Festival gibi hafta

Altı yeni film gösterime giriyor. Korku klasiği 'Şeytan' tekrar izleyici karşısında. Semih Kaplanoğlu'nun ödüllü filmi 'Herkes Kendi Evinde'nin de başlayacağı haftanın bir eseri de Tornatore'nin 'Malena'sı. Monica Bellucci'nin (yanda) oynadığı film, Mussolini döneminde geçiyor.

İSTANBUL - Semih Kaplanoğlu'nun 20'nci
İstanbul Film Festivali'nde En İyi Film Ödülü'nü 'Dar Alanda Kısa Paslaşmalar'la paylaşan ilk filmi 'Herkes Kendi Evinde', farklı yaşamlardan gelen üç insanın birlikte verdikleri hayat mücadelesini gözler önüne seriyor.
Polonya asıllı Anna Bielska ve Tolga Çevik'
in rol aldığı film, başrol oyuncularından Erol Keskin'e de En İyi Erkek Oyuncu ödülü kazandırdı. Filmin görüntü yönetmeni Haik Kirokosian ise festivalde Jüri Özel Ödülü'ne değer bulundu.
Yer ve yurt kavramlarını ele alan 'Herkes Kendi Evinde', adeta küreselleşme karşıtı gösterilerin yoğun bir şekilde yaşandığı günümüz dünyasına atıfta bulunuyor. Köklerini ve geleceklerini arayan üç karakterin çaresiz yolculuklarına eşlik ediyor seyirci: Nasuhi yıllarca önce terk ettiği topraklarına dönüyor. Yeğeni Selim ise kura sonucu vatandaşlığını kazandığı Amerika'ya doğru, umut dolu bir yolculuğa çıkıyor. Rus kızı Olga'nın hikâyesi ise bambaşka. Olga evinden kaçarak İstanbul'a çocukluğundan beri ayrı kaldığı uzun yol kaptanı babasını bulmaya geliyor. Peki bu üç karakterin yolları nasıl kesişiyor?
Nasuhi'nin hayatının son günlerine dair tek amacı bir Ege kasabasındaki küçük evde, zeytinlikler arasında yaşamak. Ancak ev, miras yoluyla Selim'in olmuş. Selim'in en büyük hayali ise, imkânların ülkesi Amerika. Sevecekse orada sevecek, yaşayacaksa orada yaşayacak...
Bunun içinse dedesinden kalan Ege'deki o küçük evi satıp, yol parasını çıkarmayı düşünüyor. Olga'ya gelince... Hiç alışık olmadığı bir kültürde, İstanbul'un karmaşasında babasını arayan genç kız, onun Sydney'de yaşadığını öğreniyor. Avustralya'ya gitmek için maddi olanak ararken de başı derde giren Olga'ya, yardım elini Nasuhi uzatıyor. Bu üç karakterin rastlantısal bir şekilde buluşması hayata dair, acıklı ve de duygusal bir hikâyeye dönüşüyor. (Kültür Sanat)