Evgeny Grinko: Beni besleyen şey güzel bir şey yaratma isteği

Evgeny Grinko: Beni besleyen şey güzel bir şey yaratma isteği
Evgeny Grinko: Beni besleyen şey güzel bir şey yaratma isteği
Türkiye'de yaşayan dinleyicilerin gönlünde yeri bir başka olan, 'Valsin Efendisi' Evgeny Grinko, yeni albümünün çıkmasına kısa bir süre kala, dinleyicileri mest etmek için bir kez daha İstanbul'a geliyor. 'Türkiye'de gördüğüm ilgi bir mucize' diyen Grinko ile 4 Aralık'ta gerçekleşecek konserinden önce yeni albüm hazırlıklarından dünyanın haline kadar pek çok şeyi konuştuk.
Haber: Birce Altay - birce.altay@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Evgeny Grinko bundan birkaç sene önce ağzında sigarası, piyanonun başında çaldığı, dinleyenlerin kalplerin kıyısına türlü anıyı vurduran Valse ile girdi hayatımıza. Bu genç adamın iddiasızlığındaki ışıltıya müziğinin acıtırken iyileştiren, kanatırken daha fazlasını dinlemekten kendinizi alıkoyamadığınız notaları eşlik etti. Rusya’nın 8.200 nüfuslu Kravato isimli kasabasında yaşayan Grinko, en geniş dinleyici kitlesini Türkiye’de buldu, bunu da karşılıksız bırakmadı. Geçtiğimiz dört sene içinde dört kere Türkiye’ye gelen Grinko, İstanbul, Ankara, Eskişehir ve Konya’yı kapsayan bir mini turneye bile çıktı. O turnenin hayatındaki en yoğun konser dizisi olduğunu söyleyen Grinko, seyircinin ilgisinden oldukça memnun kalmış olsa gerek ki kendisi için zaman zaman zor olduğunu itiraf etse bile her anına değmiş olduğunu da söylüyor.  KüçükÇiftlik Park’ta URU ve Moodlive organizasyonuyla 4 Aralık’ta tekrar İstanbul’a gelecek Evgeny Grinko ile konseri öncesinde Türkiye seyircisinin kendisine olan ilgisini, 2016’da çıkacak albümünü ve dünyanın gidişatını konuştuk.

Daha önce Taroutz Vermo, Monroe's Pills ve Solntsetsvety gibi gruplarda davul çalıyordunuz. Şu an hem yaptığınız müzik oldukça farklı, hem de dinleyici profili oldukça değişti. Davuldan piyanoya, küçük seyirci gruplarından büyük kalabalıklara, bu değişim size nasıl hissettiriyor?

Çaldığım enstrümanı değiştirmenin ya da daha geniş kitlelerce dinlemenin beni daha mutlu edeceğini hiç düşünmemiştim açıkçası. Elbette şu an yaptığım müziğe olan ilgi çok daha büyük.  Bu, yaptığım seçimlerle ilgili hissettiğim şüphelerle başa çıkmama yardımcı oluyor.

Bu Türkiye’ye beşinci gelişiniz olacak, önceleri burada gördüğünüz ilginin sizi şaşırttığını söylüyordunuz, şimdi bu ilgiyi daha iyi anlamlandırabiliyor musunuz?

Açıkçası Türkiye’de yaşayan dinleyicilerin ilgisi ve tutkusu beni her zaman şaşırtmayı başarıyor. Bunu bir çerçeveye oturtmaya çalışmaktan hoşlanmıyorum, bir mucize olarak görmeyi tercih ediyorum. Böylesi daha güzel.

Yeni albümünüz 2016’da çıkacak. Dinleyiciyi bu defa neler bekliyor? Hazırlıklar nasıl gidiyor?

Yeni albümde önceki albümlerde birlikte çalıştığımdan iki kat daha fazla müzisyenle birlikte çalışıyoruz. Bu kez kayıtlarda arp da kullandık, üstelik 60’lardan alışık olduğumuz davul tonları var, synthesizer da kullandık. Besteleri genellikle evde yapıyorum, o yüzden şu an prova aşamasındayız. Albümü Rusya’nın en büyük stüdyosu olan MOSFILM’de kaydedeceğiz, burası da genellikle film yapımcıları tarafından tercih ediliyor, o yüzden uygun zamanı bulmak çok zor. O yüzden şu an prova yaparak bekliyoruz. Stüdyoya girdiğimizdeyse asıl süreç başlayacak; ‘yeterince iyi’ dediğimiz noktaya ve ‘o sesi’ bulana kadar çalışacağız.

