'Etnik senfonik rock'ın peşindeyim'

'Etnik senfonik rock'ın peşindeyim'
'Etnik senfonik rock'ın peşindeyim'

Gazetecilik, oyunculuk, pansiyonculuk... Soner Olgun , Müzik benim 32. mesleğim diyor.

Dördüncü albümü 'Sevda Diye Bir Kuş'u yayımlayan Soner Olgun, "Şarkılarımı Rock FM de Alaturka FM de çalsın istiyorum" diyor
Haber: ELİF EKİNCİ - elif.ekinci@radikal.com.tr / Arşivi

Soner Olgun deyince ilk akla gelen sakal oluyor. Kaç yıldır sakallısınız?
Sakalım çıktığı günden beri diyebilirim aslında. Araya bir askerlik girdi, bir de genç bir muhabirken, başımda patronlarım varken sakallarım yoktu. Medyada yönetici olduğum zamandan itibaren, yani karışanım kalmadığından bu yana sakallıyım. 20 küsur yıldır...

Basın tecrübenizi BOOM dergisinden biliyoruz az çok. Nasıl bulaşmıştınız bu işlere?
Ankara ’da öğrenciydim, para kazanmam gerekiyordu, biraz da elim kalem tutuyordu. Nuri Çolakoğlu abimizin elimden tutmasıyla kültür sanat muhabiri oldum Ankara’da bir ajansta. Daha sonra Ankara’da Hukuk Fakültesi’ni bırakıp İzmir 9 Eylül Tiyatro’ya gidince Milliyet’in İzmir bürosunda çalışmaya başladım. Sonra İstanbul ’da Karacan Yayınları’nda ciddi bir süre çalıştım. Orada yöneticilik yaptım. Dergi tecrübesi filan hep bu süreçte oldu. 1990’da da mesleği tamamen bıraktım; erken emeklilik. 

Hukuku neden bıraktınız?
Benden avukat olmayacağı o kadar açıktı ki! Petrocelli dizisi vardı o zamanlar, avukattı Petrocelli, jürinin karşısına çıkıyordu, tüm meseleleri çözüyordu filan, ben de öyle zannettim ama öyle olmadığını gördüm okurken. Dört yıl okudum ama bitirmedim. Diplomayı alsam askere gitmek zorunda kalacaktım, İzmir’e gidip tiyatro okuyamazdım o zaman. 

Tiyatroyu askerliği ertelemek için mi gündeminize aldınız?
Yok, gerçekten ilgi duyuyordum. Okuldaki üstadım Turgut Özakman’dı. Onun etkisiyle gittim İzmir’e. Turgut hocanın dizinin dibinde olmak bana çok şey kazandırdı. 

Ama daha sonra tiyatroyla da aranız bozuluyor sanıyorum.
Drama sanatlarıyla ilgili aslında İstanbul’daki ilk yıllarımda, Zeki Alasya-Metin Akpınar’ın TV skeçlerinin yazar ekibindeydim. Tiyatroya dair ise, yıllar sonra ‘Letafet’ isimli bir oyun yazdım sadece. Hüseyin Avni Danyal’ın isteği üzerine. O oyun için şarkılar da yazdım, hatta bir tanesi de bu albümde yer alan ‘Sevdikçe Sevesin Gelir’. 

Okullu biri olarak, DT’nin özelleştirilme meselesine ne diyorsunuz?
Türkiye bir dönüşüm geçiriyor. Kapitalist bir toplum olmaya çalışıyor ve bu süreçte kendi burjuvasını yetiştiriyor ama bizim burjuva bu kadar! Bizim burjuvazinin tiyatroya bakış açısının sonucu bütün olup biten aslında. Bir ülkenin kültürü o ülkenin en büyük zenginliğidir, onun için devlet tiyatroları beslemeli. Halkın her kesimi izlemiyor olabilir. Türkiye’de Türk Sanat Müziği şu an en az dinlenen müzik. Ne yapalım, kapatalım mı konservatuvarları? Bu iş halkın gösterdiği ilgiyle ölçümlenmez. 

