Film klişelerini klişelerle yıkıyor

Film klişelerini klişelerle yıkıyor
Film klişelerini klişelerle yıkıyor

Danimarkalı sanatçı Jesper Just.

Hollywood klişelerine gönderme yaptığı filmi Dirimart Garibaldi'de gösterilen video sanatçısı Jesper Just, 'Klişeleri başka klişelerle kırmaya çalışıyorum' diyor
Haber: MÜGE BÜYÜKTALAŞ / Arşivi

İşlerinizin anlaşılma biçimlerini nasıl tanımlıyorsunuz?
Bir sinema deneyimi aslında. İşlerimde sinemanın yerleşmiş anlatım öğelerini kullanarak yapılmış bir film izliyorsunuz. Ama aynı zamanda bu filmin göstermeye çalıştığı şeyler içerisinde sinemanın kendi anlatım bozuklukları var. Sinemaya gittiğinizde arkanıza yaslanırsınız ve belli bir süre sonra izledikleriniz, hayatı bildiğiniz anlamıyla unutmanıza yardımcı olur. Galeriye gittiğinizde ise gördükleriniz sizi belli sorular sormaya yöneltir, sorgulamaya başlarsınız. Yapmaya çalıştığım bu. 

Peki sinemanın anlatım dilini seçmeye sizi iten süreç nasıl gelişti?
Sinema dili popüler kültürde bireyin kendini anlama biçimlerini en çok etkileyen unsurlardan biri. Özellikle anaakım sinema ırk, cinsiyet, güç, seksüalite anlamında fazlaca kalıplaşmış modellere sahip. Sinema çok güçlü bir etkisi olan keskin bir dil ve bence bunu sorgulamak gerekli. Çünkü özellikle anaakım sinemaya baktığımızda aynı hikayenin defalarca yeniden anlatıldığına şahit oluyoruz. Genellikle otuzlarında beyaz bir adamla yirmilerinde bir kadın ve diğer yan karakterlerden oluşan bir hikâye... Sanırım enteresan olan bu bileşimleri kullanmak ve onları alışageldik hallerinden çıkarıp yeni bir forma sokmak. Beklentileri altüst etmek, klişeleri delip geçmek... 

Garibaldi’de gösterilen filminiz ‘It will end by tears’de yaşlı adamı takip eden genç bir adam görüyoruz. Genç adam için bir yansıma, gölge ya da yaşlı adamın genç hali gibi yorumlar yapmaya açık bırakılmış. Bu anlatım bağını nasıl kurdunuz?
İki karakter, iki erkek. Biri daha genç, biri yaşlı. Bunun başlı başına bir anlatım öğesi olduğunu düşünüyorum. Aralarında bir güç dengesi var. İkisinin de geçmişini bilmiyoruz. Bu ikili baba-oğul da olabilir, sevgili de olabilir, aynı kişi de olabilir... Yani birden fazla olasılık var karşımızda. Bu tercih edilmiş bir açıklık. Çünkü anaakım sinemada en önemli yapılardan biri hikâyeye başlamadan karakterleri tanıtmaktır. Böylece izleyici onların kim olduğunu bilir ve hikâyeyi öyle izler. Böylece de bir yanlış anlaşılma olmaması garantilenmiş olur. Bu anlamda tam tersini yapmaya çalıştığımı söyleyebilirim. 

O zaman klişelerle uğraştığınızı söyleyebiliriz sanırım. Ayrıca filmlerinizde anaakım sinemadan çok direkt referanslar kullandığınızı da söylemek mümkün.
Bu öğeleri kendi amaçlarınıza uygun şekilde kullandığınızda bu tam da bir klişe oluşturuyor. Fakat benim yaptığım şekliyle bir klişeyi başka bir klişeyle kırıyorum. İzleyicinin bilinçaltında yer etmiş olan ve beklenti içerisinde olduğu akışlar var. Bir klişenin devamında gelecek olası bir akış varken ben bunu başka bir klişeye bağlamayı tercih ediyorum.
Jesper Just’un ‘It Will End by Tears’ isimli filmi 8 Nisan’a kadar Dirimart Garibaldi Binası’nda.