'Erkek muhabbeti'nin şiddetli doğası

'Erkek muhabbeti'nin şiddetli doğası
'Erkek muhabbeti'nin şiddetli doğası

'Erkek Tarafı: Testosteron'

Murat Özer, haftanın yerli filmleri 'Erkek Tarafı: Testosteron', 'Küf' ve 'Ayas'ı değerlendiriyor. Erkeğin uçkuruyla beyni arasındaki kopmaz bağın üzerine yüklenen 'Erkek Tarafı: Testosteron', yanlış değilse de 'tek şey' söylüyor oluşuyla bir miktar eksiliyor.
Haber: MURAT ÖZER - cinemozer@gmail.com / Arşivi

ERKEK TARAFI: TESTOSTERON **
Yönetmen: İlksen Başarır
Oyuncular: Mert Fırat, Onur Ünsal, Emre Karayel, Timur Acar
Süre: 120 dk.

Andrzej Saramonowicz’in bizde de uzun süredir kapalı gişe yoluna devam eden oyunu ‘Testosteron’u izlemedik, ama bunun ‘Erkek Tarafı: Testosteron’u değerlendirmede büyük bir dezavantaj oluşturacağını sanmıyoruz. Senaryo satırındaki ismin Andrzej Saramonowicz olması söyletiyor bize bunu, her ne kadar ‘uyarlama’ ibaresi olsa da.
Önceki iki filmi ‘Başka Dilde Aşk’ ve ‘Atlıkarınca’yla açtığı yolda farklı bir yöne doğru akıyor İlksen Başarır ‘Erkek Tarafı: Testosteron’da. Aslında her üç filmde de ‘deniyor’ genç sinemacı ve yönetmenlik anlamında bu denemelerden büyük hasarlar almadan sıyrılmayı başarıyor, aldığı risklerin altında ezilmiyor anlayacağınız.
Filmin meselesine geldiğimizdeyse, ‘uçkur sevdası’nın bir gıdım ötesine geçemeyen erkek denen mahluğun tektipleştirildiği bir yapı karşımıza çıkıyor. Bu noktada yazara belli bir yere kadar hak vermemek imkânsız; hayattaki seçimlerini ve yol haritasını genellikle belden aşağı bir motivasyonla belirliyor erkekler. ‘Devlet’ denen tepedeki ‘mutlak güç’ten ‘birey’e kadar inerken karşımıza hep bu mesele çıkıyor: Erkeğin ‘güç’le ilişkisinin temel direği onun ‘mutluluk çubuğu’, bu tartışılmaz. ‘Aşağısı’ ne kadar ‘güçlüyse’ erkek de kendini o denli güçlü hissediyor. ‘İktidarsızlık’ gibi bir kavramın varlığı bile yeterli bu tezin doğruluğunu kabul etmek için. Hayattaki bütün zaaflarını da bu ‘güç’le örtmeye çalışıyor erkek, fazlasıyla zayıf argümanlarına ‘kadın’ı malzeme yapıyor, onun üzerinden puan kazanacağını sanıyor.
Erkeğin uçkuruyla beyni arasındaki ilişkiyi açabilecek yığınla örnek verilebilir, ama lafı fazla uzatmaya gerek yok. ‘Erkek Tarafı: Testosteron’, bu resmin içine girip ‘erkek muhabbeti’nin şiddetli doğasını deşifre etme çabasında bir oyun/film. Ve bunu da hakkını vererek yapıyor aslında. Metne dair temel itirazımızsa ‘yanlış’ bir şey söylüyor oluşundan değil, ‘tek şey’ söylüyor oluşundan kaynaklanıyor. Erkeğin yığınla katmana sahip ‘çok boyutlu’ bir mahluk olduğunu falan savunmuyoruz, yanlış anlaşılmasın. Ancak, karakterlerin tamamını tek boyuta indirgediğinizde her şey netleşeceğine flulaşıyor. ‘Aynılık’ hissiyatı, bir süre sonra sıradanlığa (bayağılık değil) evriliyor, komedik hamleler de beklenen etkiden uzaklaşmaya başlıyor. Öte yandan, “Tabii ya!”, “Hah, işte!”, “Bak, tam ben!”, “Adam haklı!”, “Koçum benim!” haykırışları duyulabilir salondan, ki bu da şöyle bir sonuca götürür bizi: Erkek, belden aşağısına ekstra anlamlar yükleyen bir mahluktur. Ama yalnızca bu mudur? “Değildir elbette” demesini de beklerdik filmden, duyamadık.
‘Yedi erkek’in uçkur sevdasıysa mesele, Sadık Şendil’in ‘Yedi Kocalı Hürmüz’ünü tercih ederiz doğrusu...


‘Umut koşusu’ hiç bitmeyecek!
Moda Sahnesi’nde tek kopyayla sessiz sedasız gösterime giren Ali Aydın’ın ilk filmi ‘Küf’, ‘gözaltında kayıp edilenler’ meselesine parmak basıyor, acıya ve isyana ortak ediyor bizleri.

KÜF **
Yönetmen: Ali Aydın
Oyuncular: Ercan Kesal, Muhammet Uzuner, Tansu Biçer
Süre: 94 dk.

