Flemenkçe rap'e daha uygun

Flemenkçe rap'e daha uygun
Flemenkçe rap'e daha uygun
Avrupa'nın bağrından kopmuş ve dünyaya açılmış, gezerken müziklerini egzotik ayrıntılar ile renklendirmiş indie-rock grubu Balthazar, 29 Mart Cumartesi 21.00'de Roxy'de. Konser öncesi gruba bağlandık, gitarist/vokalist Jinte Deprez'e sorularımızı yönelttik.
Haber: ASYA ROBINS / Arşivi

İngilizce müzik yapan Belçikalı bir grupsunuz. Bunun sebebi nedir?
Anadilimiz Flemenkçe ama dünyada bu dilde müzik yapan pek kimse yok. Eğer müziğinin tanınmasını istiyorsan da İngilizce yapmak en mantıklısı. Biz müzik dinleyerek büyüdük ve dinlediğimiz bu müzikler, idollerimiz ve ilham kaynaklarımız olan müzisyenler hep İngilizce söyledi, bize de İngilizce söylemek daha doğal geliyor, daha şiirsel ve yaratıcı bir dil bence.

Flemenkçe şarkınız var mı?
Evet var (gülüyor) ama biraz tuhaflar, melodik müzik için değil de mesela hip-hop ve rap müziği için daha iyi bir dil Flemenkçe.

Belçika’daki müzik dünyası nasıl? Biz pek bir şey duymuyoruz hakkında.
Çok normal, çok küçük bir ülke burası ve sesimizi yeterince duyuramıyoruz ne yazık ki. Burada oldukça başarılı gruplar var. Indie müzik ortamı çok gelişkin. Radyolar alternatif müziğe açık ve popüler müzik düşkünü değil, dolayısıyla her tür müzik yapan gruba başarının kapıları açık. Çok geniş bir müzik türü yelpazesi var, hip-hop da mesela çok tutuldu bu ara fakat bu küçük grupların dünyaya açılması epey zor.

İnternetin bunda rolü vardır. Dünyada YouTube gibi dev bir mecranın varolması, binlerce grubun başarı elde etmesi, inanılmaz rekabetçi bir ortamın olması sizi nasıl etkiliyor?Günümüzde o kadar çok grup var ki dediğin gibi artık özgünlük çok önemli. Çoğu da internet aracılığıyla tanınıyor. Bu bir dezavantaj olabilir ama aynı zamanda internet sayesinde dünyanın her yerinden herkes bizi istediği zaman dinleyebiliyor, müziğimizi yaymak için Amerika’ya gidip bir prodüksiyon şirketine yazılmamız gerekmiyor, bu da bir avantaj. İnternette dezavantajı avantaja çevirmek senin elinde.

Bir süredir turnedesiniz ve Bruce Springsteen, Muse ve The Editors gibi isimlerle birlikte konser veriyorsunuz, bu nasıl bir deneyimdi?
2010’da çıkan albümümüz ‘Rats’ten beri sürekli turnedeyiz. Local Natives ve The Editors için ön grup olarak çıktık, onlar da büyük gruplar olduğu için büyük seyirciler önünde çaldık. Bu bizim için çok eğlenceliydi, bizi hiç tanımayan insanlara müziğimizi dinletme fırsatımız oldu. Geçtiğimiz şubatta yaptığımız turne kendi turnemizdi, esas adamlar bizdik, süperdi.

Bazı şarkılarınızda trompet ve kemanlar ile yarattığınız ufak melodik ayrıntıları çok beğendim. Bir röportajınızda da bu tür ayrıntıları yakalamak için Hindistan’a bile gidebileceğinizi okudum. Nerelere seyahat edip böyle ayrıntılar buldunuz?
Çoğu zaman spontane gelişti bu olaylar. Konser için gittiğimiz bir ülkede bir enstrüman alıp eve götürüyoruz ve öğrenmeye çalışıyoruz örneğin veya o ülkenin sokaklarında kayıt yapıp evde onları geliştiriyoruz. Yaptığımız müziği egzotik ayrıntılarla renklendirmeye özen gösteriyoruz ve bence müziği özel kılan da bu spontanlık.

Bir röportajınızda Güney Afrika’da bir ormanda çaldığınızı söylüyorsunuz, muhteşem bir deneyim olsa gerek. En çok nerelerde çalmayı seviyorsunuz?
Çok fazla ülkede çaldık ama aslında çoğu Avrupa ’daydı, eve çok yakın olduğu için çok özel değil. Geçen sene Japonya’da çaldık, o çok çılgındı. Kültürleri bizimkinden o kadar farklı ki hem bizim müziğimiz, çalma biçimimiz hem de onların dinleme biçimi çok değişti. Avrupa’da çoğu konser alanı ve çoğu seyirci birbirine benziyor dolayısıyla biz neyle karşılaşacağımızı çok iyi biliyoruz ama Japonya gibi uzaklara gidince o sahneye çıktığında her şey değişiyor, grup ve seyirci arasındaki yeni tanışıklık bütün konseri şekillendiriyor.

Dünyaca tanınmaya başlayan bir grup olarak dinleyicilerinize bir mesaj vermeniz gerektiğini düşünüyor musunuz?
Bir mesajın varsa evet ama biz Belçika’da yaşıyoruz ve Belçika halkı biraz şımarık. Yerel politik sorunlarımız yok ve dünya sorunları hakkında yazmaya başlasak anlamsız olur. Biz en iyi bildiğimiz şey olan kendi hayatlarımız hakkında yazıyoruz. Hayatı müzik ile şekillendiriyoruz, mesajımız bu.

Amerika’nın popüler müzik dünyası hakkında ne düşünüyorsunuz?
Avrupa ile farkını görmek güzel oluyor. Avrupa’da müzik Amerika’nın sert ve düz tavrına göre çok daha yumuşak ve samimi. Sanırım Amerika’nın büyüklüğünden kaynaklanıyor bu samimiyetsizlik. Avrupa ülkeleri küçük ve birbirine komşu. Dolayısıyla biz müziğin mistikliğini koruyarak yumuşak bir şekilde aktarıyoruz dinleyiciye.

Gelecek planlarınız nedir, yeni albüm var mı yolda?
Son albümümüz ‘Rats’in turnesini sonlandırdık. İstanbul ’dan sonra birkaç yaz konseri daha yapıp sonra kendimizi stüdyoya kapatacağız. Hedefimiz önümüzdeki sene yeni bir albüm çıkarmak, böylece yeni turneler ve yeni ülkeler gezmeye de başlayabileceğiz. İstanbul’a da daha sık gelmek isteriz.