Festival günlüğü (6 Nisan)

Festival günlüğü (6 Nisan)
Festival günlüğü (6 Nisan)
Festivalde dün neler oldu? İsveç filmi 'Bizden İyisi Yok!' daha ikinci günden 'Umudun Peşinde' gibi izleyicilerin favorileri arasında girdi. 'Ningen', 'Medealar' ve 'Şiddet Güzeli' filmlerinin gösterimine katılan yönetmenler izleyicilerin sorularını yanıtladı. 'Beklenen Şarkı'yla bir kez daha Zeki Müren'in büyüleyiciliğine kapıldık. İşte 6 Nisan'ın özeti

TOPLUMSAL GERÇEKÇİ Mİ SİYASİ Mİ POLİTİK Mİ? Yönetmenler Kazım Öz ve Emin Alper’in konuşmacı oldukları dünkü politik sinema söyleşisinin temel tartışması, politik sinema derken neyin kastedildiği üzerinden yürüdü. Kavramlar ve tanımlarının sorgulanması sinema tarihinden filmler ve yönetmenler üzerinden yapıldı. Salondan da katılımın yoğun olduğu söyleşi yaklaşık iki saat sürdü.
Emin Alper söyleşiyi, politik sinemanın sınırlarının ne olduğunu tartışarak açtı. Toplumsal gerçekçilik derken neyi kastettiğimiz, sosyal gerçeklik, yoksulluk gibi sınıfsal meseleleri hep politik olarak ele aldığımızı, tüm bunların üzerine tartışılabileceğini söyledi. “Yol, Bereketli Topraklar “politik” film mi? Diğer taraftan toplumcu gerçekçi olmayan sinemanın imkânı var mıydı Türkiye ’de?” Bu ve benzer sorularla giriş yapan Emin Alper 2000’li yıllarla birlikte anaakım sinemada 12 Eylül eleştirileri sık sık karşımıza çıksa da politik sinema deyince ilk akla gelenin Kürt sineması olduğunu belirtti.
Kazım Öz de benzer bir sorgulamayla “apolitik sinema var mı?” diyerek sözü aldı. “Toplum iktidarlar tarafından apolitik bir hayat yaşamaya dayatılıyor. Halbuki hayatın her şeyini belirleyen bu gerçeklikten uzak tutulmaya çalışılsa da politik olmayan bir film yoktur diye düşünüyorum. Hollywood filmleri Kürt sinemasından çok daha ideolojik ve politik olabilir.” cümleleriyle devam etti.
Salondan gelen gezi sanat yapma biçimini/zi nasıl etkiledi? sorusuna Kazım Öz, “Kürtler için Gezi 90’lardı; toplumsal hareketler, kitleselleşme, korsan gösteriler ve bugünden çok daha sert gelen karşılık. Fakat Kürt hareketi tek bir etnisiteye dayanıyordu, sadece Türkiye’deki değil dünyadaki tüm iktidarlar tarafından marjinalleştiriliyordu. Gezi öyle değil; Gezi’yi çok kültürlülüğe dayalı, toplumsal muhalefetin hepsini bir arada tutan ve bu yanıyla Kürtlere de katkı sunabilecek bir hareket olarak görüyorum. Siyaset biçimini değiştiren enerjinin sanata yansıması da daha çok komedi / mizah çıkışlı olur diye düşünüyorum.” Emin Alper ise Gezi’nin en başından beri içinde olmasına ve çok da etkilenmiş olmasına rağmen içinden böyle bir film yapmak gelmediğini söyledi. “Bireysel dünyalarımızda büyük resmin yansımasını yaşıyoruz. Bireysel şiddetle devlet şiddetinin sürekli iç içe geçtiği biçimde ele almak beni cezbediyor. Dolayısıyla direkt aklımda Gezi’yle ilgili bir film yapma fikri olmasa da Gezi’yle kurduğum bireysel ilişki filmimde yer alabilir” diye sözlerine ekledi.
Karşılıklı sorular ve cevaplarla devam eden söyleşi, bu konuda politik bir alan olarak festivallerin konumuna, 1960 ve 70’lerde toplumsal gerçeklik tanımlaması içine sıkışan politik sinemanın neden gelişmediğine, tür sinemasının eksikliğine dair yorumlarla sona erdi.

