Filmler 'birbirine girdi'

Selahattin Giz'in objektifinden günümüze yansıyan 'Beyoğlu 1930' kitabından, eskiden orada da yazlık sinemalar...
Haber: EVRİM ALTUĞ / Arşivi

İSTANBUL - Selahattin Giz'in objektifinden günümüze yansıyan 'Beyoğlu 1930' kitabından, eskiden orada da yazlık sinemalar, tiril tiril kıyafetler ve içinden çekirdeği çıkarılmış, çıt çıkmayan akşamların olduğunu öğrenmiştim. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın düzenlediği 7. Uluslararası
İstanbul Bienali kapsamında, bu gece üçüncü ve sonuncusu düzenlenecek 'En sevdiğiniz dört film hangisi?' projesinde de aynı duyguyu 71 yıl sonra hissetmek kısmet oldu.
'Bir, ki, üç de yetmez dört, beş altı da olsun' diyerek TÜYAP Tepebaşı meydanına toplanan yüzlerce sanatsever, zaten haftalar öncesinden aralarında Radikal'in de bulunduğu bir basın kampanyasıyla, en sevdiği dört filmi seçmişti. Filmlerin dördü de bir arada olsa bile, sevgililer, sokak çocukları, aileler, simitçiler, kestaneciler ve kuruyemişçiler için fark etmezdi. Sinema sinemaydı; açık hava, açık hava.
En sevilen filmler ve şeyler
Filmler de filmlerdi hani: 'Vizontele',
'Eşkıya', 'Ucuz Roman' ve 'Dövüş Kulübü'. Sigaraların bol bol tüttüğü ortamda
'neskahve' ve çaylar dahi 'şirketten'di!
'Alkol aldık mı?' diyen bakışlarla önce memur beyler gezdi muhiti; sonra peş peşe dört ayrı perdeye, dört ayrı projektör ve ses sistemiyle yansıtılan dört film, gösterime ve ardından da 'birbirlerine girdi'. Tabii eğer kendini bilmezin biri ses kablosunu sabote etmeseydi, filmler 22.00'de değil, 21.00'de başlayacaktı. Ancak sabırlı izleyici, ne bu duruma pes etti; ne de mekânı terk eyledi.
Bu işten en memnun kalan isim de hiç kuşkusuz, popüler kültürle sarmaş dolaş projesi üzerine söyleştiğimiz genç sanatçı Rirkrit Tiravanija oldu. Yaşamını Berlin'de sürdüren Tiravanija aynı projeyi ilk kez 25 Eylül 1999'da da Glasgow'un bir mahallesinde gerçekleştirmişti.
Buenos Aires'ten Berlin'e uzanan yaşamöykünüz, projelerinizin çoksesliliğine de aksediyor. Bu anlamda 'küreselleşen' sanata nasıl yaklaşıyorsunuz?
Bir yanıyla küresel bir geçmişim olduğu doğru. Bugüne kadar birçok duvarı ve kapıyı aştım. Çünkü ilgi alanlarımı genişletmeye ve farklılıkları deneyimlemeye, algılamaya yatkınım. Bunu yaşıyor ve sunuyorum. Sanat anlayışıma doğrudan katkısı oluyor. Coğrafyalar sürekli hareket ediyor. Nereye giderseniz bakış açınızı da oraya götürüyorsunuz ve böylece merkezler de hareket etmiş bulunuyor. Bir iletişim merkezi olarak varsayılan Madison Kavşağı'ndan Londra'ya, ya da Paris'e gittiğinizde birdenbire iletişimin mevcudiyetinin olmadığını anlıyorsunuz. Çünkü fikirler durmadan yer değiştiriyor.
Hazırladığınız projenin popüler kültürle arası ne durumda?
