Fotoğrafı koklayan resim

Modern ressamların fotoğraf sanatından öcü görmüş gibi korkmalarının elbet bir nedeni olmalı? Çoğunluğu, yararlandıkları halde bu kaydediciyi toprağın altına gömmekten yana.
Haber: LEVENT ÇALIKOĞLU / Arşivi

İSTANBUL - Modern ressamların fotoğraf sanatından öcü görmüş gibi korkmalarının elbet bir nedeni olmalı? Çoğunluğu, yararlandıkları halde bu kaydediciyi toprağın altına gömmekten yana. Belki sakladıkları 'şeyin' özünü onda gördükleri için, belki de zamanı sadece bir anlığına durdurduğu halde gerçekliğin tüm kelimelerini hınzırca etrafa yaydığı için 1990'lara gelesiye kadar fotoğraf, bizim ressamlarımız arasında sadece bir rakip olarak algılandı. İlişkinin yeni okumalara açıldığını görmeyen ve bilmeyen fotoğraf yazarları da kurulan bu yakınlaşmayı 'hırsızlık' olarak niteledi.
Bugün her ne kadar hangi sanatın kimden ne kopardığı tam olarak konuşulmasa bile bir grup sanatçı, fotoğrafı ve onun üstlendiği gerçeklik anlayışını resimlerine konu edinebiliyor. Kenti kaydeden Hafriyat Grubu (ki onlar kendi fotoğraflarını kendileri çekiyor) ve İrfan Önürmen, Temür Köran, Mustafa Horasan gibi birçok ressamın yanında Altan Çelem'in, bir başkasının çektiği fotoğrafı kullanım şekli, zaman duygusunun ve belleğin silikleşmesi üzerine kurulu.
Başkalarının hayatlarına bakmak
Dergi, gazete veya hatıra albümlerinden çekip aldığı kareleri öncelikle başkalarına ait anların yabancılaştırıcı nesnesi olarak işleve sokuyor Altan. Mesele resim yapmak da olsa özünde 20. yüzyıla ait bir merak duygusu bu. Başkalarının hayatlarına bakmanın, onların deneyimlerine ortak olmak istemenin verdiği hazzın etkisi var bu yönelimde. Geçmişte aynı duyguları paylaşmış olmanın getirdiği bir karşılaştırma itkisinin de payı var bu karelerin seçiminde.
Nitekim Çelem'in 1990'ların ortalarından beri sürdürdüğü ve bu sergide de izlerini gördüğümüz 'Orada Olmak' serisinin özü, belleğin kaybettiği anları başkalarının hayatlarıyla kısmen doldurmakla ilgili. Bu sayede kamuya sunulan fotoğraf, seçen kişinin gözünde donuk bir kare olarak işlev görmüyor, aksine bakan kişi onda yeni anlamlar keşfediyor, hatta çoğunlukla yeni anlamlar ekliyor.
Çoğu kişi, ressamın fotoğraftan yararlanmasını, keşfedecek bir şeyi olmayan yeteneksizin başkalarının mutfağından istifade etmesi olarak görüyor. Bir fotoğraf karesinin eli fırça tutan kişi tarafından renklendirildiği örnekler için doğruluk payı var bu eleştirinin. Oysa fotoğrafı resim kılmanın sihri, sadece bir karenin tuvale aplike edilmesi ile ilgili değil. Örneğin Altan resmini, gözüne kestirdiği fotoğrafın silgisi olarak kullanıyor. Seçtiği kareler resim olmak için sakil ve ideal anı temsil etmeyecek kadar da arızalı.
'Anlam' ile 'anlatım'
Bu nedenle müdahale ettiği ilk yer fotoğrafın üzerinde taşıdığı anlam oluyor. Fotoğraf makinesinin karşısında kendilerine ait olmayan yüz ve vücut ifadelerine bürünen kişilerden çaldığı anlamı, onlara tekrar iade ederek, kişisel bir anlatım inşa etmek istiyor. Bu arada, seçtiği karelerin çekilmelerindeki gerekliliğin bir hamle öncesini ve arkasını düşünüyor, fotoğrafın hapsettiği anı yeri geldiğinde eklektik bir kurgu ve boya ile siliyor. Seçilen kareler ile sonuçlanan resimleri karşılaştırarak izlemek, anlam ile anlatımın nasıl yer değiştirdiğini gözlemlemek açısından izleyiciye ilginç bir deneyim yaşatabilir.
Şüphesiz Altan Çelem'in sergisi bundan ibaret değil. Postmodern süreçte resmin anlatım olanaklarının çeşitliliğine işaret eden damarları var bu resimlerin. Bir kere sergi mekânın tüm yüzeyleri küçük tarih ve hikâyelerin istilasına uğramış durumda. İnsan figürü de olsa yüce bir kendinden geçiş değil, ironik bir katılım öngörüyor Altan'ın boyama tarzı. Ressamın fotoğraflara kattığı müdahalelerden kaynaklanan yer yer mizahi unsurlar da ekleniyor bu resimlere.
Altan Çelem sergisi 1 Kasım'a kadar Koşuyolu Sanat Galerisi'nde. Tel: 216 340 51 56