@ErkanAktug

Film çekememe endişesi yönetmenlerin ayağına dolanıyor

Film çekememe endişesi yönetmenlerin ayağına dolanıyor
Film çekememe endişesi yönetmenlerin ayağına dolanıyor

FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN

Erkek bir temizlikçiyi canlandırdığı 'Toz Ruhu'ndaki rolüyle 21. Adana Altın Koza Film Festivali'nde en iyi erkek oyuncu seçilen Tansu Biçer, "Temizlik yapmak için önceden hazırlanmadım. Temizlik yaptığım bir şey zaten, biliyorum" diyor. Tansu Biçer, yakında Onur Ünlü'nün yeni dizisi 'Beş Kardeş'le de izleyici karşısına çıkacak.
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

‘Beş Şehir’, ‘Celal Tan...’, ‘Küf’, ‘Yük’, ‘Yozgat Blues’, ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’, ‘İtirazım Var’ gibi filmler, ‘Trainspotting’ oyunu, ‘Şubat’ dizisi... Büyüklü küçüklü neredeyse oynadığın her role damganı vuruyorsun. Sadece yetenekle açıklanamayabilir bu durum. İyi rol seçmek de gerekir. Nasıl başarıyorsunuz bunu?
Teşekkür ederim. Damga vurmak gibi bir niyetim yok. Sadece şu kabulden hareket ediyorum, neticede bunların hepsi birbirinden farklı insanlar ve bu insanların derdi ne, ne anlatmak istiyorlar ve o dertler o insanlara neler yaptırıyor? Çünkü neticede biliyoruz ki, herhangi bir cümleyi seçmek sadece düşünülerek yapılan bir şey değil. Sen bana bir şey söylüyorsun ya da ben senin bakışında o an bir şey görüyorum ve o bende bir etki uyandırıyor, o uyandıran şey beni bir harekete yöneltiyor ve ben o yüzden kafamı kaşıyorum. Anlatabildim mi? Aslında o sırada kafamın kaşınması kafamın kaşınmasından kaynaklanmıyor, yaşadığım şeyin vücudumdaki bir tezahürü oluyor. Ben bu gerçeği kabul ederek davrandığımda zaten hiçbir rol birbirinin aynı olamaz ya da aynı tepkileri veremez ve aynı yerden dünyaya bakamaz. Dolayısıyla hepsi birbirinden farklı oluyor.

Bu söylediklerinize bakılırsa sizde rol seçmek yok, her rol eyvallah... Yönetmenin yeteneği ya da toplamda nasıl bir film ortaya çıkacağı gibi şeyler önemli...
Evet, aynen öyle. Bir yandan da şu var. Ben bu rolden ne anlıyorum? Ben bu rolde neye daha yaklaşabilirim? Ona bakıyorsunuz aslında.

Altın Koza’da en iyi film seçilen ‘Toz Ruhu’nda arabesk şarkılar besteleyen, şarkıcı olmak isteyen, olamadığı için de temizlikçilik yapan Metin karakterinde sizi çeken neydi? Nasıl dahil oldunuz filme?
Nesimi’yle (Yetik) konuştuğumuzda beraber çalışılabileceğimizi, alış-veriş yapabileceğimizi gördük. O anlamda rahattım. Metin Tosyalı, özel bir karakter, senaryoyu okuyunca da anlaşılıyor. Ve tabi bir insanın görülme arzusunun bu kadar baskın olması benim için merak ettirici bir şey. Çünkü ben Metin Tosyalı’nın temelini oradan kurdum. Evde yalnızken bile birinin sürekli onu izlediğini düşünen bir karakter. Bu durum günümüz için de geçerli bir durum, hepimizin davranışlarını biçimleyen bir şey. Bunun biraz limitlerinin aşıldığı bir yer, onu merak ettim açıkçası.


FOTOĞRAFLAR: MUHSİN AKGÜN

Sizin temizlikçiniz var mı? Erkek gündelikçi alışkın olduğumuz bir şey değil, karakteri nasıl oturttunuz?
Benim temizlikçim yok ama Metin Tosyalı diye biri var. Gerçekten bir erkek gündelikçi olarak Cihangir’de evlere giden gerçek bir kişi var. Yönetmen Nesimi Yetik’in de komşusu. Zaten onlar da Metin’i gözleye gözleye, oradan hareketle bir kurgu hikaye oluşturmuşlar.

