Enka'da bir 'Tahrir' ve Gezi hikâyesi: İstenmeyen

Enka'da bir 'Tahrir' ve Gezi hikâyesi: İstenmeyen
Enka'da bir 'Tahrir' ve Gezi hikâyesi: İstenmeyen
2011'deki Mısır Tahrir Meydanı ve 2013'teki Gezi direnişini merkeze alan politik oyun 'İstenmeyen', 11 Şubat Çarşamba akşamı Enka'da seyirciyle buluşacak. Ceren Ercan ve Gülce Uğurlu 'İstenmeyen'i, Enka Kültür Sanat Koordinatörü Murat Ovalı ise 27. Enka Kültür Sanat Buluşmaları'nı anlattı.

RADİKAL- Bu yıl 27'ncisi gerçekleşen Enka Kültür Sanat Buluşmaları, bu hafta iki oyunla devam ediyor. Geçen hafta Dot’un "Dövüş Gecesi" oyunuyla izleyiciye merhaba diyen etkinliklere bu hafta salı günü Ekip Tiyatro aşk komedisi “İki Kapılı Ev”le konuk olurken Ceren Ercan & Gülce Uğurlu ekibi de 11 Şubat Çarşamba akşamı "İstenmeyen”le İbrahim Betil Oditoryumu’nda politik rüzgârlar estirecek.
Enka Kültür Sanat Koordinatörü Murat Ovalı vakfın kültür sanata bakışına ışık tutarken Ceren Ercan ve Gülce Uğurlu da "İstenmeyen"i anlattı. 

Murat Ovalı
27. ENKA Kültür Sanat Tiyatro Buluşmaları’nda ve 2015 genelinde izleyiciyi ne bekliyor?
Murat Ovalı: Bu yıl Tiyatro Buluşmalarımız için “Sanat Uzun Hayat Kısa” sloganıyla 2 Şubat – 24 Mart tarihleri arasında 73 oyuncunun eşsiz performansı ve 18 yazar, 13 yönetmen, 7 çevirmen, 150'den fazla tiyatro sevdalısının destekleriyle toplam 12 tiyatro oyununa ev sahipliği yapıyoruz. Milattan önce 414‘ten 2015 yılına uzanan ve 2429 yıllık birikimi içinde barındıran 27. Yıl ENKA Kültür Sanat Tiyatro Buluşmaları’nda; Aristofanes'ten Nazım Hikmet'e, Dürrenmatt'tan Çehov'a, Theresa Rebeck'ten Özen Yula'ya hem genç hem de usta kalemlerin eserleri ENKA İbrahim Betil Oditoryumu’nda sahnelenecek.
2 Şubat’ta Tiyatro Dot’un “demokratik sistem simülasyonu”nu anlattığı Dövüş Gecesi oyunuyla başlayan tiyatro şöleninde; bu ayı Merve Engin Tiyatro Neki’nin Kesit; biriken’in özgün rejisiyle Tatyana; Sarı Sandalye’nin Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı Ve Biçimi; Ekip Tiyatro’nun İki Kapılı Ev; Ceren Ercan ve Gülce Uğurlu’nun İstenmeyen (Persona Non Grata); Semaver Kumpanya’nın Kuşlar adlı oyunları ile tamamlıyoruz.
Mart ayına geldiğimizde Talimhane Tiyatrosu’nun Göl Kıyısı, Moda Sahnesi’nin Parkta Güzel Bir Gün; Tiyatro Adam’ın 5. Frank, Tiyatro 2000’in Kuvayi Milliye-Kurtuluş Savaşı Destanı oyunlarıyla sürecek Buluşmalar, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne 2 kala Bo Sahne’nin Bakarsın Bulutlar Gider oyunu ile yaza kadar sezona ara verecek.

Ceren Ercan & Gülce Uğurlu’yu ENKA Sahnesi’nde ilk kez mi ağırlıyorsunuz?
Murat Ovalı: Evet, bu genç ekip ilk kez ENKA Sahnesi’nde yer alıyor. 


