En çok öğrencilerim izlerken geriliyorum!

En çok öğrencilerim izlerken geriliyorum!
En çok öğrencilerim izlerken geriliyorum!
'Tesir'deki rolüyle Afife Ödülleri'nde 'En Başarılı Kadın Oyuncu' seçilen Aslı Yılmaz, İ.Ü. Devlet Konservatuvarı'nda yardımcı doçent. Eski öğrencisinin yönettiği, yine eski öğrencileriyle rol aldığı oyunun provalarında en çok duyduğu söz "Hocam kendinizi hiç beğenmiyorsunuz, yapmayın böyle!" olmuş... Çocukken girdiği AKM koridorlarından Afife'ye uzanan öyküsünü Aslı Yılmaz'dan dinledik...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Bugün bir sanat enkazı, daha fenası bir polis karakolu haline gelen AKM’nin her odasından başka bir sesin yükseldiği yıllar. Seksenlerin ortası. Küçük bir kız çocuğu, sekiz yaşında, annesinin müdür yardımcısı olarak mesai yaptığı odasına gidecekken yolunu şaşırıyor. Başını uzattığı kapının ardında Can Gürzap, yönettiği ‘Julius Caesar’ oyunu için prova almakta. “Afedersiniz” diye usulca geri çıkacakken Gürzap’ın “Gel bakayım sen buraya” sesiyle kendini içeride buluyor. Sonra da o gün provası yapılan oyunun içinde. Sonra da günler, geceler boyu, sayısız oyunla birlikte AKM’nin sahnelerinde…
Yanlışlıkla girdiği odadan ‘çocuk oyuncu’ olarak çıkan, ilk oyununda ipleri çözülmüş ayakkabısını, seyirciye arkasını dönüp bağlayınca, “Hah, sahnede rahat, bu çocuktan oyuncu olur” yorumunu alan Aslı Yılmaz, pazartesi gecesi Afife Tiyatro Ödülleri Töreni’nde ‘En Başarılı Kadın Oyuncu’ olarak sahnedeydi… Dilinde kendi deyişiyle ‘milyonlarca teşekkür’, kızıla boyalı saçlarından ve mavi gözlerinden yayılan hakiki bir ışıltıyla… O gece en çok öğrencilerine teşekkür etti; rol aldığı, Siyah Beyaz Renkli grubunun yapımı olan ‘Tesir’de birlikte çalıştığı eski öğrencileri, şimdilerde sahne arkadaşı olan ekibe…

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda hoca olduğunu öğrenmiştim ama eğitmen kimliğini oyunculuk kimliğinden çok daha özel bir yere koyduğunu, sahnedeyken de en büyük heyecanı öğrencileri tarafından izlenirken yaşadığını tahmin edemezdim… Mezun olduğu okulda yrd. doç. unvanıyla diksiyon ve oyunculuk dersleri veren Aslı Yılmaz dört senedir tiyatro yapmıyormuş, bu aranın üstüne rol aldığı ilk oyunla da Afife jürisinin dikkatini üzerine çekmiş oldu. Önceki gece Aslı Yılmaz’ı ‘Tesir’de izlerken, jürinin onu aday göstermesine, sonra da tercihini ondan yana kullanmasına içtenlikle hak verdim kendimce. Bir antidepresan deneyinde tanışan iki gencin pek eğlenceli, seyir zevki yüksek öyküsünde deneyi gerçekleştiren doktor olarak sahnede Aslı Yılmaz. Kendisi de depresyondan mustarip ve kendini sürekli kontrol altında tutmaya çalışan doktor rolü için, duruşuyla da sesiyle de gözünüzü dikerek izleyeceğiniz, keskin ama incelikli hatlara sahip bir karakter yaratmış.

Pazartesi gecesi törende ismi anons edildiğinde şaşırmış. Diğer adayları tebrik, üstünde emeği olan hocalara ve jüriye teşekkürün ardından sözü birlikte çalıştığı, aslında onu dört sene sonra yeniden tiyatro yapmaya bir anlamda ‘ikna eden’ öğrencilerine getirmiş: “Bilin ki bu tiyatro ilk kurulduğunda, kurucuları henüz konservatuvar ikinci sınıf öğrencisiydi, dedim. Çağrı Şensoy ve Salih Bademci dokuz yıl önce kurdu Siyah Beyaz Renkli’yi. ‘Cep harçlıklarıyla başladılar, dokuz yıldır fedakarca mücadele ediyorlar, bu değerlendirmenizin onları ve onlar gibi tiyatroları daha görünür kılacağını umuyorum, müteşekkirim bu açıdan’ dedim. Oyun ekibine tek tek teşekkür ettim. Salih’e (Bademci) özel olarak ‘Şakaların ve o bitmeyen taklitlerin olmasa depresyonda olan birini nasıl oynardım bilmiyordum’ diye... Çağrı’ya da (Şensoy) ‘Arayan sen olmasaydın kaçmıştım, bu sene sahnede değildim, dolayısıyla burada da değildim. Burada olmamın en önemli vesilesi sensin. Bunu söylemek bana gurur veriyor’ dedim. ‘Seninle her şey iki kat anlamlı’ diyerek eşime ve geçen sene kaybettiğimiz, kendisi de oyuncu olan kayınvalideme teşekkür ettim. Sahne tasarımcımızın annesine teşekkür ettim. Prömiyer günü, hiç unutamayacağım bir görüntüydü: Sahne ve ışık tasarımcımız Emir Uğurçağ’ın annesi gelmiş, üstelik hastaymış, dikiş makinesini kurmuştu.  Perdeler kısa kalmış Afife Jale Sahnesi’ne, onları dikiyor. Bazen gücüm kalmadığını düşündüğümde aklıma o an gelir, ‘Hadi yürü’ derim.”

