Fena halde korkutuyor

Fena halde korkutuyor
Fena halde korkutuyor
Haftanın gerilimi 'Annabelle'de genç bir çiftin hayatını tarumar eden oyuncak bir bebeğin öyküsünü izliyoruz. Film öykü bazında vasat ama birkaç sahnesi literatüre girecek ve korku eşiğimizi bir hayli yükseltecek düzeyde... Mia rolündeki Annabelle Wallis de çok çok iyi.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

ANNABELLE (Not: 2.5/5)
Yönetmen: John R. Leonetti
Oyuncular: Annabelle Wallis, Ward Horton, Alfre Woodard, Eric Ladin
Yapım: 2014, ABD
Süre: 99 dakika

60’lar sonu insanlık tarihi özgürlük rüzgârlarıyla nefes tazeleyip zihnini yepyeni açma germe hareketleriyle tanımlarken Amerika’da Charles Manson’ın öncülük ettiği tarikat da aynı döneme acı hatıralar bırakıyor ve orta sınıfın yeni korkularından biri olarak literatürdeki yerini alıyordu. Bu haftanın salonlardaki gerilim eşiğini bir hayli yükselten ‘Annabelle’, işte bu tarihsel dönemden bir öykü anlatmaya soyunuyor. ‘Annabelle’ aslında geçen sezon izlediğimiz ve bizde ‘Korku Seansı’ Türkçe çevirisiyle gösterime giren ‘The Conjuring’in bir önceki adımı niteliğinde. Söz konusu film hatırlanacağı gibi ‘paranormal’ konulardaki araştırmalarıyla bilinen Warren çiftinin el attığı yeni bir davanın öyküsünü anlatıyordu. Bu esnada Warren’ların daha önce çözdüğü vakalardan birinin ana öznesiyle de tanışıyorduk. İşte bu özne, yani oyuncak bebek nedir, ne değildir; ‘Annabelle’de tüm siciliyle karşımızda…
Filmde hikâye Manson ve çetesinin hâlâ haber bültenlerinde yer aldığı ve ‘Satanist’ grupların varlığını koruduğu bir dönemde biçimleniyor. Genç doktor John Form, hamile eşi Mia’ya el yapımı, bembeyaz bir gelinlik giydirilmiş oyuncak bir bebek hediye ediyor. Lakin zamanla evin bu yeni konuğu var olan düzeni bozmaya ve Mia’yı gerçeküstü birtakım olaylar vasıtasıyla germeye, giderek ölümcül hamlelerin muhatabı haline getirmeye başlıyor…

Fena halde korkutuyor!
‘The Conjuring’in de görüntü yönetmenliği üstlenen usta kameraman John R. Leonetti’nin imzasını taşıyan ‘Annabelle’, kimi sahneleri itibariyle gerçekten seyircisini gerdikçe geriyor. Hele bir sahne var ki –anlatarak gizemini kaçırmak istemem ama- size oturduğunuz yerde soğuk terler döktürüyor. Bu fena halde ‘tırsıtan’ e literatüre geçmesi muhtemel bu bölümün dışında ‘Annabelle’ ölçülü biçili gerilimi ve korkutucu kadrajlarıyla takdire şayan bir çaba olmuş (mesela filmdeki gerilimin ilk kez perdeye yansıyan hamlesi de aynı oranda korkutucu. Genç kadının yatağından kalkarak komşu evde bir şeyler olduğu fark etmesiyle de süreçte gerim gerim geriliyorsunuz). Ama öykü bazında ‘The Exorcist’ten bu yana bazen bir vücut bazen de bir ruh arayan iblis temasına tekrar rastlamamız, filmin klişe duraklarında ister istemez çokça uğramasına neden oluyor. ‘Bebek’ motifi de uzaktan uzağa elbette ‘Chucky’yi andırıyor.

Oyunculuklara gelince doktor John’da Ward Horton iyi, Mia’da Annabelle Wallis çok çok iyi (bazı yabancı eleştirmenler hemen ‘Hitchcock sarışınlarını andırıyor’ tanımlamasında bulunmuşlar ama ben naçizane ‘O kadar da değil’ diyorum). Genç kadının kitapçı komşusu Evelyn’de de emektar oyuncu Alfre Woodard kısa ama etkileyici bir kompozisyon sunuyor. Dikiş makinesi gibi nesnelerden korku öğesi çıkarmayı başaran ve dönem ruhunu son derece etkileyici bir şekilde inşa eden ‘Annabelle’, çok önemsenecek bir film değil belki ama yukarıda altını çizdiğim birkaç hatırası korku eşiğimiz bakımından zihnimize yer edecek gibi. Ayrıca ‘Rosemary’nin Bebeği’ne yaptığı göndermeler ve ana karakterinin isminin Mia (Farrow) olması da özel bir alkışı hak etmesini sağlıyor…