Film festivalinin kara kutusu açıldı

Film festivalinin kara kutusu açıldı
Film festivalinin kara kutusu açıldı

Uçansu nun anılarında en fazla yer kaplayan isimlerden birisi uzun yıllar birlikte çalıştığı Onat Kutlar.

25 yıl İstanbul Film Festivali yöneticiliğini yapan Hülya Uçansu anılarını 'Bir Uzun Mesafe Festivalcisinin Anıları/ Sinema Günleri'nden İstanbul Film Festivali'ne isimli kitapta topladı. Kitaptaki, unutulmaz festival anılarından hayal kırıklıklarına uzanan hatıralardan bir demet
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

‘Kırmızı Afİş’İn adı nasıl değİştİ
1979 yılında, AKM’de bulunan İstanbul Film Yapım ve Gösterim Merkezi’nin film gösterimleri gerçekleştirilir. Merkez Frank Cassenti’nin ‘Kırmızı Afiş’ filmini göstermek ister. Ancak o yıllarda içinde ‘kırmızı’ geçen her şeyin komünizmle ilgisi olmasından kuşkulanıldığı için sorun çıkma olasılığı söz konusudur. Filmin sansür kuruluna takılmaması için adı uzun yazışmalar sonucunda ‘Zafer Yolları’ olarak değiştirilir ve sorunsuz bir şekilde gösterilir. 

Yedİncİ fİlme ne oldu?
1982 yılında düzenlenen ilk film günlerinin programında 7 film bulunmaktadır. Katalog basılmış, program ilan edilmiştir. Ancak festival takipçileri sadece 6 film izleyebilir. Çünkü Zoltan Huszarik’in Csontvary isimli filmi, bir sahnede kızıl bayrak göründüğü için sansür heyeti tarafından yasaklanır. Kaynakların çoğunda o yıl yedi film gösterildiği yazsa da aslında altı film seyirciyle buluşabilmiştir. 

‘FellInI’yİ kİmse cİddİye almaz’
İlk yıllarda festival için çeviri yapanlar, aynı zamanda sansür kurulu için de ynı görevi yerine getirirler. İtalya’dan yeni dönen oyuncu Füsun Demirel, Fellini’nin ‘Prova d’Orchestra’ filmini sansür kuruluyla birlikte izler. Kurul filmi sansürlemeye kalkınca şu sözlerle ikna eder: “Bu film saçmalık ötesi bir şey. Fellini’yi ülkesinde kimse ciddiye almaz. Şimdi burada yasaklarsanız Avrupa’ya karşı da çok kötü bir imaj oluşur. Onun bu saçmalıklarını keşke ciddiye almasanız...” 

Semra Özal, Fellını fİlmİnde
1984 yılındaki festivalde SODEPGenel Başkanı Erdal İnönü ve dönemin başbakanı Turgut Özal’ın eşi Semra Özal aynı gün festivale gelir. Festival yöneticilerinin eli ayağı birbirine dolanır haliyle. O gün Semra Özal, Emek Sineması’nda Fellini’nin ‘Ve Gemi Gidiyor’unu, Erdal İnönü ise Gazi Sineması’nda Francesco Rosi’nin ‘İsa Eboli’de Durdu’ filmini izler. 

Alİim Şerİf Onaran’a sİnema testİ
Serbest giriş kartı uygulamasının olduğu yıllarda, salon sahipleri bu kartı vermek için biraz nazlanır. Hatta bir gün İnci Sineması’nın müdürü Suphi Bey kart vermek için Prof. Dr. Alim Şerif Onaran’ı “Söyleyin bakalım, bir saniyede ekrandan kaç kare geçer?” ya da “Film hangi malzemeden yapılır?” gibi sorularla teste tabi tutar. 

İlk kurumsal sansür
1984’te İKSV’nin genel koordinatörü olan Avni Akyol ilk kurumsal sansürü gerçekleştirir. O yıl Fransa ile Türkiye arasındaki siyasi gerilim üzerine Hülya Uçansu’yu çağıran Akyol, “Programda Fransa’nın adının geçtiği hiçbir isim olmayacak, hiçbir Fransız yapımı film gösterilmeyecek” der. Akyol daha sonra Kültür Bakanı olur. 