ÇOCUKLUĞU AKM’DE GEÇTİ
Aslı Yılmaz’a ilk ‘Hadi yürü’nün Can Gürzap’tan geldiğini söylemiştik. Ama aslında içine doğduğu; AKM’de çalışan anne ile eğitimini aldığı hukukla değil de belgesel ve metin yazarlığıyla meşgul, müziksever bir babanın kurduğu, ‘başka türlü bir hayata’ açık ailesi, ona esas ‘Yürü’ diyen… ‘Tiyatro mikrobu’ da bir kez girdi mi bünyeye temizlenmesi pek mümkün olmuyor, malum! Haliyle sekiz yaşından sonra hız kesmeden sürmüş Yılmaz’ın tiyatro öyküsü. Bugünkü halini gördükçe çok üzüldüğünü söylediği AKM, çocukluk ve ilk gençlik yıllarının ana üssü gibi. AKM’ye birkaç dakika mesafedeki okulu Atatürk Lisesi ile sahne arasında mekik dokumuş okul hayatı boyunca. Şimdi oyuncu yetiştirmekteki emeği, sahne için harcadığı emekten daha kıymetli bulduğundan bahsetse de o zamanki hayaller bambaşka: “Geceyarısı eve dönüp sabah derse giderdim. O zamanlar çok heyecanlıydım… Lisedeyken ‘Tiyatroyu değiştiririm, Türkiye tiyatrosuna metinler yazarım, bambaşka oyunlar yaparız arkadaşlarımızla’ gibi hayallerimiz vardı. Dizilerde oynamayacağım falan derdim… Sahnede olmayı çok seviyordum.”

'KONSERVATUVARI ‘ŞÖHRET’ DİZİSİNDEKİ GİBİ SANIRDIM'  
Çocukken ‘balerin ve astronot’ olmak istermiş aslında. Ama sahneyle tanıştıktan sonra ilk ve tek hedefi konservatuvar olmuş. İlk denemede başarılı olmuş da. Öyle ki o zamanlar iki aşamalı olan sınav sisteminde ikinci aşama olan ÖYS’ye girmeyi unutmuş. “Annem bir sabah uyandırdı, ‘Kalk kızım bugün sınavın var!’ diye…”
‘Fame’ dizisinden ithal hayallerle girdiği konservatuvarı beklediği gibi bulmamış olsa da müthiş isimlerin tedrisatından geçtiği için mutlu: “Başta hayal ettiklerimizle sonradan karşılaştığımız şeyler farklı oluyor tiyatro mesleğinde. O konservatuvara girerken hayal ettiğiniz çok başka şeyler… Fame (Şöhret) dizisi vardı; kan, ter, gözyaşı, insanlar boğuşuyor, hocalar harika… ‘Şöhret’ dizisi gibi düşünüyordum konservatuvarı. Çok iyi hocalarım oldu; Yıldız Kenter, Mehmet Birkiye, Suat Özturna, Engin Uludağ’ların öğrencisiyim. Ama buna rağmen hayallerimi tutturamadım, beklentim çok yüksekti. İyi bir öğrenciydim, hocaların da sevdiği bir öğrenciydim ama daha içten, daha samimi, daha insanların birbirine destek attığı bir ortam bekliyordum. Ama kişisel kaygılar bazen tiyatral kaygıların önüne geçiyor…”

