Futbol aşkı 'bambaşka' olanlara

Futbol aşkı 'bambaşka' olanlara
Futbol aşkı 'bambaşka' olanlara

Football Factory .

Türkiye'nin ilk holigan filmi 'Adı Aşk Bu Eziyetin' geçen hafta gösterime girdi. Dünyanın her ülkesinde, Ultra'dan , Looking For Eric'e, en az bir kaç tane kült olmuş 'taraftar' hatta 'holigan' filmi var
Haber: ŞENAY AYDEMİR / Arşivi

İSTANBUL - Futbol ile sinema arasında ‘dolaysız’ bir bağ olduğu söylenebilir. Şöyle ki, her ikisinde de ‘takımı’ yöneten bir yönetmen var. İkisinde de seyircinin ilgisini ancak ‘yıldızlar’ çekebiliyor. Ama iki alanda da başarı sadece yıldızlarla değil, ‘takım oyunu’na bağlı. Eğer ortaya çıkan ‘oyun’ tıkır tıkır işliyorsa her ikisinin de bitmesini istemezsiniz.
Sinema tarihi birbirinden önemli futbol filmleriyle dolu. Geçen cuma vizyona giren ‘Adı Aşk Bu Eziyetin’ filmi de bunlardan biri, ama özellikle olaylara taraftarın gözünden bakan bir ‘taraftar’, hatta ‘holigan’ filmi. O vesileyle ‘taraftar ve sinema’ arasındaki bağa bir kez daha göz atalım.

Holiganın dünyası
Suat Oktay Şenocak’ın yönettiği ‘Adı Aşk Bu Eziyetin’,  ‘Holiganların dünyasını anlatan ilk film’ olarak lanse edildi. Gerçi yakın tarihe bakınca Murat Şeker’in ‘Aşk Tutulması’ filmi ve Okan Altıparmak’ın ‘Takım Böyle Tutulur’ belgeseli de akla geliyor. Ama hakkını teslim etmek lazım, ‘Adı Aşk Bu Eziyetin’, futbolsever olmanın ötesine çoktan geçmiş, Bursaspor taraftarı olmayı yaşamın merkezine oturtmuş, gerekirse kan akıtmaktan çekinmeyen insanların dünyasına uzatıyor kamerasını.
Bir takımı dünyadaki her şeyden çok sevmenin, ‘çoluğun çocuğun rızkını’ gözünü kırpmadan deplasmana gitmek için harcamanın, bu sevda uğruna sizi seven insanların hayatlarını alt üst etmenin, başka koşullarda karşılaşılsa çok iyi arkadaş olabileceğin rakip takım taraftarını ortadan kaldırılacak bir düşman olarak bellemenin sinemaya sunduğu olanaklar tabii ki bol. Ancak Suat Seyfi Şenocak’ın bu fırsatı çok iyi değerlendirebildiğini söylemek zor. Filmin kahramanı Metin, hayatını Bursaspor üzerine kurmuştur. Ancak, onu ve arkadaşlarını tanıdıkça meselenin ‘safça’ bir sevgiden çok bir aidiyet duygusu; bir topluluğun parçası olma ihtiyacı olduğunu fark ediyorsunuz. Ama maalesef film bunun farkında değil. Futbolun bir tür kaçış olduğu, takım sevdası uğruna yapılanların ‘saçma’ yanları gibi konuların etrafında dönüp duruyor ama bir türlü odağını tutturamıyor. 

Türkiye ’de sinema-futbol
Aslında Türkiye’de futbol ile sinemanın ilişkisi hiç de fena sayılmaz. Tunca Arslan ‘Sinema ve Futbol’ kitabında 80 öncesinde çekilen 27 filmin ismi anılıyor. Sonraki yıllarda bir şekilde futbolu konu alan bir o kadar daha sinema tarihinde yerini aldığını da söyleyebiliriz. Aslan’ın andığı filmlerden 1962 yapımı ‘Çam Sakızı’, herhalde ‘taraftar’ filmlerinin ilki. Şimdi farklı ülkelerin taraftarlık hallerini anlatan filmlerden küçük bir seçki yapalım. Tabii ki ağırlık İngilizler’de...

Football Factory-2004
Her ne kadar şiddeti stadyumlarda pup’lara taşımış olsalar da, holiganizm denilince akla ilk gelen ülke İngiltere. Nick Love imzalı bu unutulmaz film, futbol şiddetinin yaşamları nasıl altüst ettiğine dair çarpıcı kareler içeriyordu. Bir grup holiganın hayatlarını ele alan film, zaman zaman ‘taraftarlığın’ eğlenceli sularında gezinse de, holiganizmin top çaldığı bölümlerde futbol şiddetinin parçasına haline gelenlerin hayatlarının nasıl bir uçuruma doğru gittiğini çarpıcı bir biçimde anlatıyor. 

