Engin Günaydın: 30'a yakın yeğenim var, bu bende sinir yapıyor!

Engin Günaydın: 30'a yakın yeğenim var, bu bende sinir yapıyor!
Engin Günaydın: 30'a yakın yeğenim var, bu bende sinir yapıyor!
"Vavien"den sonra ikinci kez kendi yazdığı senaryo ile sinema seyircisinin karşısına çıkıyor Engin Günaydın. Oyuncu, "İçimdeki Ses"i ve özel hayatıyla ilgili aldığı yeni kararları Hürriyet Kelebek'ten Neslihan Akdaş'a anlattı.

 “Vavien” ve “Yeraltı” ile ödüller aldınız. “İçimdeki Ses” yeni ödüller getirecek mi?

Senaryo, yönetmen, sanat ve görüntü yönetmenliğinde ödüllere adayız bence... En iyi kadında da iddiamız var.

Leyla Lydia Tuğutlu’yu daha önce yan rollerde gördük. Şimdi başrol oyuncusu olarak karşımızda. Gelecek vaat eden bir oyuncu mu?
Leyla kendini geliştiren, konsantrasyona önem veren, dikkatli, oyunculuğunu sorgulayan biri. İlk başta daha yıldız isimlerle çalışmayı planladık. Ancak sonra bu filmde oynayacak kişinin filmle yıldızlaşmasına karar verdik. O yüzden ünlü biri yerine gelecek vaat eden bir ismi tercih ettik. Sonuçta istediğimiz oldu. 

Bu hafta iki yerli film daha vizyona giriyor. Gişe beklentiniz nedir?
Filmi izleyenler gişesinin bol olacağını söylüyor. Bu beni çok sevindiriyor. Çünkü önümde senaryosu hazır ama yüksek maliyetli bir filmim daha var. Adı “Ağlamak Yok”. Eğer iyi bir gişe olursa “Ağlamak Yok”un önü hemen açılacak. Bir de tabii ki “Hücreler” adlı büyük prodüksiyonlu tiyatro projem var. Yapmayı planladığım diğer proje ise “Sonra radyo, sonra oratoryo, sonra çıkmaz sokak”...

“İçimdeki Ses” rol aldığınız “Yeraltı”, “Vavien”, “Yazı Tura”dan oldukça farklı. Bir romantik komedi ve gişe filmi...
Seyirciyle ilişkisi çok yüksek bir film diyebiliriz. Kendi dünyasında kaybolmayan, seyircinin ruh dünyasını çok önemseyen bir film. Bunu yaparken de ucuzluğa kaçmayan, hikayesi özgün olan bir yapım. Hollywood’da gördüğümüz romantik komediler tadında. Benim rolümü Hugh Grant, Leyla’nınkini Cameron Diaz oynuyor diye düşünün. “İçimdeki Ses” özgün, samimi bir İstanbul filmi.

Filmdeki Selim karakteriyle benzer yönleriniz var, değil mi?
Evet, oynadığım karakter benim biraz da. Kendi içimdeki kargaşayla ilgili bir film; “Acaba ben nasıl bir karakterim” diye sorguluyorum. Gelgitler yaşayan, dünya güzeli bir sevgilisi olan ama buna inanamayan biri. Aslında bu karakteri “O Hikayedeki Mal Benim” adlı gösterimde tarif ediyordum. O zamanlar çok düşünmüştüm bu karakteri sinemaya nasıl uyarlayabilirim diye. Sonunda buldum ve uyguladım.

Selim’in özgüven problemi var, ya sizin?
Bu her zaman var. Bir kız benimle ilgilendiğinde “Allah Allah” gibi bir durumum oluyor. Bu bende bir güvensizlik de yaratıyor. Bence çok beğenilecek biri değilim, avantajım ünlü biri olmam. Ben kendimi beğenmem. Vücudumu görmekten nefret ederim. Şunu diyesim var hep: “Bıktım usandım kendimden!”

