Fabrikasyon sevgi çağı

Steven Spielberg'ün meslektaşı Stanley Kubrick'den kutsal bir emanet gibi...

LOS ANGELES - Steven Spielberg'ün meslektaşı Stanley Kubrick'den kutsal bir emanet gibi devraldığı yeni projesi A.I. (Artifical Intelligence/Yapay Zekâ) çok yakında izleyici karşısında olacak.
Ünlü yönetmen, başrollerini Haley Joel Osment ve Jude Law'un paylaştığı 'Yapay Zekâ'yla ilgili olarak geçen hafta The New York Times gazetesine bir röportaj verdi. Spielberg, 29 Haziran'da Amerika'da gösterime girecek filmine ilişkin haberde
özellikle Stanley Kubrick ile yirmi yıla yayılan diyaloğun, 'Yapay Zekâ'ya hissedilir derecede yansıdığının altını çiziyor. Yönetmenin bir itirafı da, 20 yıl önce 'Yapay Zekâ'yı çekebilecek cesarete sahip olmadığı.
53 yaşındaki Spielberg filmi anlatırken,
"Yapay Zekâ'daki ölüm gerçek, dünya da acımasız. Masumlar asla tamamen iyileşemeyecek yaraların acısını çekiyor, peri masallarının keskin uçları hiç bozulmamış; sihirli yeniden doğuş öykülerinin
ise bedeli son derece ağır ve trajik ödeniyor" sözlerini kullanıyor. Nitekim, Spielberg'ün Tom Cruise'u başrolüne seçerek çekimlerini sürdürdüğü 'Minority Report' adlı ikinci yapımı da aynı dünyayı bu defa bambaşka bir açıdan ve daha da karanlık yönleriyle işliyor.
Geleceğin sıcak dünyası
'Yapay Zeka', uzak geleceğin sıcak dünyasında geçiyor. Filmde, küresel ısınmayla
yok olmuş kıyı kentlerinden arta kalanlar arasında yaşayan geleceğin insanları, ev temizliği, çocuk bakımı ve cinsellik gibi (!) çeşitli ihtiyaçlarını robotların yardımıyla sağlıyor. Nitekim, filmde Haley Joel Osment, 'sevgi çocuğu robot David'i canlandırırken rol arkadaşı Jude Law da, 'Gigolo Joe' adlı jigolo robot karakteriyle boş otel odalarında buluştuğu kadınların ihtiyaçlarını karşılıyor. Ama 'Yapay Zekâ'da asıl olaylar, bilim adamlarının sevgiyi hissedebilen çocuksuz anne babalar için David'i icat etmeleriyle başlıyor.
Spielberg, 'Yapay Zekâ'nın doğum öyküsünü ise şöyle anlatıyor: "Stanley Kubrick 'Yapay Zekâ'yı bana öyküsünü ilk anlattığı '80 lerde yapamadı. Bana filmin hikayesini daha o zaman göndermişti; ardından kendisine bu malzemeyle ne yapacağını sorduğumda ise, 'Bunu yapabilir miyiz bilemiyorum; ama yakında bu mümkün olacak' demişti. İşte şimdi o haklı çıktı. Her şey mümkün. Bilgisayarla her şeyi yapabilir, her şeyi gösterebilirsiniz. Tek bir sınır var. O da kendi hayal gücünüz."
1994 yılında Stanley Kubrick'in yönetmenlik için kendisine çağrıda bulunduğunu söyleyen Spielberg'ün o günlere ait anıları ise şöyle:
"90 sayfalık tretmanı okuyup, yapılan teklifi de kabul ettikten sonra Stanley ile beni ortak bir senaryonun beklediğini biliyordum. Senaryoyu Londra'da yazmamızı istiyordu. Bense bunun, senaryonun kontrolünü yüzde 99'luk bir oranla Stanley'in elinde tutabilmesi demek olduğunu anlamıştım. Eğer böyle bile olsaydı, bana hangi senaryoyu verirse versin filmi çekmekten büyük mutluluk duyardım. Bunu yapardım da. Bu nedenle tüm fikrin ondan geldiğine kendimi inandırana dek, iki ay boyunca son derece diplomatik ve projeye mesafeli davrandım. Ta ki, beni yönetmenliğe kendisi ikna edinceye dek.
Onun ölümünden sonra da, tretmanı bir başkasına devretmeyi hiç arzulamadım. Çünkü Stanley'in 1994'ten beri yaptığı tüm çalışmayı, benimle yürüttüğü fikir birlikteliği üzerine kurduğunu biliyordum.
Bu hikâyeyle anlatmak istediği hiçbir şeyi zamanın akışına bırakamazdım. Eğer bunu yapsaydım ve öyküyü bir başka yazara devretseydim, öykünün duygusal gücünde nesilden nesile bir azalma yaşanabilirdi.
İster kazanayım isterse kaybedeyim, senaryoyu kendi ellerimle yazmanın daha iyi olacağını hissettim." (Kültür Sanat)