Ferit Odman: Bu albüm New York'a özlemimin ifadesi

Ferit Odman: Bu albüm New York'a özlemimin ifadesi
Ferit Odman: Bu albüm New York'a özlemimin ifadesi
Fazla arayı açmadan ikinci albümü 'Autumn In New York'u yayımlayan günümüzün en iyi caz davulcularından Ferit Odman, "New York özlemimi ifade ettiğim bir albüm. Daha olgun ve melankoli unsurları taşıyor" diyor
Haber: ERAY AYTİMUR - erayaytimur@yahoo.com / Arşivi

Sadece Türkiye ’nin değil dünyanın en başarılı genç kuşak cazcılarından Ferit Odman, ilk albümü ‘Nommo’nun rüzgârı dinmeden ikinci albümü ‘Autumn In New York’u da Equinox Music etiketiyle yayımladı. Davul çalmaya 12 yaşında başlayan Odman, caz eğitimine 1999 yılında İsveç’te başladı. 2001’de burslu girdiği Bilgi Üniversitesi Caz Performans Bölümü’ndeki eğitimi boyunca Donovan Mixon, Önder Focan ve Spin grubuyla albüm kayıtları, Kerem Görsev, Maffy Falay ve Lloyd Chisholm gibi Türkiye’deki birçok önemli caz müzisyeniyle konser ve turneler yaptı.
2004’te New York’ta School For Improvisational Music’te Billy Hart’la özel olarak çalışma imkânı bulan Ferit Odman, 2006 yılında Fulbright bursuna layık görüldü ve William Paterson University’de Caz-Performans Master’ını tamamladı ve o zamandan bu yana yurtiçinde- dışında çok sayıda konser verdi. Biz de ‘Nommo’ zamanı hızına yetişemediğimiz Odman’ı ‘Autumn In New York’ konserleri eşiğinde yakaladık. 

‘Nommo’nun çıkması yaklaşık 2.5 seneyi bulmuştu. Hemen ardından ‘Autumn In New York’ geldi. Aslında tam ‘Nommo’nun piyasaya çıktığı hafta ‘Autumn In New York’un kayıtlarını yapıyordum New York’ta. 2010’un kasım ayına denk geliyor. Albüm gerçekten sonbaharda New York’ta kaydedildi yani, tam da adına uygun olarak. Kesinlikle çok farklı atmosferleri olduğunu düşündüğüm iki albüm ‘Nommo’ ve ‘Autumn In New York’. Ama bir yandan da Türkiyeli bir müzisyenin gözünden bir New York cazı, ruhu, hikâyeleri bütünü gibi. Biri diğerinin kesinlikle aynısı değil ama devamı gibi. 

‘Nommo’, New York’ta ilkbahar idiyse bu da sonbahar gibi...
Çok teşekkür ederim bu güzel gözlem için. Aslında ‘Nommo’ benim oradaki yüksek lisans yıllarımı yansıttığım, ‘Autumn In New York’ ise Türkiye’ye döndükten sonraki New York özlemimi ifade ettiğim bir albüm oldu. Yani ilk albümüm biraz daha heyecan ve enerji barındırırken ‘Autumn In New York’ biraz daha olgunluk ve melankoli unsurları taşıyor bana göre. 

Benny Golson, Cedar Walton, Vernon Duke, Robin-Whiting-Chase var ama James Williams ağırlıklı bir repertuvar olmuş bu sefer. Bu repertuvarı oluştururken önceliklerin nelerdi?
William Paterson University’de Mulgrew Miller sayesinde varlığından haberim olan ve maalesef artık aramızda olmayan James Williams’a ithaf ettiğim bir albüm bu aslında. Ona ait üç adet çok sevdiğim kompozisyona yer verdim. Gerçekten çok değerli bir piyanist ve kompozitör. Keşke onunla Amerika’da çalışabilme olanağım olsaydı. Seçtiğim balladlar ise benim hayatta en sevdiğim ve derinden etkileyenler. 