Sergıo Leone de kİm ola?
Uluslararası yarışma yapılmasına karar verilen 1985 festivali öncesinde bir toplantıda, Şakir Eczacıbaşı İtalyan oyuncu Vittorio Gassman’ın jüri başkanı olmasını ister. Atilla Dorsay’ın girişimiyle o dönem İtalya’da öğrenci olan Ferzan Özpetek ile bağlantı kurulur. Özpetek bir süre sonra arar ve Gassman’ın rahatsızlığı nedeniyle gelemeyeceğini ama Sergio Leone’nin çok ilgilendiğini söyler. Herkes büyük bir heyecana kapılır ama Şakir Eczacıbaşı hiç oralı olmaz ve festivalin bu büyük sinema ustasını ilk yarışmada jüri başkanı yapma fırsatı elinden kaçar. 

Belge benİm oğlum, göster fİlmİ
1987’de, Sanders-Brahms’ın ‘Şirin’in Düğünü’ filmi sansüre takılır. Ancak bir sorun vardır, filmin yönetmeni de gösterime davetlidir. Şakir Eczacıbaşı hiçbir şey olmamış gibi seyirciyi salona aldırır. Sinemanın makinisti büyük tedirginlik içindedir. Şakir Eczacıbaşı’na “Belge olmadan gösteremeyiz” der. Şakir Bey’in cevabı tarihe geçecek türdendir: “Belge benim oğlum, gösteriyoruz.” Sansür, fiili olarak aşılır. 

Antonıonı görseydİ
1996’da sinema efsanesi Antonioni festivale katılır. Filminin gösterimine bir süre kalır, sonra çıkar. Antonioni çıktıktan sonra reklam arası verilir. Durumu fark eden yapımcı Felice Laudadio, Hülya Uçansu’ya “Antonioni filminin ortasında reklam filmi göstermek için ara vereceğinizi ve filmini keseceğinizi bilseydi filmini vermez, kendisi de İstanbul Festivali’ne katiyen gelmezdi” der. Bu olaydan sonra filmlerin ortasında reklam uygulaması kaldırılır. 

Sen şİmdİ Sofya’ya gİdİyorsun
Kitapta, Onat Kutlar’ın 1970’li yılların ortalarında Sinematek dönemine ait ilginç bir anısı da yer alıyor. Sinematek ‘Potemkin Zırhlısı’nı gösterecektir. İlgi büyük olmuştur. Ancak gösterimden bir gün önce Sovyet elçiliği filmi temin edemeyeceklerini bildirir. Bunun üzerine Bulgaristan’ın kültür ataşesi Sinematek’e çağrılır. Şakir Bey, ataşeyi ikna eder. O gece yola çıkan ataşe, Sofya’ya gider, filmi alır ve tekrar İstanbul’daki 18.30 seansına yirmi dakikalık gecikmeyle filmi yetiştirir. 

Bİlet kuyruğunda bayılan şaİr
1984 yılında festival biletlerini almak için kuyruklar oluşur. Bir gün bir izleyicinin sekiz saat kuyrukta bekledikten sonra bayıldığı haberi ulaşır Hülya Uçansu’ya. Filme bilet alabilmek için
kuyrukta beklerken bayılan kişi ünlü şair İlhan Berk’tir.