‘Gözaltında kaybolanlar’ meselesi, Türkiye ’nin hiç durmadan kanayan yaralarından biri, öyle de kalacak gibi. Cumartesi Anneleri’nin bekleyişleri sürüyor, ‘devlet baba’dan tatmin edici bir cevap bekliyorlar uzun yıllardır. Annelerin arasında babalar da var kuşkusuz, çocuklarının akıbetini öğrenmeye çalışan, ‘huzur’ bulmak için mücadele eden...
Sinemanın bu konudaki başyapıtıysa Costa-Gavras’ın Thomas Hauser uyarlaması filmi ‘Kayıp’ (Missing). Cannes’da ‘Yol’la Altın Palmiye’yi paylaşan, senaryosuyla da Oscar’a uzanan yapım, Şili’de ‘kayıp edilen’ oğlunu arayan Amerikalı bir babanın sessiz çığlığını beyazperdeye taşırken, Jack Lemmon’ı da son büyük performansıyla yamacımıza getiriyordu.
Ali Aydın’ın yazıp yönettiği ‘Küf’, Costa-Gavras’ın filmindeki arayışı uzun yıllara yayıyor. 18 yıl önce gözaltında kaybolan oğlunun akıbetini öğrenmek için sayısız dilekçe veren ve girişimlerinden her defasında hüsranla ayrılan bir babanın kanayan yarasına parmak basıyor, onun bitmeyen (bitirilmeyen) acısına ortak ediyor bizleri. İsyanını da anlayabiliyoruz babanın, ama bunu çığlık çığlığa yapmıyor, ‘sessiz bekleyişi’nin nüvesine sızıyor bu isyan. ‘Kabulleniş’ gibi görünse de onun sessizliği, aslında hiç bitmeyen bir ‘umut koşusu’ onun için bu, yapayalnız kaldığı (bırakıldığı)... Ali Aydın, genel çerçevede filminin hedeflediği duyguyu aktarabilmeyi başarsa da, ‘bekleyiş’i güçlendirecek ayrıntılar konusunda aynı beceriyi gösteremiyor tam olarak. Karakterin yolculuğuna yüklediğimiz anlamlar, daha çok ‘hissediş’ biçiminde hayat buluyor, sinemacının hamleleri bu anlamda yeterli desteği sağlamıyor bize. Ercan Kesal’ın alıp götürdüğü hikâyede ‘derinlik’ eksikliği var demek istemiyoruz, ama bir şeylerin ‘söylenememiş’ olduğu hissiyatı gelip oturuyor yanıbaşımıza. Bu da bir türlü tatmin olamadığımız bir sonuçla yüzleştiriyor bizi; babanın yalnız yürüyüşüne eşlik etme konusunda zorlanıyoruz...
Ulusal ve uluslararası festivallerde sıkça boy gösteren ‘Küf’ün Moda Sahnesi’nde tek kopyayla gösterime girişi de kendisi gibi ‘sessiz sedasız’ oldu. Bu da bizdeki ‘sistem’in ayıbı tabii. Oralara hiç girmeyelim, içinden çıkamayız zira...



Şarkılı türkülü bir günlük

‘Pepee’nin yaratıcılarını beyazperdeye sürükleyen ‘RGG: Ayas’, okul öncesini hedefleyen basit anlatımıyla amacına ulaşmış görünüyor.
RGG: AYAS **
Yönetmenler: H. Emre Konyalı, M. Tuğrul Tiryaki
Seslendirenler: Ege Sezer, Ömer Faruk Biçer, Arda Beyaztaş, Selin Derin Akçin
Süre: 85 dk.

Memleketimizin animasyonla imtihanının kısa film düzeyinde yetkin sayılabilecek ürünler ortaya çıkardığını söylemek mümkün. Ancak, iş uzun metrajlı sinema filmine gelince kayda değer bir çalışmamız olduğunu dile getirmek zor. ‘İlk’ iddiası taşıyan ‘RGG: Ayas’ da bu görünümden uzakta bir çaba değil. Ama hedef kitlesi düşünüldüğünde belli bir noktaya kadar gidebildiğini söyleyebiliriz.
Beş yaşındaki Ayas’ın, ailesi ve kuzenleriyle beş günlük bir zaman diliminde yaşadıklarını anlatan film, bilgisayar programcısı olan babasının Ayas için yazdığı RGG adlı program aracılığıyla tutulan günlükten yansıyor bize. Bir bütünlük arz ediyor gibi görünse de, beş ayrı kısa çizgi filmin bir araya gelmesinden ibaret olan yapım, okul öncesini hedefleyen basit anlatımıyla amacına ulaşmış bir çalışma havası taşıyor. Daha çok televizyona uygun bir model üzerinden hareketle projelendirilen film, ufaklıkların uzun süre aynı hikâyeye dikkatini veremediği gerçeği düşünülerek ‘parçalı’ bir anlatımla hayat buluyor. Çok doğru bir tercih olmasına karşın, bunun televizyonda daha efektif kullanılabileceğini söylememiz gerek.
Fenomen olduğu söylenen ‘Pepee’nin yaratıcılarının beyazperdeye el atmasına vesile olan ‘RGG: Ayas’, ‘iyi insan olma’ mesajlarıyla ‘öğretici’ bir rol de üstlenme iddiasında. Bu mesajların ne kadarı yerine ulaşır bilinmez, ama filmin en eğlenceli anlarının gün geçişlerindeki konserler olduğu bir gerçek. Ayas’la ablasının şarkılı türkülü geçişleri keyiflendiriyor. Bu bölümlerdeki karaoke formülü de iyi işliyor!


VİZYONU DEVAM EDEN YERLİLER
Hayatboyu **
Su ve Ateş **
Sevgi Taşı *
Hükümet Kadın 2 *
Sen Aydınlatırsın Geceyi ***
Behzat Ç. Ankara Yanıyor **
Şevkat Yerimdar: O Elini İndir! **
Benim Dünyam*
Aşk Ağlatır *
İki Kafadar: Chinese Connection *
Şeytan-ı Racim *