Ez, kır, parçala, tüket, tüken!

Ez, kır, parçala, tüket, tüken!
Ez, kır, parçala, tüket, tüken!
Distopik atmosferiyle hedefe yürüme niyetindeki 'Canavarlar Sofrası', daha önce defalarca kurulmuş 'büyük cümleler'in arkasına saklanıyor
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Sinema eğitimini ABD ’de alan Ramin Matin, Türkiye sinemasının arayışlar içindeki bugünkü durumunu iyi temsil eden bir isim, henüz ilk uzun metrajlı filmini çekmiş olsa da. ‘Canavarlar Sofrası’, Matin’in yönetmenlik konusunda sorunları olmadığını, hatta birçok ‘iyi’ sinemacımızdan daha iyi atmosfer yaratma becerisine sahip olduğunu gösteren bir çalışma.
Evet, genç sinemacının bu konuda bir problemi yok, ama anlattığı hikâyenin öyle ahım şahım bir yanının olmadığını da söylemek zorundayız. Aslında distopik dünyaların çekiciliğini düşündüğünüzde, ‘Canavarlar Sofrası’nın da bu alanda kendine bir yer edinecek yetkinliğe sahip olacağını sanıyorsunuz. Ama sonucu tatmin edici bulmadığımızı üzülerek belirtelim. 

Otorite baskısının küçük çaplı bir yansımasını beyazperdeye taşıma niyetinde film. Bir akşam yemeğinde bir araya gelen iki çiftin ‘gergin’ buluşmasına yöneltiyor kamerasını. Neredeyse isimsiz (isimleri J, M, K, D) karakterlerin, ‘tüketim’ toplumlarının içine düştüğü ‘ezme’ kültürüyle haşır neşir olmalarının yarattığı ‘çözülme’yi (buna ‘tükenme’ de diyebiliriz) anlatmaya çalışıyor ‘Canavarlar Sofrası’. Bunu da zaman ve mekandan bağımsız bir yapıyla bütünlemeyi deniyor. Faşizanlığın giderek zirve yaptığı bir ‘sistem’in içindeki ‘sıradan’ bireylerin, insanlıktan uzaklaşıp neredeyse birer ‘program’ boyutuna (ya da boyutsuzluğuna) indirgendiği atmosferiyle kaçınılmaz biçimde birçok şeyi hatırlatıyor film, distopyaların ağababası ‘1984’ başta olmak üzere. 

İngilizce çekilmiş film, tek ve kapalı mekan kullanımıyla doğal olarak teatral duruyor. Tiyatrodan ödünç alınmış kimi anlatım yolları da filmin nüvesine sızıyor. Bu yanının zaman zaman sinema duygusunu törpülediğini söyleyebiliriz. Ancak temel problemin hikâyede olduğunu bir kez daha vurgulayalım. Daha önce defalarca kurulmuş ‘büyük cümleler’in arkasına saklanan senaryo, oyuncularını bunlara mahkûm ettiğinde, film de giderek yavanlığa doğru sürükleniyor. Böylesi bir handikapla boğuşmaya çalışan Ramin Matin ise, ‘kapalı alan gerilimi’ yaratmaya yönelik kimi hamlelerde bulunuyor, hikâyenin ona dayattıklarına teslim olmanın önüne geçmeye çalışıyor. Bunda tam bir başarıya ulaştığını söylemek zor, ama adının ‘Kusursuzlar’ olduğunu öğrendiğimiz ikinci filmi için umut veriyor en azından.


    ETİKETLER:

    ABD

    ,

    Sinema

    ,

    Türkiye

    ,

    İngilizce

    ,

    Akşam

    ,

    Mekan

    ,

    film

    ,

    senaryo

    ,

    zaman

    ,

    genç