'Erkekler hayatın içinde biraz kaçak dövüşüyor'

'Erkekler hayatın içinde biraz kaçak dövüşüyor'
'Erkekler hayatın içinde biraz kaçak dövüşüyor'

Fotoğraf: Hüseyin Özdemir

Beş sene aradan sonra Sanat Mahal'in ilk oyunu 'Şempanzeler' ile sahalara dönen Emel Çölgeçen ile buluştuk. Oyunun konusu, günümüz kadın-erkek ilişkilerine açılan bir sohbet başlattı...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Bursa’nın tazecik tiyatro-sinema-edebiyat mekânı Sanat Mahal, bu ay kendine ait ilk prodüksiyonla, ‘Şempanzeler’ ile seyirci karşısına çıkıyor. Mert Fırat ile Didem Balçın’ın öncülük ettiği Sanat Mahal’de pişen ‘Şempanzeler’, İngiliz oyun yazarı Simon Block’un kaleminden çıkmış. Cem Uslu yönetimindeki oyun Emel Çölgeçen, Erkan Bektaş, Kerem Atabeyoğlu ve Şenol Önsel’i sahnede buluşturuyor.
Bebek bekleyen genç çift Stevie&Mark ile onları, yalıtım malzemesi satın almaya ikna etmeye çalışan Lawrence ve Gabriel’i izlerken; hem kendinizden, hem partnerinizle ve neoliberal düzenle kurduğunuz ilişkinizden çok şey bulacağınıza iddiaya gireriz.
‘Şempanzeler’, Semaver Kumpanya ve DOT’un evvelki işlerinde heyecanla izlediğimiz bir kadın oyuncu olan Emel Çölgeçen’in, beş sene aradan sonra ‘sahalara döndüğü’ oyun, aynı zamanda. Şu sıralar TV’de de ‘Poyraz Karayel’in sert avukat Sema’sı olarak izlediğimiz Emel Çölgeçen ile oyun öncesi Milliyet Sanat için buluştuk. Karakteri Stevie’nin evlere şenlik kocası Mark’ı vesile edip, sorumluluk almaktan ve büyümekten ısrarla imtina eden günümüz erkek modelinin kulaklarını çınlattık…

‘Malafa’dan beri, beş senedir tiyatro yapmıyormuşsunuz. Özlemişmisiniz?
‘Supernova’da çalıştım ama antremanlar sırasında sakatlanınca bıraktım. Sonra dizi yoğunluğu başladı… Çok özlemiştim. Oyuncu olarak her yıl olgunlaşıyorsun. Sahneden uzak kalınca eksiklik hissetmeye başlıyorsun.

‘Şempanzeler’le buluşmanız nasıl oldu?
Metni okudum, çok istedim oynamayı. Okurken merakım hiç azalmadı; “Şimdi ne yapacak bunlar?” diye... Çok akıllıca yazılmış bir metin.
'Şempanzeler' SanatMahal'in ilk oyunu.

MODERN KADIN, ERKEK KADAR GÜÇLÜ 
Yazarı Simon Block günümüz kadın-erkek ilişkilerine zekice çentikler atıyor. Stevie’nin eşi Mark’la ilişkisine bakınca sizde de “Evet ya, budur!” hissi oldu mu?
Zaten psikologmuş Simon Block… Oyun da sadece kadın-erkek değil tüm ilişkiler üzerine gidiyor... Stevie ve Mark’a baktığımda evet, çevremde gördüğüm birçok ilişkiye benziyor ilişkileri. Zamanında benzer durumlar yaşadım. Günümüzde roller, dengeler değişmiş durumda. Erkek dediğin bir yanıyla hep çocuk zaten... Orada değişen bişey yok galiba... (gülüyor)

Erkekler iktidarlarını kaybettiler ve bocaladılar gibi sanki…
Modern kadın, erkek kadar güçlü. Bazı durumlarda erkeklerden daha güçlü. Kadın ne istediğini bilir ve –söyleme özgürlüğü varsa- net olarak ifade eder, istediğinde ısrar eder. Erkekler biraz kaçak dövüşüyor gibi hayat içinde. Eskiden erkeğin ve kadının sorumlulukları netti. Erkek eve ekmek getirir; kadın yemeği önüne koyar vs. Bunun dışında mesela “Çamaşır asacaksın” gibi bir sorumluluğu yoktu erkeğin ama şimdi öyle değil. Kadın da çalıştığı için, erkek başka sorumluluklar almak zorunda. Bu bilmedikleri bir şey ve doğal olarak bocalıyorlar.

