Festival biter, dedikodusu kalır

Festival biter, dedikodusu kalır
Festival biter, dedikodusu kalır
Festivalin farklı bölümlerine seçilme başarısı gösteren filmlerimiz ve 'Bal'la gelen Altın Ayı derken Berlin Film Festivali'nde Türkiye rüzgarı esti. Özpetek'in filminin yarışmaya seçilmeyişine ise İtalyanlar tepki göstermiş

AHMET BOYACIOĞLU


BERLİN - 60. Berlin Film Festivali, bizim için çok başarılı geçti. Festivalin farklı bölümlerine seçilme başarısı gösteren filmlerimiz, Türkiye dışında yaşayan Türk yönetmenlerin filmleri, Türk oyuncuların yer aldığı yabancı filmler, Altın Ayı Ödülü derken Berlinale’de gerçek anlamda bir Türkiye rüzgârı estiğini söyleyebiliriz. Bu arada her ülkenin bizim kadar başarılı ve şanslı olmadığını belirterek kulağıma gelenlere yoğunlaşalım. Bu dedikodulardan bazıları gerçek, bazıları söylenti.
Önce gerçek olanlar: Yılda 40’tan fazla film üreten ve Doğu Avrupa’nın en önemli sinema ülkesi kabul edilen Polonya’dan film yoktu Berlin’de. Festival yönetmeni Dieter Kosslick basın toplantısında bunun nedeni sorulduğunda “İyi Polonya filmlerinin hepsi Varşova Film Festivali’nde gösterildi zaten” diye soruyu geçiştirmiş. İtalyanlar da Ferzan Özpetek’in filminin yarışmaya alınmayıp Panorama bölümünde gösterilmesine ‘Kosslick zaten İtalyan sinemasını sevmiyor’ diyerek tepki göstermişler. Bunlar gerçek dedikodular, kaynakları bende saklı. Bir söylentiye göre 1915 olaylarını konu alan bir Ermeni filmi festivale kabul edilmemiş, filmin yapımcısı sağda solda ‘Kosslick Türkiye ile arasının bozulmasını istemediği için filmimizi programa almadı’ diye dert yanıyormuş. Bu sonuncuyu ikinci ağızdan dinlediğim için sıradan bir dedikodu olarak sınıflandırıyorum.
Festivalin ödül töreninde 300 bin bilet satıldığı ve Berlinale’nin dünyanın en çok izleyiciye sahip festivali olduğu gururla açıklandı. Oysa bir hafta önce gelen bir iletide Rotterdam Film Festivali’nde 353 bin bilet satıldığı belirtiliyordu. Oturduğum yerden ‘Hey burada bir yanlış var, Rotterdam’ın izleyici sayısı daha fazla’ diyemedim tabii. Böyle araya girmeler Berlin’de kabalık olarak kabul ediliyor.

‘Bal’ın ödülü belliydi
60. Berlin Film Festivali tarihe en soğuk geçen festivallerden biri olarak geçti. Biz 9 Şubat’ta Berlin’de geldiğimizde her yer karla kaplıydı. Daha sonra da kar yağışı devam etti ve Festivalin merkezi kabul edilen Potsdam meydanı buzla kaplandı. Birçok festival konuğunun kayıp düştüğüne ben tanık oldum. Hatta yolda yürürken ‘Şu Kosslick de yolları neden temizletmiyor, böyle rezalet olur mu?’ diye söylenenleri duydum. Adam belediye başkanı değil ki, festival yöneticisi. Son iki gün hava ısındı, buzlar erimeye başladı, bu sefer de yollar su birikintileriyle doldu, yani İstanbul ve Ankara gibi oldu, vatan hasretimize iyi geldi.
Ödül töreni sade ve kısaydı, yani sıkıntıdan patlamadık. (Türkiye’deki festival yöneticilerine duyuralım ve kulaklarını çınlatalım) ‘Bal’ın ödül alacağı önceden kulağımıza çalındığından kendimizden emin ve biraz da gururluyduk. Almanlar küçük Bora’yı ödül töreni için Berlin’e getirebilmek için çok uğraşmışlar ama başarılı olamamışlar. Alman ortak yapımcıları ile sahneye çıkan Semih Kaplanoğlu’nun konuşması da güzeldi. Bir de salonda olan filmin genç görüntü yönetmeni Barış Özbiçer, unutulmayıp sahneye çağrılsaydı daha iyi olacaktı.
Berlin’de kaldığım süre içinde zaman buldukça Alman gazetelerine de göz attım. Almanya’da 11.5 milyon fakir varmış, özellikle gençler ve çocukların durumu hiç iyi değilmiş. ‘Festivalle ne ilgisi var?’ diye soracaksınız. Yok, hiçbir ilgisi yok.
Festival boyunca, Berlin Büyükelçiliğimiz ve Kültür Ateşeliğimiz, Türkiye’den getirdiğimiz malzemelerin gümrükten çekilmesi başta olmak üzere her konuda bize çok yardımcı oldular. Teşekkürler. Bir kocaman teşekkür de Kültür ve Turizm Bakanlığı, Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’ne. Bize Türkiye standı için her türlü desteği sağladılar. Stantta dağıttığımız katalogların ve DVD’lerin, filmlerimizin bu yıl dünyanın birçok festivalinde gösterilmesine katkıda bulunacağına eminim. Sinemamıza gösterilen ilginin arttığının en iyi kanıtı, Venedik Film Festivali Yönetmeni Marco Müller’in, önceden randevu alarak iki asistanıyla birlikte standımıza gelmesi ve tam 40 dakika boyunca filmlerimiz hakkında bilgi almasıydı.

Cannes’ın yarışma filmleri!
Artık Berlin geride kaldığına göre gözlerimizi Cannes Film Festivali’ne çevirebiliriz. Cannes’da yarışmada yer alacak yönetmenleri ve filmlerini şimdiden açıklıyorum, eğer bazı filmler bitirilemez ve Cannes’a yetişemezlerse bu benim suçum değil: Bertrand Blier (The Clink of Ice), Rachid Bouchreb (Hors-La-Loi), Jean-Luc Godard (Film Socialism), Abbas Kiarostami (Certified Copy), Gabriele Salvatores (Happy Family), Takashi Miike (Thirteen Assassins), Patricio Guzman (Nostalgia De La Luz), Cristi Puiu (Aurora), Danis Tanovic (Circus Columbia), Bela Tarr (The Turin Horse), Bent Hamer (Home for Christmas), Stephan Frears (Tamara Drewe), Alejandro Gonzalez Inarritu (Biutiful yazım hatası yok, böyle yazılıyor), Woody Allen (You Will Meet A Tall Dark Stranger), Jodie Foster (The Beaver), Terrence Malick (The Tree of Life), Tran Anh Hung (Norwegian Wood), Bertrand Tavernier (The Princess of Montpensier). Lütfen orada burada bu konu hakkında konuşmayın. Dedikoduya girer!