GERÇEK VE KURMACANIN SINIRLARINDA Festivalin “Bu İkiliye Dikkat” bölümü altında Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak ile birlikte gösterilen Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi’nin dünkü gösterimine filmin yönetmenlerinden Emre Akay ve oyuncularından Gülüm Baltacıgil katıldı. ‘‘Çok az insanın, çok sevdiği film’’ olarak nitelediği bu ilk filmini 6 kişilik bir ekip ve çok düşük bir bütçeyle çektiklerini belirten Akay, o dönemde çok fazla dijital film kabul eden festival olmaması sebebiyle 35mm formatına aktarırken karşılaştıkları güçlüklerden de bahsetti. Aslında kısa film fikriyle yola çıktıkları bu filmin, filmde de yer alan kasting çekimleri sırasında şekillenmeye başladığını söyleyen Akay, fikir aşamasında Dogma hareketinden etkilendiklerini dile getirdi. Filmin çekimleriyle ilgili Akay “Bu filmin sahnelerini ve kurgusunu sanki Tuğra Kaftancıoğlu çekiyormuş gibi oluşturmaya çalıştık. Filmde Tuğra’nın hastalıklı halini yansıtan, onun gözünden çekmeye çalıştığımız birçok plan var.” dedi. Baltacıgil ise, yer aldığı bu ilk uzun metrajlı filmde sınırları zorlayan oyunculuğuyla seyircilerden büyük övgü topladı.

BİR JAPON MASALI İkinci filmleri Ningen’in dünkü gösteriminin ardından yapılan söyleşide Guillaume Giovanetti ve Çağla Zencirci amatör oyuncularla çalışmanın risklerinden ve karşılarına çıkan zorlukları nasıl aştıklarından bahsettiler. “Sokakta karşımıza çıkan insanların anlatacaklarının kendi yazdıklarımızdan daha değerli olduğunu farkettik” diyen yönetmenler, senaryolarını da oyuncularıyla beraber uzun bir ön çalışma süreci sonunda yazdıklarını ve oyuncuların kendi hikâyelerinin karakterleri olmalarına izin verdiklerini dile getirdiler. 10 yıldır birlikte çalışan Giovanetti ve Zencirci, küçük bir bütçeyle fantastik sinema yapmanın onları belgesel estetiğini kullanmaya ittiğini ve bunun filmin gerçekçiliğine nasıl bir katkıda bulunduğunu söylediler.

RAHATSIZ EDİCİ, SERT FAKAT GERÇEK İzleyenlerde karnına bir yumruk yemiş hissini uyandıran Şiddet Güzeli, Mayınlı Bölge bölümünün hakkını veren filmlerden. Yönetmen Alexandros Avranas gösterim sonrasından bugünkü Yunanistan’ın durumu ve Yunan sinemasıyla ilgili bir soruya, “bir Yunan sineması bir de eleştirmenlerin etiketleri var. Sonuçta sinemada yeni akımlar sadece burada değil dünyanın her yerinde var. Ne dedikleri çok da umrumda değil. Ben sadece içinde bulunduğum toplumu anlatmak için aileyi temel alarak bir hikâye anlattım. Yunanistan batmış durumda, çıkamıyoruz ve düşman görünür değil.” sözleriyle cevap verdi.

EURIPIDES’TEN ÇEHOV’AMedealar filminin yönetmeni Andrea Pallaoro dünkü gösterimde, ilk olarak insanların iletişim kurma ihtiyacı ve bunun imkânsızlığı üzerine bir film yapmaya çalıştığını söyledi. Hikâyenin çıkış noktasının Euripides’in tragedyaları olduğunu fakat en çok Çehov’dan etkilendiğini belirten yönetmen “Çehov’un karakterleri hep bir şeylerin yanlış olduğunu hissederler; ama ne yaparlarsa yapsınlar içinde bulundukları tekinsiz durumdan kendilerini kurtarmak için harekete geçmezler. Ben de böyle bir dünya kurmaya uğraştım.” dedi. Ayrıca filmin ismini “Medealar” koyarak sürpriz faktörünü ortadan kaldırmanın bilinçli bir tercih olduğunu, izleyicinin yaklaşmakta olanın gölgesinde gelişen olayları tahmin ederek takip etmelerini istediğini açıkladı.