Sizin Metin Tosyalı’yla bir iletişiminiz oldu mu?
Hayır olmadı. Sadece bir fotoğrafına baktım. Onu da hani görmüş olmak için baktım. Karakterin gerçekte var olması benim bir gerçekliğe yaslanmamı ve role daha çabuk alışmamı sağladı aslında. “Erkek gündelikçi mi olur?” sorusundan çıkmamı sağladı. Evet, var. Birileri onu eve çağırıyor, birileri ondan memnun, çünkü sürekli çağırıyorlar filan... O anlamda öyle bir gerçeklikten dolayı rahat başladım. Ayrıca işini en iyi şekilde yapmak için yola çıktığını, müzik yapmak istediğini ama müziğin de en iyisini yapmak istediğini, eğer o olmuyorsa, yapabileceği temizlikse onu da en iyisini yapması gerektiğini düşündüğünü de biliyorum. Dolayısıyla bu düşünceden de hareket ettim. Temizlik işi de öyle oldu. Sadece “Çok güzel temizlik yapıyorsunuz” gibi değil. Mesela ‘Yozgat Blues’da bir berberi canlandırıyordum. Orada adam sadece berberdi, işi oydu. O yüzden orada bir berber havasına ayrıca ihtiyacım vardı. Berber duruşu, makas kullanışı, bakışı gibi... Orada ben bunu ayrıca çalışmıştım. Burada temizlik yapmak için önceden hazırlanmadım. Temizlik yaptığım bir şey zaten, biliyorum. Onu yaparkenki hali... Ne düşünüyor yaparken, o en ufak kiri gördüğünde ne yapıyor? Bunlar önemliydi.


Toz Ruhu

Metin kendi içinde yalnız ama mutlu bir karakter. Genelde sinemada mutsuz karakterlerle karşılaşırız. Rol bu yönüyle size cazip geldi mi?
Evet aslında öyle. Bir takım kederler içinde, evinde tek başına boğulup giden bir durumu yok. Bu da enteresan bir şey.

Metin arabeske meraklı. Sizin arabeskle aranız nasıl?Dinlerim ama arabesk hayranı da değilim açıkçası. Ama iyi örnekler varsa onları ve tabi ki klasikleri dinliyorum.

Adana’da yarıştığınız, ayrıca Antalya Altın Portakal’da da yarışmaya seçilen diğer filminiz ‘Neden Tarkovski Olamıyorum?’daki yönetmen karakterinin cazip tarafı neydi?
Yönetmen olması... Birçok yönetmenle çalıştıktan sonra bir yönetmeni oynamak beni için iyi bir şeydi. Evet yaa, bunlar böyleler ama dur bakalım nasıllarmış diye bir merakla girdim açıkçası. Ayrıca şehir kökenli olması, üniversite mezunu olması... Geçmişimde öyle karakterler yok çünkü. En şehirli karakterim diyebilirim.


‘Tarkovski’de kendi gerçekliğiyle yüzleşememiş, etrafında onlarca hikaye varken onları önemsemeyen ve Tarkovski gibi film çekmeye özenen bir karakter var. Yönetmenlerin başkasına öykünme ve bağımsız film çekme tutkusunu nasıl yorumluyorsunuz?
(Gülüyor) Gerçekten de çevremizde sinemaya giden insanlardan “Konu mu tükendi?” gibi lafları duyuyoruz hep. Açıkçası bazen ben de dile getiriyorum. Yani “Yakınımızda bunca hikaye varken neden başka yerlerde bir şeyler aranıyor” gibi bir his evet, geliyor. Bunu ben biraz film çekmenin zorluğuna bağlıyorum. Genç yönetmenler bir daha film çekebilir mi onu bilmiyor ve damga vurmak istiyorlar. Bu his çok ayakbağı oluyor onlara. Bir daha çekemese de kabulün olduğu bir yerden çekersem kabul görürüm diye düşünüyorlar. Yönetmenlere bir endişe bastığını düşünüyorum ben, bir daha film çekememe endişesi... “Ne bu kadar parayı toparlayabilirim, ki zaten bu filmin borçlarını ödeyebilecek miyim o bile belli değil” endişesi... Zaten seyirci de izlemiyor, o zaman ben kendi istediğim şeyi yapayım diye düşünüyorlar. Ve bu düşünce ayaklarına dolanıyor, belki de onları istemedikleri kararlar almaya zorluyor. Kabul etmek gerekir ki bir daha film çekemeyebilirsin. O nokta, o endişe senin kendi derdini başka noktalara götürebiliyor. Ya da şuraya da sürükleyebilir: Ben anlatmak istiyorum -çünkü yönetmen anlatıcıdır sinemada- o yüzden anlatacaklarımı anlatayım, bir daha anlatamayabilirim....