İstenmeyen nasıl bir oyun? Nasıl ortaya çıktı?
Gülce Uğurlu: ‘İstenmeyen’, 2011 senesinde Mısır’da Tahrir’deki protestolar ve 2013 Mayıs ayında başlayan Gezi eylemleri ekseninde aslında oldukça keskin denilebilecek politik bir arka planda, oyunun üç karakteri olan Bahar, Khaled ve Barış’ın kişisel istek ve beklentileri, yabancılık, aidiyet, politik sorumluluk hissi, güven arayışı, aileye bağlılık gibi konular etrafında gezinir. Oyunda daha çok dışarıdaki politik olayların karakterler üzerindeki bireysel etkilerini görürüz, her üç karakter de isyanın, isyan fikrinin kıyısında kalmışlardır. Kendi kişisel hikayelerinin, dışardaki isyan fikriyle kesiştiği anlar, aslında her üç karakter için de bir tür kimlik sorgulamasına dönüşür.

Ceren Ercan: Oyunu, Gezi sürecinden sonra Eylül 2013 gibi yazmaya başladık. Türkiye’nin Gezi’de açılan dinamiklerine baktığımız yerle ilgili bir oyun. Birkaç fikir birbirinin içinden doğdu aslında. Şehrin merkezinde yoksul ve zengin, çok fazla Ortadoğulunun bulunuyor olması bugüne dek kültür, sanat ve eğlence hayatının kalbi olan merkezi sahiplenen bizler için özellikle kimlik pratiği açısından yeni bir deneyimdi. Şehrin popülasyonunun ve İstiklal’in değişiyor olmasını hepimiz gibi biz de konuşuyorduk.

Gülce Uğurlu: Ceren, 2011 Devrimi sırasında Mısır’lı bir adamla evlenerek Kahire’ye yerleşen bir arkadaşının Öznur Onur’un hikayesinden esinlenerek bir oyun yazmayı istediğinden bahsedince proje üzerine beraber çalışmaya başladık. Oyunun yazım sürecinde Mısır, Mısır Devrimi, Arap Baharı üzerine çeşitli okumalar yaptık. Araştırma süreci oldukça fazla zamanımızı aldı. “İstenmeyen”, 19. İstanbul Tiyatro Festival’ine dahil olunca halihazırda ilerletmiş olduğumuz metin yazım aşamasını sonlandırarak Deniz Celiloğlu ve Bedir Bedir’le provalara başladık.

Oyunda çok güncel bir konudan bahsediliyor. Bizi nasıl bir hikâye bekliyor?
Gülce Uğurlu: Oyun 31 Mayıs 2013 gecesinde Kurtuluş’ta bir apartman dairesinde bir odada geçer. Geçmiş zaman ve şimdiki zaman arasındaki sıçramalarla oyunda hem karakterlerin süreçlerini, hem 31 Mayıs gecesinde dışarda Gezi olaylarını hem de Tunus’ta Muhammed Buazizi’nin kendisini yakmasıyla başlayan ve Mısır’daki isyanla devam eden Arap Baharı sürecini karakterler ekseninde takip ederiz.

Ceren Ercan: Oyunda; yüzünü Ortadoğu'ya dönen Yeni Türkiye'den mutsuz olan bir aile parçalanma tehlikesi yaşıyor... Bu süreçte ailenin iki çocuğu da ayrı yönlere gidiyorlar; biri daha batı'ya diğeri daha doğuya... Uzun süre sonra Amerika'dan eve dönen erkek kardeş, ablasının Mısırlı kocasının odasına yerleştiğini görüyor. Bu çocuk Gezi olayları sırasında elinde bavulla sokaklarda sürüklenirken cebindeki anahtarı hatırlayıp aslında dönmeyi hiç düşünmediği aile evinde buluyor kendisini. Odasında karşılaştığı manzara bebeğine Arapça ninni söyleyen bir adam oluyor. Acaba küçümsediği Ortadoğu ve dolayısıyla bu Ortadoğulu adam Barış'a hiç sahiplenmediği odasını sevme imkanı sunar mı dedik kendimize. Barış'ı o odaya getiren Gezi'nin rüzgârını anarak. Hikâyeyi kurarken bu dönemdeki toplumsal halet-i ruhiyemizi anlamak için bir anahtar arayışı vardı bizde.

Gülce Uğurlu: Karakterlerin aidiyet kavramıyla kurulan ilişkileri üzerinden, oyunun bir “eve dönüş” hikâyesi olduğunu söyleyebiliriz. Oyunun finalinde Barış ve Bahar’ın eve dair söylediği cümleler, birbirlerine sordukları sorular bizim de kendimize ve birbirimize sorduğumuz sorulardı.
“Bu ev bizim evimiz mi? Bizim bir evimiz olsa bu şehirde, o ev nerde olurdu sence? Anneme yakın mı uzak mı? Tek oda mı, büyük mü? Sitede mi merkezde mi? İçini nasıl döşerdik sence? Ev illa evde mi bulunur, yoksa bütün oteller bizim mi? Birine bağlandığında orası senin evin olur mu?”


