Ezenlerin gözünden baktım

Ezenlerin gözünden baktım
Ezenlerin gözünden baktım

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Altın Portakal'ın en çok konuşulan ismi. En iyi filmin ödüllü yönetmeni Seren Yüce, topluma ezilenlerin değil de ezenlerin gözünden bakma nedenini Radikal'e anlattı.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Altın Portakal Film Festivali’nin en önemli sonuçlarından birisi son birkaç yıldır geliyorum diyen ‘genç’ bir yönetmen kuşağının ağırlığını sinemaya koyması oldu. Bu yönetmen kuşağı; acemilik ve ustalık dönemlerini ‘ağabeyler’inin yanında geçirdikten sonra artık kendi hikâyelerini anlatmanın derdine düşmüş gibi görünüyor.
Festivalde, ‘Çoğunluk’ filmiyle ender görünür bir biçimde hem en iyi film, hem de en iyi yönetmen ödülünü kazanan 35 yaşındaki Seren Yüce de bu isimlerden birisi.  Yüce, Venedik’te ‘Geleceğin Aslanı’ ödülünü aldıktan sonra “ Türkiye ’de nasıl karşılanacak onu merak ediyorum” demişti. Film Altın Portakal’da büyük bir beğeni kazandı. Yüce, festivaldeki gösterimin beklediğinden çok daha iyi geçtiğini söylüyor ve ekliyor: “Film gösterildikten sonra yapılan yorumlardan ödül alacağımızı hissediyordum. Ama açıkçası bu kadar olacağını tahmin etmemiştim.”    
Kendi hikâyesini anlatmaya başlamadan önce Pandora’nın Kutusu’nda Yeşim Ustaoğlu’nun, Yaşamın Kıyısında’da Fatih Akın’ın ve ‘Takva’da Özer Kızıltan’ın birinci asistanlığını yaparak ‘pişen’ Yüce, bu deneyimleri kendi hikâyesini anlatmada ustalıkla kullanmayı başarmış görünüyor.
Bilkent Üniversitesi’nde arkeoloji okuyan ama sinemada karar kılan Yüce, ilk olarak ayrımcılığa dair bir öykü anlatmaya karar verdiğini söylüyor. Ama farkını şöyle koyuyor: “Hep ezilen tarafından değil de biraz da ezen tarafından bakmak gerektiğini, o sınıfın yani orta sınıfın hayatına girmek gerektiğini düşündüm.”  

Hayatından izler taşıyor
Böylece ‘Çoğunluk’u ‘özel bir film’ kılan öğelerden ilkine ulaşmış oluyoruz: Herkesin baktığı yerden bakmamak.
‘Çoğunluk’un hikâyesinde Yüce’nin hayatından izler de var. “Ama” diyor “Yıllardır girdiğim ortamlardan, arkadaşlarımdan,  annelerden, babalardan toplanmış gözlemler de mevcut.”
‘Çoğunluk’ ‘orta sınıf ahlakı’ ve bu ahlakın toplumsal dokuya nasıl işlediği üzerine bir film. Ama bu durum yalnızca sinema eleştirmenlerinin filme yakıştırdığı bir yorum değil. Yüce yapmak istediği şeyden emin olarak yola çıkmış. Bu nedenle ‘politik’ bir içeriğe sahip olmadan da ‘politik’ bir film çekmeyi başarmış.
‘Orta sınıf’ın bütün toplumu şekillendirmese de büyük bir kısmı üzerinde etkili olduğunu ifade eden genç yönetmen, “Bu sadece Türkiye’de değil tüm dünyada da işleyen bir mekanizma. Aslında kapitalizm dediğimiz şeyin en büyük piyonu orta sınıf. Bütün ekonomik dengeleri hem belirleyen hem yaratan onlar. Parayı onlar kazanıyor ve onlar harcıyor aynı zamanda. Sonuçta bütün dünyanın dengesini de orta sınıf kurmuş oluyor. Çoğunluk kavramı da buradan geliyor zaten” diyor.
‘Çoğunluk’u ‘özel bir film’ kılan öğelerden ikincisini de biliyoruz artık: Anlatacağın hikâyeye hâkim olmak.
Artık ‘doğası gereği’ diyebileceğimiz bir biçimde Türkiye sineması ‘erkek hikâyeleri’ anlatıp duruyor. Ama, büyük bir kısmı ‘erkek dünyası’nın dilini başka bir formatla yeniden üretirken, çok azı bu dünyanın arızalarını gözler önüne seriyor. ‘Çoğunluk’ ikinci türden bir film.
Yüce, filminin kahramanı Mertkan’ın kendisinin o yaşlardaki hallerine çok benzediğini itiraf ediyor. Ama, karakteri yaratırken sadece kendi hikâyesine bakmamış: “Kendimden ziyade bugün Beyoğlu’na çıkıp baktığımızda çoğunluğu benzer arkadaşlar oluşturuyor. Sonuçta işi gücü, doğru dürüst bir hayat görüşü olmadan, gelip geçen kitleler var. Onlardan da bir şeyler aldım. Zaten hayattan isteyecekleri ve istemeleri gereken şeyler çoktan belirlenmiş durumda. Ve sistem, çark bir şekilde dönüyor. Çok daha enteresan bir şey isteme şansları yok. Bu şans verilmiyor. Daha doğrusu kapitalist sistem onlara ne sunarsa onu istemiş oluyorlar. Kendi kişilikleriyle alakalı, özel bir durum yaratacak bilinç de oluşmamış gibi görüyorum ben.”
‘Çoğunluk’un ‘özel bir film’ olma serüveninin yeni durağındayız artık: İyi bir gözlem ve yorumlama yeteneği.

İnsanlar filmimi görsün
Seren Yüce, cuma günü vizyona giren filminin seyirciyle de buluşmasını istiyor: “Hakikaten gişesi bol olsun ama bunu sadece ekonomik anlamda söylemiyorum. Çok insanın görmesini, konuşmasını isterim.”
Yüce, sohbet boyunca hiçbir konuşmasına ‘Ben’ diye başlamadı. Mümkün olduğu kadar ‘biz’ diye başlayan cümleler kurmaya özen gösterdi. Settar Tanrıöğen gibi bir ustanın karşısında genç bir oyuncu olan Bartu Küçükçağlayan’ı koymanın risklerini hatırlatılınca bunun hiç sorun olmamasının nedenini şu sözlerle anlattı: “Set ortamı ciddi bir arkadaşlığa dönüştü. Set ve set öncesinden bahsediyorum. O yüzden herkes çok rahat çalıştı.” 
Ve iyi filmni, iyi bir işin ortaya çıkma serüveninde son noktaya geliyoruz: Yaptığı işi ciddiye alan, birbirine saygı duyan ve uyumlu çalışan bir ekip.