Esmer ve Ustaoğlu pişti oldular

Esmer ve Ustaoğlu pişti oldular
Esmer ve Ustaoğlu pişti oldular

Pelin Esmer in ikinci filmi Gözetleme Kulesi nde Olgun Şimşek başrolde.

19. Adana Altın Koza Film Festivali'nin yarısına geldiğimizde, ikinci günün en dikkat çeken noktası, Pelin Esmer ve Yeşim Ustaoğlu'nun yaşadığı tematik/atmosferik kesişmeydi kuşkusuz

MURAT ÖZER /ADANA
cinemozer@gmail.com


Adana’daki günlerimiz, sıkıştırılmış yarışma filmleri programı nedeniyle yorucu geçiyor ama bu yorgunluğa değen bir toplamla yüz yüze olduğumuz gerçeği de bir yanda duruyor. Anlayacağınız, festivale gelmeden yapılan öngörüler yerli yerine oturuyor, bir ‘harikalar sirki’yle karşılaşmasak da ilgi çekici filmler izliyoruz. İkinci yarışma gününde gördüğümüz dört filmle birlikte yarışmanın yarısına gelmiş durumdayız. İlk günün üçlüsüne eklenen ikinci günün dörtlüsü, jürinin işinin zorluğu konusunda da belli ipuçları veriyor bize. Her geçen gün, bütün dallardaki favori sayısının yükseldiğini gözlemliyoruz.
Gelelim filmlere... Veli Kahraman imzalı ‘Ana Dilim Nerede’, kültürel kimliklerin dille birlikte yok oluşunu Zazaca üzerinden okuyan dokunaklı bir hikâyeye sahip. ‘İki Dil Bir Bavul’da çok daha etkili bir şekilde değerlendirilen meseleye bağırıp çağırmadan yaklaşan film, alçakgönüllü biçemi ve samimi söylemiyle seyirciyle iletişimini kolayca sağlayan bir çalışma. Ancak cümlesini sürekli olarak tekrar etmesinin getirdiği handikabı aşamadığını, etki çerçevesini genişletmeyi başaramadığını da söylemeliyiz. Yarışmada pek şans tanımadığımız yapımın dile getirdiklerine kulak kabartmak ve duyduklarımızı unutmamak gerek yine de.
Timur Soykan’ın Radikal’deki haberinden yola çıkılarak projelendirilen, yarı belgesel bir atmosferle hayat bulan ve deneysel kimi hamlelerle görsel yapısı oluşturulan Elfe Uluç imzalı ‘Aziz Ayşe’, uzun yıllara yayılan bir çabanın ürünü olarak saygıyı hak ediyor. ‘Yoksulluğunu paylaşan kâğıtçı travesti’nin hikâyesi, ‘insanca’ yaşamayı iyice unuttuğumuzu da gösteriyor bizlere. Gerçek bir karakterin gerçek yolculuğunu ‘gerçeküstü’ gibi hissettiren film, bu yanıyla bile takdir topluyor, insanın kendisiyle yaşadığı hiç bitmeyen çatışmasını odağa yerleştirerek söylediklerine sağlam bir zemin oluşturuyor. ‘Aziz Ayşe’yi suratımızdaki tokatlar eşliğinde izlediğimizi, onun hikâyesini belgeleyen Elif’i canlandıran Feride Çetin’in yeterince ‘doğal’ göründüğünü de ekleyelim.
Pelin Esmer’in merakla beklediğimiz ikinci kurmacası ‘Gözetleme Kulesi’ ise bir trajediyi umutla buluşturarak yarattığı paradoksal yapıyla etkisini hissettiriyor. İki ‘kaybeden’ karakterin rastlantısal birlikteliğinin getirdiği enerjiyi ortaya çıkaran hikâye, Nilay Erdönmez ve Olgun Şimşek’in birbirlerini bütünleyen performanslarından aldığı destekle hedefine doğru koşar adım ilerliyor. Pelin Esmer’in yönetmenlikte durdurulamayan bir yükseliş hızına ulaştığını, ince ince inşa ettiği atmosferin bütün enstrümanlarına hâkim olduğunu ve seyirciye ‘duygu akışı’ sağlama konusunda uzmanlaştığını belgeleyen bir çalışma ‘Gözetleme Kulesi’. Altın Koza’nın kapanış töreninde sahnede kendine bir yer kapacağını iddia edebiliriz.
Şimdi de bu yazının başlığının altını doldurma vakti! Yeşim Ustaoğlu’nun ticarî gösterime bugün çıkan filmi ‘Araf’, Altın Koza’nın da favorileri arasında yer alıyor. Gerçek bir hikâyenin beyazperdeye yansımasına vesile olan yapım, birçok açıdan ‘Gözetleme Kulesi’yle kesişiyor, hatta sahne özelinde bile yaşıyor bu durumu. İki genç kızın benzer hayat yolculuklarını resmeden bu iki film, benzer bir başarıyı da sahipleniyor. ‘Araf’ın en büyük artısı (ya da fazlası) ise ‘Gözetleme Kulesi’nin eksiği olan erkekler dünyasına bakışındaki ‘doğru tespitler’. Ustaoğlu, kadın karakteri merkeze koymuş olsa da erkekleri tektipleştirmeden hikâyesini anlatıyor, özellikle diyaloglardaki mükemmellikle etkisini bir tık yukarı taşıyor. Diyalog demişken, Özcan Deniz bu filmde tek kelime etmiyor, ki iyi de yapıyor. ‘Araf’ın yarışmada şansının yüksek olduğunu, özellikle başroldeki Neslihan Atagül’ün ödülün bir kulpunu tuttuğunu söylemek mümkün. Türkiye sinemasının kadın yönetmenler konusunda tırmanışta olduğunu da belgeliyor bu yılki Altın Koza. Hele ki “İyi ki varlar” dedirten performanslarını görünce, özensiz erkeklerin bir kenara çekilip yerlerini ‘ince eleyip sık dokuyan’ kadın sinemacılara bırakmalarını istemekten alıkoyamıyoruz kendimizi...