Daha yakışıklı bir adam olsaydınız daha mı farklı biri olurdunuz?
Kesinlikle öyle. Küçükken şişkoydum. Bir gün yakın arkadaşım Tipitip’le okulun camlarını indirdik. Okulun hademesi peşimize düştü. Tipitip zayıf, kaçtı gitti. Ben dombiliydim, yakalandım. Kendimi beğenmem. Bir yere girdiğimde kapıya yakın otururum. Konuşma izni olmadan asla konuşmam. Sus pus hayal kurarım kendi kendime. Herkesin kendi alanı var. O alana girip rahatsızlık vermek istemem. Ama bana karşı taraftan bir talep varsa bu fırsatı iyi değerlendiririm. Bir başkasıyla yakın iletişim kurmak demek hem mesleğim anlamında hem de oluşumumla ilgili bilgi verme açısından çok önemli. Dertleşmek için beni arayan olur ama ben birini arayamam. 

Başrolünü oynadığınız “Galip Derviş” ekrana veda etti. Yakın zamanda bir televizyon projesi var mı?
Televizyonu bırakıyorum. Yıllarca şunu sordum: “Ne zaman özgür olacağım?” Çünkü dizi demek başkalarının programını uygulamak demek. O programı ben 20 senedir uyguluyorum. Televizyon bizim için okul gibi oldu; biz özel televizyon çocuklarıyız. Buranın mezun verme zamanı geldi. “Artık mezun oldum, sinema ve tiyatro yapmalıyım, öğrendiklerimi bu alanda hayata geçirmeliyim” psikolojisindeyim aslında. Televizyona veda zamanı geldi. Aileme karşı sorumluluklarımı da yerine getirdim.

Peki varlıklı bir ailenin çocuğu olsaydınız, 20 yıl dizi oyunculuğu yapar mıydınız?
Hayır, kesinlikle yapmazdım. Feraha ermek için ödemem gereken bir bedeldi. Günlerdir zihnimde özgürlüğün partisini veriyorum. Senaryolarımı büyük bir anksiyeteyle yazıyordum. “Vavien”i “Avrupa Yakası”nda oynarken, “İçimdeki Ses”i “Galip Derviş”teyken yazdım. Şimdi artık rahat yazabilirim, zamanım bol.

Maddi anlamda zorlanmayacak mısınız?
Çalışmayacağım demiyorum. Giderlerimi düşüreceğim, küçük bir eve taşınacağım. Zaten pahalı bir hayat yaşamıyorum. Kendime “Ben neden bu kadar para kazanıyorum?” diye soruyorum. Niye bu kadar çalışayım ki, biriktirsem ne olacak? Artık kendi hayallerimi gerçekleştirmek, filmlerimi, tiyatroyla ilgili projelerimi yapmak istiyorum. Sinema ve tiyatro senaristliği üzerine yoğunlaşacağım.

Tam da kendi istediğiniz gibi yaşamaya başlamışken karşınıza bir kadın çıkar ve iki kişilik bir hayata başlarsanız. Ve hatta bir de çocuğunuz olsa...
Hayatıma öyle bir kadın girer ki onunla evlenip çocuk yapmak isterim. Bu kadınla ilgili bir durum. Ben istesem istemesem ne olur ki? Zaten o kadını bulamamışım.





GEZİ, HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİREMEYEN ÇOCUKLARIN İSYANIYDI
Hiçbir eyleme katılmadım hayatım boyunca. “Şov yapıyor, kameralara çıkmak istiyor, reklam yapıyor” denilmesinden çok korktum. Ama Gezi’de gördüğüm şuydu... Yeni nesil cin gibi yetişti ama memnuniyetsiz. Mezun olduktan sonra hayal ettikleri hayata, pozisyona ulaşamadılar. Aslında Gezi, hükümete karşı bir eylem değildi. Neden bizim hayal ettiğimiz ülkeyi bize vermiyorsunuz öfkesiydi. Hayallerini gerçekleştirmeyenlerin sisteme isyanıydı. İşte o çocukların öfkesiydi Gezi eylemleri.