Rusya’ya kıyasla burada daha ünlüsünüz. Türkiye’de de aynı durum bazı müzisyenler, yönetmenler ve sanatçılar için geçerli. Sizce bunun sebebi ne? Rusya’da buradaki kadar ilgi görmemeniz yüzünden zaman zaman ‘içerlemiş’ hissediyor musunuz?

Rusya’da da benzer müzik yapan, çok da iyi yapan ve ünlü olan müzisyenler var. Ben bu tür şeylerin biraz rastlantısal olduğunu düşünüyorum, kalanı da yeteneğe, sürekliliğe ve biraz da karizmaya bağlı belki. Rusya’da buradaki kadar ilgi görmediğim için rahatsız da olmuyorum, üzülmüyorum da. Gerçekçi yaklaşıp duruma biraz daha felsefi bakabilmeyi tercih ediyorum da diyebiliriz.

Yalnız kalmayı seviyorsunuz, yalnız başınızayken daha kolay çalıştığınızı söylüyorsunuz. Yalnızlığın müziğinizi besleyen bir şey olduğunu söylemek mümkün mü? Başka neler var?

Evet, yalnız kalmayı seviyorum. Kendim hakkında konuşmaktan da çok hoşlanmıyorum aslında. Başka insanların yarattıklarından beslendiğimi söyleyebilirim. Bir de güzel bir şey yaratma isteğinden. Unutmadan, bir de iyi çaydan.

Geçtiğimiz konserlerin birinde konserinizde bilet ücretini pahalı bulan bir hayranınıza bilet hediye etmiştiniz. Sizi dinleyen insanlarla iletişiminiz nasıl?

Son zamanlarda yapılan yorumların çoğunu okuyamıyorum, çok yoğunum çünkü. Yine de geç bile olsa gelen mesajların tümüne yanıt vermeye çalışıyorum. Aslında bu konuda söyleyebileceğim daha farklı bir şey var. Tanımadığım insanlar sevdikleri birinin doğum gününü kutlamam ya da sevdikleri kişiye aşklarını söylemem için bana mesajlar yolluyorlar, bu bana çok tuhaf geliyor. Yani ben bunu yapsam bile bu ne onların sevgisini gösterecek ne de çok zeki ya da cesur olduğunu kanıtlayacak. İnternetteki beş dakikalık ün, hepsi bu.

Evgeny Grinko’nun bir müzisyen olarak hayatı hakkında bir fikrimiz var, evet. Peki müzik dışında neler var? Edebiyatla aranız nasıl mesela?

Okumayı gerçekten çok seviyorum ve çok fazla sevdiğim yazar var, o yüzden birinin ismini verip diğerlerini söylememezlik etmeyeyim. En son İsveçli yazar Bengt Jangfeldt’in yazdığı Rus şair Vladimir Mayakovsky’nin biyografisini okudum.  Çok güzeldi.

Haberleri izliyor musunuz? Olan biten son gelişmelerle ilgili neler düşünüyorsunuz? Sizce dünyanın daha iyi bir yer olması için ne gerekli?

Evet, maalesef izliyorum haberleri. Her şeyi takip ediyorum. Radyo dinliyorum, haber kanallarını izliyorum. Olan biten saçma sapan savaşlardan, büyük egolu kurnaz liderlerin insanların kafasını karıştırıp onları asıl meselelerden uzaklaştırmasından başka bir şey değil. Ben kuyruklu yıldızlara inen uyduların, Hadron Çarpıştırıcısı’nda bulunan yeni parçacıkların, tarih alanında, tıpta ve bilimde yapılan yeni buluşların haberlerini duymayı seviyorum elbette. Dünya daha iyi bir yer olabilir, evet. Benim kusursuz dünyam Emir Kusturica'nın Yeraltı’sının son sahnesindeki gibi herkesin canlı, kibar ve mutlu olduğu ve müziğin çaldığı bir yer. Bu bir ütopya elbette, biliyorum.