Fotoğraf: Hüseyin Özdemir

Stevie bana fazla sabırlı gibi geldi…

Stevie’nin hayali aile kurmak, bebek bekliyor. Üniversiteden beri beraber olduğu adamı çok seviyor. Adama baba olmak için gereken sorumlulukları sabırla anlatıyor. Anlayış gösteriyor ama nereye kadar...

Siz olsanız bu kadar sabırlı olup yapıcı bir şekilde gidebilir miydiniz bu derece sorumluluktan kaçan bir adama karşı?
Çok zor... İnsan yaşamadan bilemez, seviyorsam uğraşırım ama “Olmuyorsa olmuyordur!” Ama o noktaya ne kadar yavaş ya da hızlı geleceğim de sevginin gücüne bağlı ya da karşımdaki adama...

Zira bu adam çocuktan sonra da değişmeyecek gibi durmuyor!          
Öyle görünüyor ama ona sorsak belki başka bir cevap verir. Simon Block psikologmuş dedim ya, çok iyi gözlemlemiş. Acaba yazara sorsak, o ne der... Kadınla erkek arasında bir erk sorunu var oyunda. Diğer taraftaki iki satıcı Lawrence ve Gabriel arasında da bir erk durumu var. Lawrence’ın yaşının büyük olması ve karakterine hiç uygun olmayan bir kapitalist düzene girip, mecburen o rolü oynayıp yaralanması... Hepimiz yaşamak için kazanmak zorundayız. Kazanmak için bu düzenin parçası olmak zorundayız. Rahatsız olsak da dışına çıkamıyoruz. İçindeyken söyleniyoruz ama değiştirmek için de bir şey yapamıyoruz. Ya gideceksin bir köy evine kapatacaksın kendini, tarlanda yaşayıp her şeyi bırakacaksın… Ya da... Bize sunulan hipnozun etkisindeyiz. O kısım acıtıcı! Umuyorum ki seyirciler güler, gerilir, kendinden bir şeyler bulur… Ve eve gittiğinde de içinde bulunduğu yorucu döngünün içinde, kaybettiği ruhuyla bir karşılaşma yaşarlar.

Sevdiniz mi Stevie’yi?
Sevdim ama “Ah be kuzum, bırak bu işleri” derken buldum kendimi (gülüyor). Kendimi onun yerine koyunca… Öyle bir dönem yaşamadım, hamile kalsam ve böyle olsa ne düşünürüm? Çocuğunun babasız büyümesini ister misin? Yoksa “Ne olursa olsun bir aile figürüdür” mü dersin… Öyle evlilikler var, uzun zamandır bitmiş. Çocuk için devam eden mutsuz evlilikler, şirket yönetir gibi yönetiyorlar ‘aile’yi. Öyle bir durumda aklımdaki soru şu: “Çocuklarınızın gördüğü ilişki modeli sizsiniz. Hissettirmiyor olsanız da çocuk o enerjiyi hisseder, onlara örnek olacak aile modeli bu mu olmalı?”

'Poyraz Karayel'deki Sema karakteri...

‘Poyraz Karayel’deki karakteriniz Sema Alzheimer ile mücadele ediyor…
Yazık Sema’ya, genç yaşta Alzheimer’a yakalanıyor... Bu tip vakalar az olsa da var. Biraz araştırdım. Alzheimer’ın bulaşıcı olduğu, ameliyatlarda, diş muayenelerinden geçebildiğine dair bir makale okudum… Fakat 40 yıllık bir kuluçka devri olduğu için yeni fark ediliyor. Belki bu araştırma yanlıştır, bilemiyorum ama ürkütücü. Alzheimer’ı biliyoruz ama Sema için araştırma yapınca ne kadar korkunç olduğunu gördüm… Ara sıra yokluyor Sema’yı. Kalemi eline alıyorsun, her gün tuttuğun kalem, fakat “Bu ne?” diyorsun! İşlevini, ismini hatırlamıyorsun.