‘Koskoca Şakir Eczacıbaşı’na yakışmayan bir beyandı’
Hülya Uçansu, 25 yıl yürüttüğü İstanbul Film Festivali yöneticiliğinden ayrılışını anlattığı bölümde 2005 yılı festivalinin kapanış törenini kimin sunacağı konusundaki tartışmaya önemli bir yer ayırıyor. Şakir Eczacıbaşı, töreni Okan Bayülgen’in sunmasını istiyor. Ancak Hülya Uçansu, Bayülgen’in bir önceki yılki performansını beğenmediği için bu öneriye sıcak bakmıyor. Şakir Bey bu durumdan çok hoşlanmıyor. Ama bu gerilimin öncesi de vardır. 2003 yılının mayıs ayında Şakir Eczacıbaşı, Hülya Uçansu’yu arayarak “Hülya Hanım sizi artık danışmanlığa ayırmayı düşünüyoruz” der. Uçansu şöyle anlatıyor: “Bu görüşmeden hemen sonra Görgün Taner’le konuşmaya gittim, Şakir Bey’in bana söylediklerini aktardım. Anlattıklarımı dinlerken canı sıkıldı. ‘Ah Şakir Bey yine duramadınız. Ben bunu daha zamanında ve usulüne göre söylerdim’ gibi bir şeyler aklından geçirdiğini hissettim.”
Uçansu, festivalin 25. yılını doldurmak istediğini ve üç yıl daha kalmak istediğini belirtince bu teklif uygun bulunuyor. Daha sonra Görgün Taner, Uçansu’ya 25. yıldan sonra yedi ay görevinin başında kalarak ‘Film Festivali Yöneticiliği’ne devam etmesini öneriyor. Uçansu’ya bu teklif önce cazip geliyor. Ancak festivalin bütün bir yıla yayılan çaba gerektirdiğini düşünerek bu teklifi doğru bulmuyor. Uçansu yeni bir teklifte bulunuyor ama bu teklif Şakir Eczacıbaşı tarafından reddediliyor. Böylece 25 yıllık İstanbul Film Festivali yöneticiliği 17 Nisan 2006’da son buluyor. Uçansu, Şakir Eczacıbaşı’nın uluslarararası basına verdiği “Biz Hülya Hanım’a ‘Senior danışmanlık’ önerdik, kendisi reddetti” demeciyle ilgili olarak: “... Hayatımda ilk defa kendimi kaybettim. Bu hiç hak etmediğim ve koskoca Şakir Eczacıbaşı’na hiç yakışmayan ‘gerçek dışı’ bir beyandı” diye yazıyor. Uçansu, Şakir Eczacıbaşı’na olan kırgınlığına rağmen kitabında ona ithafen bir mektup kaleme alıyor.
Uçansu, ayrılışının hak ettiği biçimde basına duyurulmamasını, yakışır bir uğurlama yapılmamasını üzüntüyle karşıladığını da aktarıyor anılarında.

‘Hülya Hanım salon boşalıyor’
Sinema Günleri ’83’te filmlerde simultane çeviri gerçekleştiriliyor. İlk gün ilk seansta çevirmen Emek Sineması’nda çeviri aletlerinin üzerine su döktüğü için ses salona sadece parazit olarak gidince seyirciler söylenip salonu terk etmeye başlıyor. Emek Sineması’nın unutulmaz emektarı Hikmet Bey, Hülya Hanım’ı arayıp şöyle diyor: “Hanımefendi bir şeyler yapın, salon boşalıyor...” Hikmet Bey’in çabaları bununla da sınırlı değil. Wim Wenders’in ‘Olayların Gidişi’ filmini beğenmeyen bir grup izleyici salondan çıkarken karşılarına dikiliyor ve “Beyefendiciğim niçin gidiyorsunuz? Ben filmi gördüm, doğrusu çok istifade ettim. Adama boşuna Venedik’te Altın Aslan vermezler...” sözleriyle ikna etmeye çalışıyor.

Herkes Kasaba’dan söz ediyor
1998’de Altın Lale yarışmasının jüri başkanlığını yapan Polonyalı yönetmen Krzystof Zanussi, festival ofisine gelir ve Hülya Uçansu’ya “Hülya, herkes Kasaba diye bir filmden söz ediyor. Benim de mutlaka görmemi istediler. Filmi burada videodan görmem mümkün mü?” diye sorar. Film Nuri Bilge Ceylan’ın ilk uzun metrajıdır ve o yıl ulusal yarışmada yer almaktadır.