Popüler kültür, her şeyin ve herkesin bir parçası olduğu kadar benim için de aynı. Bugün popüler kültür, dünyanın merkeziyetçi bir yapı arz eden her yerinde kullanılan ve üretilen bir olgu. Çeşitli okumalar ve görme biçimleri üretiyor. Ama bu noktada popüler kültürün sadece ve sadece bizim olan iletişimi temsil etmediğini de fark etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Burada popüler kültürün yalnızca 'Ucuz Roman' olmadığını, ama aynı zamanda 'Vizontele' de olduğunu görebiliyoruz. İkisi birbirinden son derece farklı şeyler.
Proje başlayıp da filmler gösterildikten sonra insanlarla iletişim kuruyor musunuz?
Aslında onlara çok az müdahalede bulunuyorum.
Çünkü belki de benim tek zaafım kendileri. Umarım bienaldeki bu sıradışı çalışmanın yapısı sayesinde insanların bir araya gelmesini ve hoş vakit geçirmelerini sağlarım. Çünkü iki kişinin yanında bir kişinin 'hiç' olduğunu düşünüyorum. Bu arada gizemli projeksiyon makinelerini izleyenlerin
sayısına da dikkat ediyorum. Çünkü 'kapalı kutular' video ve televizyonun aksine, insanlar sokakta, çıplak ve çalışır halde gördükleri projeksiyon makinesinin büyüsüne de kapılabiliyor.
Projenin ana malzemesi sinemadan niçin faydalandınız ?
Bu proje benim uzun süredir aklımdaydı. Tayland'ın kalabalık ve sıcak coğrafyasına benzeyen böylesi bir yapıdan gelmemin bundaki etkisi büyük. Tayland'da bir fuar ya da karnaval olduğunda, tapınaklara dahi
açık hava sinemaları kuruluyor. İnsanlar buna büyük ilgi gösteriyor. Bunu orada da yapmak isterdim.
Kitlesel bir televizyon gibi...
Evet, kesinlikle. Orada duruyor ve insanları kendisine çekiyor. Bu projenin doğuşuna ilham veren bir çalışma da Amerikalı sanatçı Klaus Oldenberg'in bir eskizi oldu. Sanatçı, projesinde 5. Cadde'nin 57. sokağında kurulması öngörülen bir heykeli, Manhattan'ın göbeğinde sergileyecekti. Kesişmenin ve trafiğin ortasında beliren bu heykel, insanların gündelik hayhuyunu engelleyecek ve sanırım bir yanıyla da Vietnam Savaşı'nı akıllara getirecekti. Heykel Gucci'lerin, Tiffany'lerin ticariliğinin ortasında yükselmesiyle de ayrıca sembolikti.
İşte bana çok ilginç gelen bu noktadan sonra ben de kendi projemi 'kesişme' alanları üzerine oturtarak, dört sinema perdesiyle sergilemeye karar verdim. Dört sinema perdesi, kavşakları ve gündelik olanın akışını durduracaktı. Böylece hızı yavaşlatacaktı. Bölgede yaşayanlar da, seçecekleri filmlerle bu akışın yönüne müdahalede bulunabileceklerdi.
Bir vatandaş olarak sizin favori dört filminiz hangileri olurdu?
Stanley Kubrick'in '2001: Uzay Destanı'nı seçerdim. O filmdeki gelecek vizyonu beni çok etkiler. Ayrıca daha yoğunluklu filmleri tercih ederdim sanırım. A, bir de 'E.T.' olurdu. Seçeceğim filmler çok da 'en büyük ve en sevilen filmler' olmazdı yani.. Ama ilginçtir, saydığım iki filmin yönetmeni şu sıralarda yine ilginç bir yapım olan 'Yapay Zekâ'yı ortaklaşa tamamlamış bulunuyorlar, ki o film de benim ilgimi fazlasıyla çekiyor.
Rirkrit Tiravanija'nın 'En Sevdiğiniz Dört Film' projesi, Tepebaşı TÜYAP meydanında bu akşam 21.00'de son kez, ücretsiz görülebilecek.
Bilgi için Tel: 0212 293 31 33