Endişe duymadan olmaz

1980'lerin kültür değişimini anlattığı 'Vitrinde Yaşamak'la yazınımızda yeni bir bahçe açan; 'Yer Değiştiren Gölge', 'Ev Ödevi' ve 'Kötü Çocuk Türk'le bu bahçeyi büyüten Nurdan Gürbilek'in yeni kitabı 'Kör Ayna, Kayıp Şark' Metis Yayınları'ndan çıktı.
Haber: DERVİŞ ŞENTEKİN / Arşivi

İSTANBUL - 1980'lerin kültür değişimini anlattığı 'Vitrinde Yaşamak'la yazınımızda yeni bir bahçe açan; 'Yer Değiştiren Gölge', 'Ev Ödevi' ve 'Kötü Çocuk Türk'le bu bahçeyi büyüten Nurdan Gürbilek'in yeni kitabı 'Kör Ayna, Kayıp Şark' Metis Yayınları'ndan çıktı. Kitapta, şimdiye kadar işlenmemiş bir konuya, 'edebiyat ve endişe'ye yeni açılımlar getiren Gürbilek'le 'Kör Ayna, Kayıp Şark'ı konuştuk...
Yazarın endişesi yazdığına, ve okuruna geçmeli mi?
Yazar istese de istemese de yazdığına aktarır endişesini. Eğer bir endişesi, bir sıkıntısı varsa tabii. Önemli olan, yazarın yapıtında bu endişeden bir an önce kurtulmaya mı çalıştığı, yoksa yapıtında endişeye, tereddüde, açmazlara yer verebilecek zenginliğe mi ulaştığı. Benim sevip, önemsediğim yapıtlar, ikinciler. Kitapta daha çok modernleşme sürecine eşlik eden endişeleri ele aldım: Yabancıdan etkilenme endişesi, cemaate yabancılaşma kaygısı, züppeleşirim korkusu, kadınsılaşma endişesi, çocuksulaşma sıkıntısı...
Bu içsel endişelerin çoğu zaman ulusal-kültürel endişelerle nasıl iç
içe geçtiğini anlamaya çalıştım. Edebiyatta endişe hep var. Ama iyi yapıtlar, endişeyi bir an önce savuşturanlardan değil, endişeyi doğuran açmazı tüm romanına yayabilenlerden, bir bakıma endişeye tahammül edebilenlerden çıkıyor. Endişe doğuran sorunu başkalarının şahsında alaya alan ya da buradan ibret hikâyeleri çıkaranlardan değil, bu problemin aynı zamanda yapıtın kendi problemi olduğunu görenlerden çıkıyor. 'Mai ve Siyah', 'Aşk-ı Memnu', Tanpınar'ın 'Huzur'u, ve özellikle denemeleri, eleştiri yazıları böyledir. Oğuz Atay, Bilge Karasu böyledir...
Bugün bu endişe var mı? Yazan, yazılan, okuyanda...
Tabii bir Doğu-Batı sorununu, bunun doğurduğu endişeleri bizim Tanpınar, Peyami Safa ya da Cemil Meriç kadar yoğun yaşamadığımız açık. Peyami Safa bu sorunu "Türk ruhunun en büyük işkencesi" olarak tanımlıyordu. Tam bir ruhsal eziyet. Biz bunu bu boyutlarda yaşamıyoruz, ama illa Doğu-Batı sorunu olması gerekmez, edebiyatta endişe hep var. Ama edebiyatın artık daha külfetsiz, meselesiz olduğunu kastediyorsanız, evet bu yönde güçlü bir eğilim de var. Ama bu kaygısızlıktan iyi yapıtlar çıkmıyor bence...
Kitapta önemli bir yer tutan Tanzimat ve Cumhuriyet dönemi romancıları bugün yeni yeni keşfediliyor. 'Kör'lük ve 'kayıp'ı biraz açarsak...
Aynanın 'kör'lüğü benzetmesini büyük ölçüde Tanpınar'dan aldım. Durgun suyu andıran, billur gibi parlak, yansıtıcı, munis aynalarla doludur Tanpınar'ın yapıtları. Ama aynı zamanda kör, kırık, paslı, boş aynalarla da doludur. Müthiş bir tamlık özlemi, aynı zamanda müthiş bir yarım kalmışlık duygusu...
Ayna, aynı zamanda göz demek, pınar demek, kişiye kendi imgesini, kendi bütünlüğünü yansıtan şey demek... Beni ilgilendiren şu sorularla yola çıktım: Tanzimat ve Cumhuriyet romanının birçok örneğinde ayna neden hep züppeliğin; çocuksu ve kadınsı 'dandini bey'in işareti olarak romana giriyor? Yazar aynanın çağrıştırdığı narsistik içerikle nasıl baş ediyor? Halit Ziya'da, Tanpınar'da bu nasıl değişiyor
Şark'ın 'kayıp'lığına gelince. Neden ilk Tanzimat yazarlarının erillikle, erkeklikle, fetih hülyasıyla ilişkilendirdikleri Doğu zamanla kudretsiz ihtiyar âşığa, örneğin Peyami Safa'da mistik bir anneye, ya da Tanpınar'da kadınsı bir ruh diyarına, yitirilmiş anneye dönüşüyor?
İlk dönem romanlarda birer karakter olarak yer alan, okuyan kadın bugün kanlı canlı. Roman okurunun çoğunluğunu kadınların oluşturduğu söyleniyor...
Bu konuda bir istatistik var mı bilmiyorum, ama eğer var diyorsanız, herhalde roman okumanın daha 'feminen' bir şey olarak görülmesinden olsa gerek. Ama beni bu kitapta ilgilendiren neden kadınların daha çok roman okuduğu, ya da romanın neden 'kadın ruhu' denen şeye daha çok hitap ettiği değil. Kesinlikle bu değil. Tersine, roman okuyup etkilenen kadının ya da aşırı etkilenmiş kadınsı züppenin romanlarda nasıl erkek yazarın kendi etkilenme endişesini, kendi kadınsılaşma endişesini, kendi efemineleşme korkusunu savuşturmak için kullanıldığını anlamak.