30’A YAKIN YEĞENİM VAR, BU BENDE SİNİR YAPIYOR

Eskiden “Evlilik ve çocuk yok” diye net bir duruşunuz vardı. Şimdi hayatınızın kadını karşınıza çıksa şartlar değişecek gibi.
Benim 30’a yakın yeğenim var. Bu bende sinir yapıyor. Gelecekleri ne olacak diye düşünmek insanı ürkütüyor. Ama artık onların hayatı da yoluna girdi. Bu kadar dert etmeme gerek yokmuş.

Bir kadında ne arıyordunuz da karşınıza çıkmadı bugüne kadar?

İlişki yaşarken “Bu kadın çok güzel, onunla hayatımı yaşarım” gibi düşünceleri hiç umursamadım. Düşünceler benim için hep ikinci plandadır ilişkilerde. Önemli olan duygular. Mesela onu hep görmek istiyor muyum, bu önemli. Birbirimizi gördüğümüzde yüreğimiz pır pır etmeli ki adı ilişki olsun.

Tüm bunları hissettiğiniz bir ilişkiyi en son ne zaman yaşadınız?

Yaşadığım zamanlar oldu. Çok kolaylıkla ilişki yaşayabilen biri değilim. “Birine aşık olsam keşke” diye kendime kızarım. Nesini sorguluyorsun, hemen aşık ol mesela. Ama kendimi karşımdakinden hemen soğuturum. Bu konuda çok becerikliyim. Senarist olduğum için ileriyi kurgulamak gibi aptal bir düşüncem var. Ve bu huyumdan kurtulamıyorum. Ters bir bakışın ileride neye dönüşebileceğini kestirebiliyorum. “Şimdi bu kızsa kafamı şöyle kırar” diye düşünürüm mesela. Çok sorun seven biri değilim. En küçük bir kaba davranış aylarca sürecek kadar büyük bir travma yaratıyor. Olayları çok büyütüyorum. Çok çabuk kalbim kırıldığı için büyük yıkımlar yaşıyorum.

Siz nasıl davranıyorsunuz peki karşınızdaki kadına?

- Bir aşık gibi...

YENİ BİR DÜNYAYA GEÇİŞ VAKTİM GELDİ


Yabancı dil bilmediğim için yurtdışına pek çıkmıyorum. Dil öğrenmek için gidebilirim. Kendimi geliştirmek istiyorum. Gelecekte yönetmenlik yapabilirim, bununla ilgili araştırmalarımı derinleştirebilirim.
Olgunluk dönemine girdiğimi düşünüyorum. Tüketmeyi bırakıp kendimi doldurma, yenileme ve yeni bir dünyaya geçiş yapma vaktim geldi.
Sağlığıma dikkat ediyorum. Kendimi yıpratacak bir hayat biçiminden sıyrılmaya karar verdim.
2005 yılında tek kişilik gösterilere başlamıştım, tüm salonu eğlendirdikten sonra sabaha kadar uyuyamıyordum. O adrenalin kafası uzun süre devam etti. Artık kendimi sakinleştirmek, daha huzurlu olmak istiyorum.





YURTDIŞI İÇİN KENDİ HİKAYELERİMİZİ ÇEKMELİYİZ
Yerli dizi sektörü, dünyada Amerika’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. Türkiye’deki hiçbir sektör dünya sıralamasında ilk beşte değil. Bu çok önemli bir başarı. Ama maalesef bu başarısını iyi kullanmıyor. Birinci sorun dizilerin uzunluğu. Ben mesela beğenmediğim bir sahneyi tekrar çekelim diyemiyorum. Çünkü zamanımız çok az. Bu da kaliteyi düşürüyor. Bizim işimizde en pahalı şey zamandır. İkinci sorun kendi hikayelerimizi yapmamamız. Yurtdışında en merak edilen konu bizim kendi hikayelerimiz.