Hukuk, tiyatro, müzik vs. ne çok şey yapmışsınız...
Müzik benim 32. mesleğim. Çocukluğumda Fethiye’de inşaat sulamaktan pansiyon işletmeye bir sürü iş yaptım. 11 yaşında çıktım Fethiye’den. Bornova Anadolu Lisesi’nde yatılı okudum. Oraya bıraktı beni babam, sonra da yazdan yaza ancak dönebildim Fethiye’ye. O zamandan beri gurbet çocuğuyum. 

Nasıldı ilk gurbet günleri?
Rezalet! Yatılı okulun ilk günleri herkes için kâbustur zaten. Kasabadan gelmişsindir, kendini böcek gibi hissedersin. Ama sen böceksen, yanındaki de böcek. 11 yaşında çocuksun, ana kuzusu, kendi çorabını yıkıyorsun. Ha olmaz mı? Oldu! 

Bağlamayla tanışmanıza vesile olan sıla özlemi mi?
Yok, Fethiye’de babam ve abilerim de bağlama çalardı zaten. Ustam ortanca abimdir. Hepsinden bir şey öğrenmişimdir ama en çok onunla haşir neşir olduğum için ustam odur derim. Yatılı okulda gitara yönelimim oldu ama sonra bağlamaya ayıp oluyor diye geri döndüm. O gün bugündür, hâlâ öğreniyorum, yaşadığım sürece de öğreneceğim. 

Türkü söyleyiş biçiminiz için rock tandanslı desek doğru olur mu?
Ben türkülerin hep rock olduğuna inandım. Anglosakson kültüründe rock neyi anlatıyorsa bizde de türküler aynı şeyi anlatıyor. Söyleyiş biçimim de hiçbir zaman otantik olmadı. Kendimce geliştirdiğim tarzda, en yumuşak söylediğim şarkıda bile bir rock kokusu alırsınız, doğrudur. 

Albüme gelelim. Önemli ama bir yandan da tarzınızla çok da uyuşmayan isimlerle çalışmışsınız: Can Şengün, Alp Ersönmez, Volkan Öktem…
Can Şengün çok yetenekli, çok önemli bir gitarist. Uzlaşması çok zor bir flört dönemi geçirdik onunla. O benim için kim bu adam diyor, ben onun için kim bu adam diyorum... Türkiyeli bir adam değil çünkü Can, Amerika’da büyümüş, okumuş. Ama ben dünya müziklerine açık bir insanım, hatta her zaman söylerim rock benim için çok önemlidir. Baktık ki ortak bir kanalımız var aslında. Pink Floyd’dan, Queen’den, Deep Purple’dan beslenmişiz ikimiz de. Sonra aradığımız tadı bulduk. Zaten çok kalabalığımız yok enstrüman olarak, davulları Volkan Öktem, basları Alp Ersönmez, perküsyonları Mehmet Akatay çaldı. Bunların hepsi dünya çapında adamlar, içlerindeki en kariyersiz müzisyen benim, öyle söyleyeyim. 

Bir tarz çatışması yaşandı mı?
O daha popüler insanlarla çalışıyor tabii, Tarkan’ın orkestra şefi, Sezen Aksu’yla, Kenan Doğulu’yla filan çalışıyor. O yüzden başlangıçta, albümdeki türküleri yaparken bir anlayış sorunu olacak zannetti Can, ama sonradan aştık. 

Değişik türlerden örnekler var albümde; Türk Sanat Müziği, rock ballad, Latin formatlı bir şarkı…
Aslında hepsi aynı enstrümanlarla çalındı. Sözgelimi türkü kaydı için haydi etnik enstrümanlar ekleyip renk katalım demedik. Aynı takım çaldı bütün parçaları. Zamanında müzik yayıncılığı da yapmış biri olarak şunu söyleyebilirim. Hepsi makamsal şarkılardır. İş tam olarak bu topraktan çıkma bir iş oldu ama tadı evrensel. Kayıt için Amerika’ya gönderdik parçaları, oradan da ‘pure/saf’ ve ‘unique/eşsiz’ yorumuyla döndü. 

Peki kategorize etmek istesek?
Çok zor. Albümde bir Türk Sanat Müziği şarkısı var, Rock FM de çalıyor, Alaturka FM de çalıyor. İstediğim şey de bu zaten benim. Etnik senfonik rock’ın peşindeyim aslında. Ha oraya vardık mı? Nasıl varalım, benim senfoni orkestrasıyla çalacak gücüm yok, bu işler güç meselesi.