Vincent Herring ve Peter Washington bu albümde de yerlerini almışlar. Vincent hocan, Peter hayalindeki basçı.
Çok şanslıyım ki, hayatımda hep hocalarımla çalma şerefine ulaştım. Bu benim için çok sevindirici ve heyecan verici. Vincent Herring ve Peter Washington benim çok uzun yıllardır dinlediğim, takip ettiğim ve çok değer verdiğim inanılmaz müzisyenler. Hayallerim de böyle albüm ve konserlerle gerçek oldukça ben tabii havalarda uçuyorum. 

Günümüzün en iyi caz davulcularından birisin. Dünyanın birçok caz mecrasında kabul gören bir bilgi bu. Hayatında cazdan başka müzik dinledin mi?
Çok teşekkür ederim ama ben kendimi işin çok başında, sürekli takipteki bir öğrenci olarak görüyorum. Biraz bu konuda eski kafalı veya dar görüşlü olduğumu düşünenler olabilir ama ben kendimi bildim bileli caz dışındaki müziklerle ilgilenmiyorum. Çocukluktan beri caz dinlenen bir evin içinde olduğum için bu da pek yadırganacak bir şey değil aslında. Yani ben türkü, arabesk veya hard rock dinlenen değil, sadece caz dinlenen bir dünyadan geliyorum. 

Avrupa cazı seni pek açmıyor.
Benim Amerika cazını, oradaki kokuyu ve swing’i her şeyden daha çok sevdiğim kesin. Avrupa cazını da takip ediyor, albümler alıyor ve o yönde kendi gelişimimi de sağlamaya çalışıyorum tabii ki, fakat caz bir Amerikan sanat formu ve bu müziği yaratan Afro-Amerikalılar! Yani Art Blakey gibi swing edebilecek, Max Roach gibi melodik çalabilecek veya Elvin Jones gibi hem agresif hem de inanılmaz ballad çalabilecek adamlar hep Amerika’dan çıkıyor. 

Kerem Görsev ve Kağan Yıldız’la yeni projeler var mı yakında?
Kerem Görsev’le dört senedir hiç kopmayan bu trio’muz artık bir aile gibi geliyor bana. Beraber hem sahne içinde hem de sahne dışında çok iyi vakit geçiriyoruz. Her zaman çok ilgi gören müthiş konserler veriyoruz ve gerçekten çok mutluyum onlarla çalışmaktan. Kerem Abi yeni parçalarını senfoni orkestrası ile beraber çalabilmemiz için Alan Broadbent’e aranje ettirdi. 2013’te Amerika’da bu projenin kaydı gerçekleşecek. Çok heyecanlıyız. 

Türkiye’deki caz albümlerini ilk satın alıp meslektaşlarına en çok destek verenlerden birisin.
Bu desteğe gerçekten çok önem veriyorum ve bunu tüm müzisyen arkadaşlarımdan da kendim için bekliyorum. Ben hâlâ CD ve plaklara yatırım yapıyorum çünkü bu içinde bulunduğum müzik piyasasının ayakta kalmasını istiyorum.
Ferit Odman Quartet, 15 Mart Perşembe saat 20.00’de Akbank Sanat’ta.

Kayıt kalitesinden taviz vermiyor
Kayıt kalitesi bakımından senin albümler en önde. Kaydettiğin stüdyodan, ekipmandan, ses mühendislerinden biraz bahseder misin?
Bu konuda ben de yalan söyleyemeyeceğim, iki albümümün de kayıt ve mastering kalitesinden gerçekten çok memnun ve gururluyum. Hatta ‘Autumn In New York’, 180 gr. vinly LP olarak da çıktı ve hi-fi’cıları çok memnun etti. Türkiye’de yapılan kayıtların kalitesini Amerika kayıtlarının çok gerisinde buluyorum. Bu işi gerçekten bilerek yapan ve doğru stüdyo ve ekipmanı doğru şekilde kullanabilen adamlar galiba İstanbul ’dan çok uzakta. Ben sırf bu yüzden kayıtlarımı Amerika’da yapmayı tercih ediyorum. Dijital kaydedilen bu albümlerim analog-tape’den geçirildi ve o sıcaklığa bunun da çok etkisi var. Bir de dediğin gibi bu kayıtların nasıl dinlendiği de önemli. Günümüzde çok masraflı olsa da, tamamen analog (AAA) ‘live-to-two-track’ bir kayıt yapmak ileri tarihlerdeki bir hayalim.