Fransa'nın yeni Türk yıldızı: Deniz Gamze Ergüven

Fransa'nın yeni Türk yıldızı: Deniz Gamze Ergüven
Fransa'nın yeni Türk yıldızı: Deniz Gamze Ergüven
Paris'te yaşayan genç yönetmen Deniz Gamze Ergüven'in ilk uzun metrajlı filmi 'Mustang', Fransa'nın Oscar adayı seçildi. Hem de Türkiye'den bir hikâyeyi, tamamen Türkçe anlatmasına rağmen... Tarihin o anına gelmiş olmalıyız. Daha ilk filmleriyle, Fatih Akın'ın Almanya'dan, Ferzan Özpetek'in İtalya'dan hayatlarımıza girdiği gibi, Ergüven de Fransa'da yıldızlaşıyor. Ergüven Hürriyet Pazar'dan Yenal Bilgici'ye konuştu.

Telefonun Fransa’daki ucunda genç yönetmen duruyor... Oscar adaylığı haberini tatilde almış. Sevinçli ama sükûnetini de koruyor. Mutlu olması için çok sebebi var: Haziranda Fransa’da vizyona giren ‘Mustang’ şu ana dek 450 bin kişi tarafından izlendi. Katıldığı festivallerden ödüllerle döndü. Cannes’da ‘Europa Cinemas Label’ ödülünü, Odesa’da ‘Büyük Ödül’ü ve En İyi Yönetmen’i, Saraybosna’da ‘En İyi Film’i ve filmin beş genç oyuncusuna birden verilen ‘En İyi Kadın’ı, Batum’da yine aynı beş oyuncunun paylaştığı ‘En İyi Kadın’ı kazandı. Şimdi Oscar yolunda.

Ergüven, Ankara doğumlu ama Paris’te büyümüş. Edebiyat ve Afrika tarihi okumuş; Johannesburg’da yüksek lisans yapmış. İlk senaryosunu Los Angeles’ın gettolarında yazmış. Ama bir ayağının hep Türkiye ’de olduğunu, Ankara ve İstanbul ’a sürekli gelip gittiğini anlatıyor. “Türkiye’ye dışarıdan bakan biri değilim; kültürel olarak Fransız hissediyorum ama hikâyelerim hep Türkiye hikâyeleri.”


Fransızlar’ın bayıldığı Mustang de Karadeniz’de bir kıyı kasabasında geçiyor zaten. Büyüme çağlarındaki beş kızkardeşin kademe kademe aile ve toplumun baskısıyla yüzleşmesini anlatıyor film. Ergüven, seyirciye Türkiye’de kız çocuğu olmanın neye benzediğini gösteriyor. Erkek çocuklarıyla oyunlarının yarattığı ‘aile skandallarını’, beş kardeşin boy sırasına göre dayak yemesini, zorla evlendirilmeye çalışılan küçük kızları anlatıyor…  Ama bir yandan direnen, isyan eden, akıllı kızları da… “Filmin bu kadar kabul görmesinin ardında, sinemada çok rastlamadığımız bir figürün merkezde durması yatıyor. Akıllı kadın figürünün...” diyor. “Anlatılan hep erkeklerin hikâyesi çünkü. Sinemada iki kadın bir arada olduğu zaman bile bir erkekten konuşuyor; istatistiklerle sabit. New York’a ayak bastığımda sanki çocukluğum orada geçmiş gibi gelmişti. Sokaklarını, evlerini plan plan biliyordum. Oralarda geçen yüz, iki yüz film izlemişimdir. Erkeklik de New York gibi işte. Hep aynı hikâyeler. Kadının hikâyeleriyse tepenin ardında, yolu olmayan, hizmet gitmeyen köyler gibi.” Yeni anne olmuş Ergüven. Kadınlığa dair hiç anlatılmamış ayrıntıları kendisinin bile yeni yeni keşfettiğini söylüyor. “Sanat da siyaset de erkeklerin gözünden anlatılıyor. Emzirme sahnesi hemen hemen yok mesela sinemada. Ingmar Bergman’ın Yedinci Mühür’ünde gördüm sadece.”


Kadınları anlatmak Ergüven için bir hayat pratiği.  Filmin anlatıcısı Lale gibi, kendisi de büyük bir kadın topluluğunun oluşturduğu, geniş bir ailenin en küçüğüymüş… Tutucu bireyleri de varmış ailesinin, son derece kafası açık, özgür bireyleri de.   İki uç bir arada. Türkiye gibi biraz.  “Gezi sırasında İstanbul’daydım. Çok heyecanlandım. Batıdan daha ileri, daha modern, daha ekolojik, daha feminist, özgürlük ve hakları savunan bir gençlik vardı orada;  öte yandan tam aksine, bizi geriye çeken, yıllarca geriye götürebilecek bir düşünce tarzı da var.”
Adını, Amerikan çayırlarının yabani, özgür atlarından alıyor Mustang... Önünde keyfince koşabileceği geniş bir alan var.


Fransa Mustang’le stratejik davrandı

Türkçe bir film nasıl Fransa’dan aday olabiliyor? Bunun sebebi yapım süreci. Mustang, Türkiye-Fransa-Almanya-Katar ortak yapımı. Aslında Türkiye’den aday olmak için de başvurmuş Mustang. Ama zaten çok umutlu olmadıklarını anlatıyor Ergüven. “Bizim aday gösterilmeyeceğimize dair sinyaller almıştık, şaşırmadık. Türkiye’den ‘hayır’ gelmesini takip eden 24 saat içinde Fransa’da seçildik zaten.” “Türkiye’de kıymetimi bilmediler” diye düşünüp düşünmediğini soruyorum.  “‘Hiçbir zaman illa biz olmalıyız’ demedim, yapılan seçime büyük saygı duyuyorum” diyerek yanıt veriyor. “Belki biraz daha stratejik davranılabilirdi. Sonuçta bu uzun bir yarışmanın ilk ayağı. Liste daha da kısalacak. Oscarlar’a kalabilmek için filmin ABD’de bir çıkış yapması lazım. Bunun için de bu işi orada sürdürecek bir ekip gerekiyor. Cannes’dan sonra Mustang’e ABD’den çok yoğun bir ilgi oldu; bizimle çok ilgilendiler. Dağıtım hakları alındı, orada da gösterilecek. Yani Türkiye’nin filmi olarak katılmak yetmiyor, Türkiye ve ABD arasında, iki ülkenin sineması arasında bir diyalog kurmak gerekiyor. Sonuçta Fransa stratejik davrandı. Bu, romantik bir seçim değil.” (Söyleşi: Yenal Bilgici/ HÜRRİYET)