Karakterleriniz için günlük tutuyormuşsunuz.
Her rol aynı gidecek değil ama Sema çok zordu. İlk yedi bölümde sadece duruyordu. Erkekler arasında var olmuş, buz gibi bir kadın. Yanında biri ölse öylece bakıyor, herhangi bir kadından farklı, çok güçlü. Ben biliyordum, Sema’nın bir hikâyesi olduğunu; o yüzden orada dolu durması gerekiyordu, bir oyuncu olarak. Ve yazma yöntemini kullandım. Yaza yaza Sema’nın duruşu çıktı. Her karakter başka. Bence dünyadaki oyuncu sayısı kadar oyunculuk yöntemi var.
Fotoğraf: Hüseyin Özdemir

Emel Çölgeçen dediğimizde hâlâ “Aliye’deki Meriç” durumu olabiliyor. Şimdi gerçi daha çok “Sema!” diyorlar. Kariyer anlamında nasıl bir noktada hissediyorsunuz?
2015-2016 sezonu uzun zaman sonra benim için çok şanslı bir sezon oldu, her gece şükrediyorum. Böyle bir şey istiyordum, çağırdım diyebilirim.. Oyun için o kadar nefis bir ekip kurulmuş ki. Kerem Atabeyoğlu, Erkan Bektaş, Tuğrul Şenol Önsel, yönetmenimiz Cem Uslu, asistanımız Birnil Sarıkaş... Yeni tanıştığım bu dünya güzeli insanlarla çalıştığım için şükrediyorum... Ellerine sağlık, SanatMahal ekibinin. Çok güzel bir merkez kazandırmışlar Bursa’ya. Çok güzel bir tiyatro salonu, sinema salonları, hele bir kitabevi var içinde... Düzenli imza günleri yapıyorlar... Sanat Mahal’in ilk oyununda onlarla olduğum için mutluyum.
‘Poyraz Karayel’ için de şükrediyorum. Kendimi geliştirebilmek için ekonomik bir birikim yapabildiğim için de çok mutluyum.

YURTDIŞINDAN BİR OYUNCU GELSE, BURADA BECEREMEZ...  
Sizinle yapılan röportajların başına hep ‘Güzel oyuncu’ yazmışlar. Bir oyuncu olarak bu ‘güzel’ vurgusu sizi rahatsız eden bir şey mi?

Yo, niye rahatsız olayım... Asıl, ‘güzel’ tasvirinin yanına, oyunculuğumla ilgili de iyi eleştiriler almazsam kötü hissederdim... Daha toyken çok rahatsız oluyordum. Güzellik göreceli bir kavram, ben işime konsantre olmayı seçiyorum. Oyuncu her yaşta, her durumda oyuncudur. İşimizi icra ediyoruz, çoğu zaman çok zor şartlarda. Bazen 24 saat çalışıyorum. Yurtdışından bir oyuncu gelse beceremez bence (gülüyor).

Düşünüyor musunuz “20 yıl sonra ne oynayacağım, ne olacak?” diye?
Bence 15-20 yıl sonra çalışan kadın hikâyeleri daha fazla olacak. Kadınlar şimdiye kadar âşık olup evleniyorlardı, hikâyeleri orada bitiyordu sanki ama şimdi kadınlık başka bir yerde. Liderlik yapıyorlar, kitap yazıyorlar, üretiyorlar, şirket yönetiyorlar... İlerisi için hayalim; bir gün profesyonel oyuncular için bir atölye açmak. Belli bir kariyere sahip olan, bu işe devam edip kendini geliştirmek isteyen ve eksikliklerinin farkında olan profesyonel oyuncular için... Oyuncu olmak isteyen gençleri yetiştiren çok iyi okullar var, alternatif merkezler var. Ama biz ne yapacağız? Ben bunun eksikliğini çekiyorum.

*Geçen hafta Bursa Sanat Mahal’de prömiyer yapan 8 Şubat akşamı Beşiktaş'taki BKM'de de izlenebilecek.

** Söyleşi Milliyet Sanat'ın şubat sayısında yayımlanmıştır.