‘HOCAM ŞU TEKSTE BAKAR MISINIZ?’
Konservatuvar ertesi oyunculuk yüksek lisansı yapmak üzere iki sene Londra’da okuyor, sayısız oyun seyrettiği, “bir dünya workshop”a katıldığı aylar… Parası tükenince İstanbul’a dönüp okulunda tamamlıyor eğitimini ve hocaların teklifiyle okulda eğitmenlik yapmaya başlıyor. O gün bugündür de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın hocalarından. Londra dönüşü altı sene kadar Şehir Tiyatroları’nda görev alıyor, çocukluk yıllarının geçtiği İstanbul Devlet Tiyatroları sahnelerinde de iki sene misafir oyuncu olarak yer alıyor. Bir yandan ilki 12 yaşındayken rol aldığı TRT dizisi ‘Öncüler Kulübü’ olmak üzere pek çok dizide rol alıyor. Diksiyon konusunda teorik bir çalışma hazırladığı yüksek lisans tezi ve Türkçe’nin fonetiğine dair titiz bir çalışmanın ürünü olan doktora tezini hazırlıyor, öğrenciler yetiştirmeye devam ediyor… Üç sene önce dünyaya gelen kızı Elif’le daha yoğun vakit geçirmeyi, eğitmenliğe yoğunlaşmayı tercih ettiği bir dönem geçiriyor. Ta ki eski öğrencisi, aynı zamanda arkadaşı Çağrı Şensoy’dan “Hocam şu tekste bir bakar mısınız?” ricası gelene kadar: “Tesir’in tekstini okudum ve çok sevdim. Bizim için nispeten yeni bir konu. Aslında depresyon ve ilaç kullanımı meselesi bilim dünyasında epeydir tartışılıyor. Ama bizdeki tartışmalar biraz daha yüzeysel gidiyor. Bu ciddi konu bence çok iyi anlatılıyor metinde, Lucy Prebble çok iyi bir yazar. ‘Bunu mutlaka yapın’ dedim Çağrı’ya. O da ‘Hocam ben teksti size bunun için değil, kadın rolü için yolladım’ dedi. Hiçbir konuda ısrarlarına dayanamadığım insanlardır…”

DEPRESYON ROLÜ İÇİN BOL GAZETE OKUMAK…   
Rolü ilk okuduğumda hayalinde görmüş ama oyunun genç yönetmeni Çağrı Şensoy’un hayaliyle kendisininkini buluşturmak için çabalamış: “Ben daha duru bir şey arıyordum, o daha tempolu birini arıyordu, önce orada buluştuk. Bir de ben çok sözünü dinledim onun. Belki başkası olsa dinlemeyebilirdim ama öğrencilerinizle iş yapıyorsunuz, susmalıyım!” (gülüyor)  
‘Tesir’ için psikiyatristlere de danışmış depresyonu da araştırmış: “Gördüm ki depresyon söz konusu olunca tek bir bir tip, tek bir tarz yok. Tipik bir delirmiş kadını oynamak istemedim. Depresyon biziz çünkü, her günkü halimiz... Bir taraftan kadın kontrollü de bir kadın… Depresif insanlarla çalışan, onlara ne yapması gerektiğini söyleyen biri; zorluğu da tam orada… Genelde hep ‘Çağrı iyi değildi’ diyordum, ‘Hocam iyiydi, sizin hissettiğinizle bize geçen arasında fark var’ diyordu bana… Çocuklar tarafından bayağı bir yaftalandım ‘Hocam hiç beğenmiyorsunuz kendinizi, yapmayın böyle’ diye… Ama yanlış anlamayın, onları çok beğeniyorum, hep!”
‘Tesir’de bir antidepresan deneyini yürütmekte olan, çok kontrollü bir doktoru oynuyor Yılmaz. Ama sonrasında karakterinin de ağır depresyonda olduğu çıkıyor ortaya. Çeşitli araştırma ve görüşmeler bir yana, depresyonda birini oynayabilmek için sadece gazete ve dergi okuması yeterli olmuş: “Onlara bakıyorum, moralim bozuluyor, dünya haline bakıyorum, bayağı geriliyorum. Çok kolay burada depresyona girmek…”

EN ÇOK ÖĞRENCİLERİM İZLERKEN GERİLİYORUM
Aslı Yılmaz ile buluşma vesilemiz ödül ama konuştukça; oyunculuk konusunda kendisine karşı gayet acımasız olduğunu fark ediyorum. Hissettiklerimi onaylıyor: “Kendime karşı acımasızımdır maalesef. Belki de bu role özgüdür. Ama genelde kendime karşı öyle olduğumu söylerler… Konservatuvara girdikten sonra daha iyisini arama hissi başladı bende ama bence hocalığın etkisi var. Çok iyi eleştirmenler, usta isimler, oyuncular, dostlarım seyretti ama hiçbir zaman öğrencilerim geldiği zamanki kadar gerilmiyorum, o başka bir şey…” Hocalık yapmayı “Çok gurur verici” olarak anlatıyor: “Bir sürü rol oynayabilirsiniz ama bir öğrencimi orada görmek çok başka bir şey. Hocalıktan çok zevk alıyorum, ondaki emeğiniz başkası için. Diksiyon hocalığı da yapıyorum ama oyunculuk, sahne dersi çok rahat ettiriyor beni.”
Oyunun yönetmeni Çağrı Şensoy sormuş geçenlerde, “Benim gibi sevdiğiniz bir öğrenci daha sorarsa oynamanızı?” diye, “O zaman yaparım” demiş Yılmaz. Umarız sorarlar diyelim… ‘Tesir’i izledikten sonra ne demek istediğimi anlayacaksınız…