Neden Tarkovski Olamıyorum?

Yönetmenlerin endişesiyle ilgili güzel konuşuyorsunuz. Peki Türkiye’deki sinema ortamı, diziler de dahil, bir oyuncu için nasıl?
Dizi oldukça önemli bir etkiye sahip. Mesela “Dizinden kazan ve sinemadan para alma” gibi istekleri oluyor yönetmenlerin. “Dizi yap ki biz de senle film çekebilelim” (gülüyor) gibi bir durumlar oluyor. Ama tabi ki ikisinin de işleyişi çok farklı, insana etkisi de çok farklı. Sinema ortamında diyaloğun fazla olması gerektiğini düşünüyorum. Şöyle bir durum var. Zaten herkesin film çekme şartı belli. Zaten herkes çok büyük zorluklar çekiyor. Ve zaten herkesin bir şeyler anlatmak isterken ne kadar zorlandığı ortada. Anlatmak istediğini anlatabiliyor musun? Mesela o mekana giremiyorsun, o oyuncu olmuyor, bilmem neyi kullanacaksın kullanamıyorsun... Gibi bir sürü bahane var ortada. Bunlar aynı işi yapan insanların birbirlerine yaklaşmasını engelliyor. Ben “Bu kadar parayla bu film çekilmez” ne demek mesela anlayamıyorum. O zaman o paraya göre çekilebilecek bir film yazılabilir. Eğer sağlam durduğun ve anlatmak istediğin bir görüşün varsa o parasızlık senin için avantaja bile dönüşebilir. Seni daha yaratıcı hale getirebilir. Siz iyi bir insansanız, dolandırıcı değilseniz, kendinize güveniniz varsa, kendinizi doğru ifade ettiğinizde her zaman sonuz alırsınız. Bugün bir taksiyi çevirdiğinizde, “Benim param yok ama acelem var, gitmem lazım. Çünkü şöyle şöyle bir durum var. Yardım eder misiniz?” derseniz, siz dürütseniz, gözünüzde bu görünüyorsa o taksiçi sizi götürür... Derdinizi dürüstçe anlatırsanız insanlar size yardım eder.


‘Tarkovski’deki performansınız rolünüz gereği daha durağan, ‘Toz Ruhu’nda ise daha hareketli, canlı. İki filmi izleyenler “Bunlar aynı oyuncu mu?” diye şaşırıyor. Siz kendinizi izlerken de şaşırıyor musunuz?
Altın Koza Festivali’nde iki film arka arkaya gösterildiğinden böyle... İkisi de ayrı uçta karakterler olduğu için böyle bir etki uyandı. Bunu böyle arka arkaya görmek, heyecanlı, güzel bir şey bir oyuncu için. Baktığınızda diğer oynadığım filmlerde canlandırdığım karakterler de bunlara hiç benzemiyor.

Son dönemde iyice yıldızlaştınız. Tek başına filmleri sırtlayan roller, diziler... Artık sizi yolda çevirip fotoğraf çekilenler oluyordur. Bu popüler olma hali hayatına nasıl yansıyor?Aslında yolda çevirmiyorlar. O konuda rahatım. Ama şunu söyleyebilirim, sanki insanlar sinemaya gitmiyor olsalar da Türk sinemasını takip ediyorlar gibime geliyor. Öyle hissediyorum sokakta açıkçası. Televizyondan, şurdan burdan bir şekilde izliyorlar. Çünkü ben çok fazla dizi yapmadığım halde insanlar tanıyor. Zaten bakışlardan anlıyorum diziden mi, sinemadan mı tanıdıklarını. Sinemadan tanıyan çok oluyor ve sinema adına mutlu oluyorum.


Neredeyse Onur Ünlü’nün her filminde varsınız. Şimdi de yeni çekeceği ‘Beş Kardeş’ dizisinde oynayacaksınız. Nasıl bir dizi bekliyor bizi?Ben de bilmiyorum bizi nasıl bir şeyler beklediğini, ben de merak ediyorum. Ama iyi olacağını düşünüyorum. Bir mahalle komedisi olacak. Ama neticede oynayan oyuncular -Serkan Keskin, Osman Sonant, Melisa Sözen- genel itibariyle oyunculuk algısı olarak mizaha da farklı bir yerden bakan insanlar. Onur da o anlamda mizahı da başka türlü anlayan biri. Böyle bir ekip bir mahalle komedisi çekerse nasıl olur bekleyip göreceğiz. Ben dizide beş kardeşten biriyim...