Evet, şimdi bendeyiz...

Evet, şimdi bendeyiz...
Evet, şimdi bendeyiz...
İstanbul Modern'de açılan 'Bakış-Portre Fotoğrafının Değişen Yüzü' sergisi portreden hareketle fotoğrafın 160 yılda geçirdiği teknolojik ve estetik değişimi gözler önüne seriyor.
Haber: MUHSİN AKGÜN - muhsin.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Günümüzde hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olan fotoğraf nasıl başlamıştı, hangi aşamaları kat etmişti gibi soruların tümüne cevap niteliğinde bir sergi açıldı İstanbul Modern’de. ‘Bakış-Portre Fotoğrafının Değişen Yüzü’ başlıklı sergi, portre fotoğrafçılığından hareket ederek fotoğrafın yüzyıllar içerisinde geçirdiği teknolojik ve estetik evrimi anlatıyor.
Serginin bir nevi fotoğraf tarihini gelişim sırasına göre aktarması, beni üniversite yıllarıma döndürdü. (Şahsen ben fotoğrafta film ve dijital kısmına yetiştim ama). Fotoğrafın ve ‘camera obscura’nın kısaca gelişimini yazarsam bu bilgiler eşliğinde ‘Bakış’ sergisini okumak daha sağlıklı olur. Bize söylene, fotoğrafın birisinin keşfi olmadığı ve gereksinimlerden dolayı bulunduğuydu. Olaylar şöyle ki, 1550’de başlayan camera obscura’nın gelişimi 17. yüzyılda nihayet tamamlanır. Hatta bu süreçte elde edilen flu görüntüler resim sanatında da kullanılır. Işığa duyarlı maddelerin bir yüzyıl sonra bulunuşuyla yeni bir dönem başlamış olur. Peşi sıra metal, kâğıt, cam ve film üzerine uygulanan fotoğraf örnekleri artık günümüzde yerini dijital fotoğrafa bırakacaktır.
İlk fotoğraflarda harekete duyarlı kameralar olmadığı için daha durağan nesnelerin çekimi mümkündü. Bu durum haliyle portre fotoğrafçılığını öne çıkardı. Kameranın önünde uzun çekimler, flu görüntülerle başlayan bir süreçten bahsediyorum. İlk fotoğraf makinesi satışının da 1839’un haziran ayında Londra’da yapıldığını belirteyim.
İlk yıllarda resimsellik ön planda
Sergide Lee Friedlander’ın gözünden bir Miles Davis fotoğrafı karşılıyor bizi. Ve peşi sıra sergide Dianne Arbus, Alexander Gardner, Yousuf Karsh, Nicholas Nixon gibi 54 fotoğrafçının 72 yapıtı aracılığıyla portre fotoğrafının 160 yıllık geçmişinden örnekler görüyoruz.
Sergiyi gezerken neredeyse her adımınızda karşınıza gelen fotoğraf, aynı zamanda size fotoğrafın gelişimini de aktarıyor. Savaş sırasında çekilen ama bir savaş fotoğrafı olduğunu askerlerin üzerindeki üniformadan anlayabildiğimiz bir fotoğraf. Durun, daha zamanı gelmedi, yıl daha 1856. Yaklaşık 100 yıl daha gerekmekte ‘reflex’ kameranın kullanılmasına. Nefis bir Lincoln portresini flu bir Matisse portresi takip ediyor. Yıl 1909. Resimsellik hâlâ aşılmış değil anlayacağınız.

Hareketleniyoruz 
Neyse ki 1929 tarihli Dali portresi artık biraz daha fotoğraf diline yaklaştığımız işareti. İmza Man Ray. 1929 tarihli August Sander’in sıradan Almanları sabitlediği portre serisi ve 1938 tarihli Manuel Alvarez Bravo’nun ‘İyi İtibar Uyurken’ isimli fotoğrafı artık tekniğin dışında içerik olarak da arayışların başladığının göstergesi gibi. Kurgu fotoğrafına yaklaştık demek bu. Philippe Halsman’ın Richard Nixon’ı zıplarken çekmesiyle birlikte artık reflex kameranın kullanıldığını anlıyorum diyeyim, sene 1955.
Bundan sonrasında aslında çok bilmediğimiz örnekler yok. Kurgulanmış seriler, içerik olarak çağdaş sanattan örnekler sergileyen fotoğraflar. Mesela Nicholas Nixon’ın her yıl eşini ve üç kız kardeşini çektiği fotoğraflardan oluşan seri. Yedi fotoğraftan oluşan Dijkstra imzalı seri bir Fransız gencinin jandarmaya katılmasıyla birlikte iki yıl içerisinde geçirdiği dönüşüm.
Bitti... Sergi sonunda ders bitmiş gibi hissediyorum!
Gazetemde hazır bu sayfaları bulmuşken telif konusunda iki cümle kurup mesajımı da vereyim istedim. Sergide bulunan fotoğrafların gazete sayfalarında birebir yayımlanması konusunda çok hassas koleksiyon sahibi Bank of America. Amerika ’dan kilometrelerce ötede olan bizler sürekli uyarı alıyoruz bu konuda. Telif haklarının az geliştiği, açılan davaların yıllarca sürdüğü ülkemizde tabii ki anlaşılması zor bir durum! Umarım bu yönüyle de bize bazı fikirler verir diyeyim.
Bank of America Merrill Lynch işbirliğiyle gerçekleştirilen sergi, 20 Ocak’a kadar İstanbul Modern’de. 


Zıpla, zıplamadan gitme!
Fotoğraf dersi niteliğindeki sergi bitiminde şimdi uygulama vakti diyerek sergi alanında kurulan ‘zıpla’ başlıklı alana geçiyorum. Üç ayak üzerine sabitlenmiş ve bir mekanizmayla sizin zıplamanıza paralel fotoğraf çeken kameraya poz verip sonucu da hemen yanındaki ekranda görüyorum. Bu son hareket fotoğrafın bütün bu evrelerden geçtikten sonra nereye geldiğini yeniden hatırlamamı sağlıyor. Siz de sergiyi gezdikten sonra sakın zıplamadan çıkmayın ki olayı iyice kavrayın.