Filmde Neşet Ertaş'ın ruhu var

Filmde Neşet Ertaş'ın ruhu var
Filmde Neşet Ertaş'ın ruhu var
Venedik Film Festivali ve Altın Portakal'dan ödüllerle dönen 'Sivas' filminin yönetmeni Kaan Müjdeci ile filmin Türkiye'de vizyona girişi sebebiyle buluştuk. İlk uzun metraj filmiyle ciddi başarı elde eden Müjdeci 'Otuz yıllık süreçte gözlemlediğim kısmı onbir yaşında bir çocuğun filminin içine yaydım' diyor.
Haber: MUHSİN TOPYILDIZ - mahfuznecip@gmail.com / Arşivi

Venedik'ten ve Antalya'dan ödüllerle döndünüz. Nasıl hissediyorsunuz? Neler değişti? Eskiden kimse bir şey sormuyordu, şimdi röportaj veriyorum. Bunun dışında değişen pek bir şey yok. Ödüller henüz bir şey getirmedi ama uzun vadede bir şeyleri değiştireceğine inanıyorum. Ben bazı şeyleri geç algılayan bir insanım. Henüz bir şey algılayamadım bu durumdan. 

Filminizde köpek dövüşleri gibi çekimi oldukça zor sahneler var. Dolayısıyla ön hazırlık döneminiz çok uzun geçmiş... Uzun sürmesinin temel nedeni benim işe meraklı olmam. Ben bu işi zevk alarak yaptım. Arabanın arkasında on köpekle Afyon - Aksaray - Niğde üçgeninde on bir gün boyunca dolaştık. Çok yıpratıcı bir dönemdi. Çocuklar iyi oynasın diye, köpekler çocukları yemesin diye, oyuncular filme adapte olsunlar diye, filmin etkileyiciliği artsın diye oldukça uzun bir hazırlık dönemi geçirdik. Senaryoyu elimize aldığımız gibi çekmedik, hiçbir zaman öyle yapmayacağız. 

Bir dövüş köpeği ile bir çocuğun ilişkisini anlatıyorsunuz filmde. Nereden çıktı bu fikir? Bu film kendine rol model arayan bir çocukla ilgili aslında. Rol model olarak da bir dövüş köpeğini seçiyor. Belirli bir hissiyatla kendi kendine gelişen bir fikirdi bu. 'Haydi dövüş köpeği filmi yapalım' diyerek yapmadık. Oranın doğası, yapısı, aklımda kalanlar, düşündüklerim ve gözlemlerim bu noktaya getirdi işi. 

'Sivas'ın senaryosuna bir Yozgatlı olarak yaşadıklarınızdan bir şeyler kattınız mı yoksa o topraklara bakıp kurguladığınız bir hikaye miydi bu? Ben kişisel bir sinema yaptığımı düşünüyorum. Otomatik olarak beni işin içine dahil ediyor bu durum. Birebir olay aynı olmasa bile yaşadığım hissiyatları yansıtıyorum. Örneğin küçükken köpeğim olsun isterdim ve filmde bir köpek oldu. Otuz yıllık süreçte gözlemlediğim kısmı onbir yaşında bir çocuğun filminin içine yaydım sadece. Yirmibeş yaşında yaşadığım bir durumu onbir yaşında bir çocuğa uyarlayarak anlattım. 

Filmi çekmeden evvel Yozgat'ta yaşayan çocukların hemen hepsiyle tanışmışsınız. Çocuklarla çalışmak daha zor değil miydi?
Zorluğundan ziyade daha hassastı. Çocuk kendini koruyamayan bir varlık. Aynı köpek gibi. Kontrolün sizde olmadığı bir canlıyla çalışıyorsunuz. O canlıya zarar vermemekle mükellefsiniz. Bir oyuncuya kızdığınız gibi bir çocuğa kızamazsınız. İstediğinizi alamadığınızda bir oyuncuya davrandığınız gibi davranamazsınız. Bu hassasiyet en yorucu kısmıydı işin. 

Bu kadar çok çocuk arasından dört tane çocuk oyuncuyu filminize dahil ettiniz. Doğan başta olmak üzere bu çocukları diğerlerinden ayıran neydi?
En önemli faktör zekaları. Onun dışında başka kriterler de var tabii. En başta otuz çocuk seçmiştim. Eleye eleye sayıyı dörde indirdim. Kimi çocuğun köpeğe alerjisi oluyor, kimi hızlı koşamıyor, kimi köpekten korkuyor, kimi üç dört saat çalıştıktan sonra annesini istiyor... Bazı çocukların aileleri problem çıkardı. 

Sizi en çok zorlayan sahne hangisi oldu?
En basit sahneler en çok zorlayanlardı. Gece sahneleri çocukların uyku düzenini değiştirdiği için özellikle çok zorluyordu. Araba sahneleri bizi yoran bir başka noktaydı. Arabanın içinde beş kişi ve bir köpek var. Köpek aynadan kendini gördükçe hırlıyor. Çocukların ve köpeğin zarar görebileceği tüm sahneler bizim için çok zorlayıcıydı. 

'Sivas'ı Neşet Ertaş'a adamışsınız. Film Neşet Ertaş'ın bir şarkısıyla kapanıyor...
Neşet Ertaş oranın hikayesini en doğru anlatan kişi benim için. Ben Neşet Ertaş'ı türkü söyleyen bir kişi olarak değil bir filozof olarak görüyorum. O filozofun tüm şarkıları tek tek filmin içinde var aslında. Yaşanan olayların hepsi mutlaka Neşet Ertaş'ın şarkılarında var. Bu sebepten filmde müzik yok. Çünkü filmde Neşet Ertaş'ın ruhu var. Bozkır oranın denizidir. Oranın martısı daha başkadır. O denizin türküsünü de en iyi Neşet 
Ertaş söyler. Filmi Neşet Ertaş'a adamayayım da kime adayayım? 

Son zamanlarda filmdeki köpek Çakır'ın durumu oldukça konuşuldu. Bunun üzerine siz video yayınladınız. Son durum nedir? Filminize gelen tepkileri nasıl yorumluyorsunuz?
Bunlarla ilgili söyleyeceğimi söyledim yeterince. Daha fazla söyleyecek bir şeyim yok açıkçası. Bu vaziyet beni yoruyor ve saçma buluyorum.