Genç tiyatrocular olarak bugünkü tiyatroyu değerlendirebilir misiniz? Sizce Türkiye tiyatrosu bugün nerede ve önümüzdeki dönemde neler olmasını bekliyorsunuz?

Ceren Ercan: 2009-2010 yıllarında mevcut iktidarın politikalarının daha görünür olduğu ve yerleşikleştiği, bunun etkisiyle merkezdeki tiyatroların kapandığı, küçük sahnelerin açıldığı bir dönem başladı. Kurum tiyatroları 90’ların başında daha etkenken artık alternatif tiyatroların daha yaygınlaştığı ve merkeze oturduğunu görüyoruz. Özellikle son beş yılda hem tiyatro alanında hem de Türkiye’de sosyal hayatta keskin değişimler oldu. Ödenekli kurumların içinde oldukları durum çok üzücü tabii. Ancak yaşamın tuhaf bir dengesi var. Ödenekli kurumların arka arkaya merkezden çekildikleri süreçte Taksim’deki tiyatro ihtiyacını aslında küçük bağımsız tiyatrolar karşılamaya başladı. Bir taraftan kapılar kapandı evet, ama diğer taraftan çoksesli, bağımsız bir tiyatro ortamı oluştu. Tiyatrolar insanların bir şekilde söylemek isteyip söyleyemediklerini ifade edebildikleri alanlara dönüştü. Bunun oluşmuş olması çok önemli.

Gülce Uğurlu: Bugün Türkiye’de tiyatronun önemli bir dönemden geçtiğini ve hep birlikte bir döneme tanıklık ettiğimizi düşünüyorum. Özellikle ‘Tüsak’ yasalaştırılırsa geri dönüşü oldukça zor bir dönem başlayacak tiyatro için. Bu yasa henüz geçmediği halde etkilerini yoğun bir şekilde yaşıyoruz. Ben 90’ların ortasında Konservatuvar’da okurken, Müşfik Kenter, o dönemde sıkça, tiyatro ile ilgili olumsuz gelişmeleri gördükçe, ‘kapatalım gidelim’ derdi, ‘kapatalım okulu da, tiyatroları da..’ Onun değişiyle ‘kapatalım gidelim’in ardındaki ironik duruş bence bugün vücut bulmakta, çok ciddi bir bilinç söz konusu, her ne kadar orta ve uzun vadede farklı görünecek de olsa, bazı açılardan yetersiz de olsa bugün Türkiye’de tiyatro alanında çok ciddi bir hareketlilik söz konusu. Bu da çok umut verici bir şey elbette.



Kaç yıldır birlikte çalışıyorsunuz? Bu sezon için yeni projeleriniz var mı?
Gülce Uğurlu: Biz 2007 senesinden beri birlikte çalışıyoruz. Hem kurucuları, hem de yazarları arasında yer aldığımız “oyun deposu“ adında bir tiyatro topluluğumuz vardı, bu topluluk kolektif işler üreten bir yapıya sahipti. Sıklıkla doğaçlamadan yararlanarak kendi metinlerini üretiyordu. Bu beş yıllık süreçte iki oyun ürettik. Bunlardan ilki,‘Çirkin İnsan Yavrusu‘ oldukça ses getirdi, yurt dışında Wiener Festwochen, New Plays From Europe gibi önemli festivallere katıldı. 2012 senesinde bu topluluk dağılınca, Ceren’le çalışmaya devam ettik.“İstenmeyen“ de bu süreçten sonra birlikte yaptığımız ilk işimiz.
İstenmeyen, 11 Şubat ENKA’daki gösteriminin ardından Almanya’da Offene Welt Festivali’nde yer alacak. Önümüzde görüşmeleri sürdürdüğümüz başka yurtdışı festivalleri de var. Mart ayı itibarıyla Anadolu yakasında oynuyor olacağız. Oyun, Mayıs’ta ise New York’ta Phoneix Theatre’da okuma tiyatrosu olarak sahnelenecek.

Ceren Ercan: İstenmeyen‘i önümüzdeki sezon oynamaya devam ediyor olacağız. Bir taraftan yine gelecek sezon için yeni bir oyunun hazırlıklarına başladık.