğumuzu bilemeden uzanmıştık o karanlıkta, yanımızdaki ölülerle birlikte uzanmıştık. Karanlıkta nüfus sayımı şöyle yapılır: Yaşayanlar bir sigara yakar” cümlesiyle ifade edildiği gibi yaşam ve ölüm ya da “Bir istek başka bir isteği doğuracaksa ve biz sonunda hep mutsuz olacaksak neden hâlâ istemeye devam ediyoruz? Bilinmiyor... Mutluluk bir vazgeçiştir ve çok ender rastlanan bir ruh dinginliğidir” ifadesindeki gibi mutluluk ve daha bu yazıya sığmayacak kadar çok tema ele alınır.
Bu kitapta yazar Emrah Serbes mesleği hakkındaki düşüncelerini de açıklar: “Yazarak ayakta kalacaktım, yüklerimi atıp hafifleyecektim, dertlerimden kurtulacaktım. /.../ Şimdi dönüp bakıyorum da manzaraya. Evet beni ayakta tuttu yazmak. Ama o kadar. Ne bir yükümü atabildim ne bir derdimden kurtulabildim. Kendimi daha fazla üzmekten başka bir işime yaramadı yazmak.”
Serbes için ‘felsefenin duru üslubu’ demek yanlış olmaz. Benim için yazdıklarını ilginç kılan da bu yazım ustalığıdır: “Birine ne anlatacağınızı uzun uzun düşündüğünüzde hiçbir şey anlatamaz olursunuz ya, birine ne anlatmayacağınız uzun uzun düşündüğünüzde de öyle olursunuz. Sessizliğin ne kadar kuvvetli ve yaralayıcı bir şey olduğunu da belki en çok o zaman idrak edersiniz. En doğal haliyle. Kıyameti büyük bir gümbürtü olarak tasavvur ediyorlar ama bence sonsuz bir sessizlik olmalı. Kıyamet, dünyadaki bütün bu şamataya son verecekse eğer bunu ancak sessizliğin ezici gücü ile yapabilir. Her şeyi ezebilecek tek güç sessizliktir.”


Gezi Direnişi ve sonrasında hükümete yönelik haklı eleştirileriyle yeni kuşağın muhalif tavrını, esprili üslubunu temsil eden Emrah Serbes için söylenecek önemli sözlerden biri de cesur olmasıdır. Son romanı olan ‘Deliduman’da bir kıyı kasabasında başlayan olayları Gezi Direnişi ile bütünleşerek aynı cesur bakış açısını sunuyor. Diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitapta da felsefi ama duru yaklaşım söz konusu:
“Sevdiğiniz biri size hayallerini anlatmıyorsa onun rüyalarını yorumlamaktan başka seçenek kalmaz elinizde. Bir şeyi çok isterseniz rüyasını görürsünüz çünkü. Deyimi bile vardır, rüyanda görürsün.”
“Her insanı seven birileri bulunur çünkü, budur dünyada kalan son adalet kırıntısı.”
Kitapta olay örgüsü süslenmeden gerçekçi bir üslupla aktarılıyor. Kız kardeşini TV’de bir yetenek programına götüren ve yine genç bir erkek kahraman olan Çağlar’ın çevresinde gelişen olaylarda, toplumsal kesitlerden çok farklı insanlar yer alıyor. Belediye başkanı olan bir dayı, kocası tarafından terk edilmiş bir anne, Gezi Direnişi’nde aktif rol oynayan solcu bir baba, lisede okuyan farklı pek çok genç, küçük yerlerdeki tanıdık esnaflar ve bir kız kardeş. Kız kardeş hakkındaki algıyı yazmak istemiyorum. Romanı okuduğunuzda sürprizi göreceksiniz.

Serbes, farklı insanların gözünden toplumsal altyapıyı anlatıyor ve okura eleştirel, alternatif bir bakış sunuyor. Romanda Çağlar’ın sözleriyle ifade edildiği gibi, “Krallar asla tartışmaz. Güldüm. Hayatımda duyduğum en doğru laftı. Hangi açıdan bakarsanız, hangi görüşte olursanız olun doğruydu. İster monarşiden yana olun, ister meşrutiyetten, ister cumhuriyetten, isterse okul kitaplarında öğretilmeyen başka bir yönetim biçimi varsa ondan yana olun, yine de doğruydu. Krallar asla tartışmazdı. Bir eleştiri olarak da söyleyebilirsiniz bunu, övgü olarak da. Dokuz yaşında bir kız söylüyordu bunu, benim kız kardeşim.”
‘Deliduman’da beğendiğim, güldüğüm, yazarın zekâsını takdir ettiğim bir diğer nokta da örgüt, kurum ya da topluluk isimleriydi. Örneğin, Ağaç Diye Geldik Az Kaldı Devrim Yapıyorduk Dayanışması, Sağdan Al Soldan Ver Market, Çüklülerin Söylediği Hiçbir Şeyi Yapmak Zorunda Değilsin Şekerim Kolektifi gibi... Gülmek, düşünmek, Gezi’yi anlamak, insanı anlamak için Deliduman’ı okumalısınız.
Gezi’nin ardından bir yılı bitirdik. Bu sürecin ardından bizde Emrah Serbes gibi “Varsın perde kapanırken bir tek mutlu insan kalmasın bu sahnede. Gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıktığında her yer kararmış olsun. En son hakikat onu en çok hak edenin olur” inancıyla “Sağlam kalan parçalarımızı toplayıp kör bir kararlılıkla yolumuza devam” edeceğiz.