Ergen öfkesinin böylesi...

Ergen öfkesinin böylesi...
Ergen öfkesinin böylesi...
Zeynep Dadak ile Merve Kayan, ilk uzun metrajlı filmleri 'Mavi Dalga'da bir gençlik hikâyesi anlatıyor ve bu türün fırsatlarını layıkıyla değerlendiriyor.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

MAVİ DALGA ( 3 yıldız)

Yönetmen: Merve Kayan, Zeynep Dadak
Oyuncular: Ayris Alptekin, Onur Saylak, Barış Hacıhan, Albina Özden, Nazlı Bulum, Begüm Akkaya
Yapım: Türkiye /2013

Gençlik filmlerinin piri John Hughes, 2009’da hayata veda ettiğinde, dünyanın dört bir tarafında, ergenliği 80’lere ya da 90’ların başına denk gelmiş olanlar, eski bir dosta veda etmenin hüznünü yaşamış olmalılar. Hem yapımcısı olduğu pek de standardı aşamayan komedileriyle hem de yazıp yönettiği şaheserleriyle (‘Breakfast Club’, ‘Sixteen Candles’, ‘Ferris Bueller’s Day Off’) kendine özgü bir kariyer sahibi Hughes, ana akımın gençlik hikâyeleri söz konusu olduğunda nükseden miyopluğunu aşabilen ender isimlerdendi... Duyarlı senaryoları, sıradanlıktan ödün vermeden yıldızlaşabilen gözde oyuncuları, yaşı yetenlerin Hughes’u eski bir dost olarak görmelerinin sebebi...
Bu uzun girizgâhın sebebi, söz konusu gençlik hikâyeleri olduğunda -en azından yazarınız için- John Hughes’un yer almadığı bir denklem düşünülememesi... Ve gençlik hikâyelerinin yeri geldiğinde nasıl zengin bir maden olduğunu en iyi John Hughes filmografisinin özetlemesi. Bu hafta Başka Sinema kapsamında gösterime giren ‘Mavi Dalga’nın kendi ergenlik hikâyesini anlatırken John Hughes yöntemleriyle pek işi yok. Zeynep Dadak ve Merve Kayan ilk uzun metrajlı filmlerinde bir yaş dönümü öyküsü anlatırken âdet olduğu üzere ABD’nin popüler genç/popüler olmayan genç karşıtlığını Türkiye’ye yamamıyor. Buradan bir büyüme hikâyesine odaklanıyorlar. Ama farklı stratejilerle olsa da onlar da büyüme sancılarının nasıl zengin bir maden olabileceğini gösteriyor.
Balıkesir’de liseli dört genç kadının üniversiteye (yani büyük ihtimalle İstanbul ’a) gitmenin arefesinde yaşadığı olay(ımsı)lar sadece gençlik hikâyelerinin olanaklarını değil, taşraya bakmanın farklı olasılıklarını da gösteriyor. Deniz(Ayris Alptekin) ve yakın arkadaş grubunun bir sene içinde yaşadıkları belki Türkiye sinemasının taşraya yansıttığından daha büyük ölçekli olaylar değiller. Bu karakterler, yaşamlarının dönüm noktasında hayat dönüştürücü evrelerden geçmiyorlar. Her şeyin yerinin belli olduğu taşra hayatında rutinin dışına çıkmak için insanüstü çabalara falan girişmiyorlar. Ama bu, kendilerini rutine kaptırdıkları, atalete teslim oldukları anlamına da gelmiyor. ‘Mavi Dalga’nın taşralı gençlerin tepkileri bu iki uç arasında bir şiddette seyrediyor. O eski ‘ergen öfkesi’, ‘Mavi Dalga’ için ne bir sömürü aracı ne de ciddiye alınmayacak bir safha...
Genç karakterler, kendileri için büyük, dışarıdan bakan için küçük çatışmaları yaşarken (annenin verdiği gobleni yakma, âşık olunan hocaya yaklaşma, ‘çıkma’/’çıkmama’ mevzuları vs.) yönetmenler Kayan ile Dadak da kameralarını onlara yakın bir yere konumlandırıyor. Ama bu öfkeden nasiplenip büyük büyük laflar etme gibi bir dertleri yok. Aksine karakterlerinin yetişkinlikle çocukluğun, büyük şehirle küçük şehrin arasında konumlanışlarının tadını çıkartıyorlar. Bu ‘arada’ konum, bir noktasında işin içine distopyanın da içine girebileceği açık uçlu bir sinemasal alanın anahtarı onlar için. Belki olay örgüsünde bu açık uçluluğun keyfine bu kadar odaklanmamak, bu duygunun seyirciye daha çok geçmesine de vesile olurdu. Ama hem taşra hem de ergenlik konusunda basmakalıplıktan hiç de uzak olmayan Türkiye sinemasında ‘Mavi Dalga’ gibi bir çabaya girişmek, bunu da affettirir.