FİLM ELEŞTİRİSİ

Hayat, kimi zaman irademiz dışında gelişen olayların hâkimiyetinde vücut bulur. Neyi ne zaman yapacağımız konusundaki planlarımız, boşa harcanmış zamanları da getirir peşi sıra.
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Yaşamak, inadına...
Hayat, kimi zaman irademiz dışında gelişen olayların hâkimiyetinde vücut bulur. Neyi ne zaman yapacağımız konusundaki planlarımız, boşa harcanmış zamanları da getirir peşi sıra. Zira hayatımızın gidişatına yön verme çabalarımız, 'dış mihraklar' tarafından sekteye uğratılır ve direksiyona geçmeyi hiçbir zaman başaramadığımız bir 'araç'a dönüşür zavallı hayat.
'Yeraltı'nın (Underground) aldığı (bize göre anlamsız) tepkilerin ardından sinemayı bırakma noktasına kadar gelen, ancak 'Kara Kedi, Ak Kedi' (Black Cat, White Cat) ile şenlikli bir dönüş yaşayan Boşnak yönetmen Emir Kusturica, yeni filmi 'Bir Mucizedir Yaşamak'a (Life Is a Miracle) yaptığı yüklemelerle bize bu türden bir giriş yapma zorunluluğu getirdi. Birleşik Yugoslavya'nın halkları arasındaki 'kıyım'a varan savaşın yaşattığı acıyı hâlâ yüreğinde taşıyan ve belki de hayatının sonuna kadar taşıyacak olan yönetmen, 'Yeraltı'nın hissettirdiklerinin üzerinde gezinmeye devam ediyor bu filmiyle.
Nefretin ortasında aşk
Sırplar ve Hırvatlar arasında başlayan, ardından Boşnaklara da sirayet eden iç savaşın yol açtığı kişisel bir trajediye yöneltiyor kamerasını bu kez Kusturica. Öykünün temelinde bir aile olmasına karşın, daha derinde karşı uçlardan iki insanın olanaksız gibi görünen aşkına odaklanıyor. Bu iki insanın 'kurban ve cellat' tadında başlayan, sonraları tutkulu bir aşka yelken açan ilişkilerinin, tökezleyerek de olsa adım adım ilerleyen görüntüsü, kimi zaman 'nefretin ortasında filizlenmeye çalışan sevgi'nin ipuçlarıyla yüz yüze getiriyor bizleri.
Başta sözünü ettiğimiz 'irade dışı olaylar'dan birinin akışına adeta teslim olan, ama bu olayların yardımıyla birbirlerine yakınlaşan 'iki düşman'ın saf aşkı keşfetmeleri de filmin ruhunu zenginleştiren olguların başında geliyor. Planladıkları hayatlarında hiçbir zaman bir araya gelmeleri mümkün görünmeyen kahramanlarımız, savaşın hayatları tahrip eden yapısından yararlanıp 'yeni bir hayat' kurmanın eşiğine geliyorlar.
'Acılara yaslanan bir aşk öyküsü' anlatmanın avantajlarını zaman zaman iyi kullanıyor Kusturica. İnsan çeşitliliği ve renkli yapısıyla yüreğini sarıp sarmalamış 'güzel ülke'sinin cehenneme dönüşümüyle yaşadığı 'ikilem'i bu yolla beyazperdeye taşıyor. Bir yandan alabildiğine 'dürüst' bir aşkın güzelliklerini bizlerle paylaşırken, öte yandan da savaşın 'ikiyüzlü' trafiğine hapsediyor duygularımızı. 'Ağla sevgili yurdum' demenin hesaplarını yaparken, adeta eğlenmeye programlanmış bir ülkenin 'heyecan' dolu dünyasına da methiyeler düzüyor.
Emir Kusturica'nın en iyi filmlerinden biri değil 'Bir Mucizedir Yaşamak', ama tutarlı çizgisini sürdürdüğünü kanıtlayan bir çalışma olduğu da bir gerçek. Ancak bu çizginin zaman zaman filmi 'tekrar duygusu' içine soktuğunu da belirtmek zorundayız. Yönetmenin önceki filmlerinden aşina olduğumuz bazı trüklerin benzer şekillerde kullanılması da bu görüşümüzü destekliyor. Kusturica'nın aşka ve acıya bakış açısının 'tek bir doğru'dan geçtiği gerçeğini kabul etmek mümkün, ama bu açıyı zenginleştirmekten de özellikle kaçınıyor gibi yönetmen.
Sonuç olarak Kusturica dinamiklerini iyi bilenlerin kolayca uyum sağlayabileceği bir film 'Bir Mucizedir Yaşamak', ama onların da aynı şeyleri izliyor olma duygusunu yaşama handikapları var. Yönetmenin filmlerini izlememiş sinemaseverlerin bu filmden daha 'tatmin olmuş' biçimde ayrılmaları mümkün gibi görünüyor. Çünkü doğru, anlaşılması ve paylaşılması kolay görüşlerle bütünleştiriyor filmini, giderek yerelden evrensele uzanan köprüyü ustaca kullanıyor Kusturica.
Genel geçer bakışların bize dayattığı 'en doğru' ve 'en gerçek' kavramlarının göreceliği üzerine derin derin düşünmemizi sağlıyor bu film. Zira içinde çırpınıp durduğumuz koşullar, her geçen gün 'tarifi imkânsız' değişimlerle hayatımızı 'düzen'e sokmayı sürdürüyor. Bizler de çaresizce arayıp duruyoruz 'plan'ımızı...