Green Street Hooligans-2005
Bu da İngiltere’de bir Amerikalı filmi. Yönetmen Lexi Alexander, Ada futbolundaki şiddeti Amerikalı bir gencin gözünden anlatıyor. ABD’nin en iyi okulundan atılan Matt Buckner, İngiltere’de yaşayan ablasını ve eniştesini ziyaret ediyor. Eniştesinin kardeşi ile yavaş yavaş holiganlar dünyasına adım atan Matt, içindeki boşluğu bu fanatik grubun üyesi olarak dolduracağını düşünüyor. West Ham United ile Milwall taraftarları arasındaki tarihsel kinini fonda yer aldığı yapım, içerdiği şiddet sahneleriyle de zor izlenen bir yapım. 

Lookıng for Eric-2009
‘İngiliz işçi sınıfının şairi’ Ken Loach, hayatındaki her şeyi mahvetmiş ve tükenme noktasına gelmiş fanatik bir Manchester United taraftarının ‘futbol’ sayesinde yeniden hayata tutunuşunu anlatıyor. Hayranı olduğu eski ünlü futbolcu Eric Cantona’nın hayatına girmesiyle ayağında top tutmaya başlayan Eric’in özgüveni yerine geliyor. Çevresinden aldığı pasları iyi değerlendiren ve yeniden takım oyununun önemli bir parçası haline geldiğini fark eden Eric’in hikayesi futbol sevgisini ‘olumlu’ bir bakış.

A mort l’arbitre-1983
Jean Pierre Mocky imzalı bu Fransız filmi, takımlarının uydurma penaltı verilmesiyle yenilişini hazmedemeyen ve hakemi cezalandırmaya karar veren bir fanatik grubunu anlatıyor. Bitiş düdüğüyle birlikte hakemin peşine düşen holiganların hikayesi kaynayan tribünleri, yenilgiyi hazmedemeyen taraftarları, iki ateş arasında kalan hakemleri ve fanatizmin pençesine düşen futbol olgusunu sorgulayan bu alanda yapılmış en iyi filmlerden birisi olarak sinema tarihindeki yerini aldı. 

Ultra-1990
Tunca Arslan’ın ‘Futbol ve Sinema’ kitabında “Takım tutkusu üzerine gelmiş geçmiş en iyi, en çarpıcı örneklerden biri” olarak tanımladığı ‘Ultra’, İtalya’daki futbol fanatikliğine uzatıyor kamerasını. Roma takımının ‘Zehirler’ olarak bilinen taraftar grubunun liderinin hapisten çıkışı ve ekibiyle birlikte Juventus deplasmanına yaptığı şiddet yüklü bu hikayesinde, arka planda kahramanın hüzün dolu aşk hikayesi de yer alıyor. Yönetmenliğin Ricky Tognazzi’nin yaptığı  Ultra, futbol sevgisinin hüzünlü biten hikayelerinden birisi. 

Nordkurve-1992
Adolf Winkelmann imzalı bu film Alman futbolunun ‘karanlık’ yüzüne gerçekçi bir bakış getiriyor. Almanya’nın Ruhr bölgesinde oynanan futbolu, fanatik taraftarlar, polisler, kapalı kapılar ardında iş çeviren yöneticileri merkeze alarak anlatan film, bir günün hikayesi. Futbol arenasına bütün yönleriyle bakan, bir anlamda sahayı iyi parselleyen Winkelmann, bu büyülü oyunun ‘futbol hükümdarları’ tarafından zaman zaman acı verici bir gerçeğe dönüştürüldüğünü gösteriyor. 

Türkiye’nin ilk holigan filmi ‘Çam Sakızı’
Aslında Türkiye’de futbol ile sinemanın ilişkisi hiç de fena sayılmaz. Tunca Arslan ‘Sinema ve Futbol’ isimli kitabında 80 öncesinde çekilen 27 filmin ismini anıyor. Daha sonra futbolu bir biçimiyle konu edinen bir o kadar daha filmin tarih sahnesindeki yerini aldığını da rahatlıkla söyleyebiliriz. Aslan’ın andığı bu filmlerden 1962 yapımı ‘Çam Sakızı’ isimli film ‘ağır taraftarlık’ hadisesini Yeşilçam’ın ‘naif’ üslubüyla ele alıyor. İstanbul’da deniz taşımacılığı yapan iki dolmuş teknesinin Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarı olan iki kaptanı hafta sonu oynanacak maç için iddiaya giriyor. İkilinin destekçileri de işin içine girince, kavgaya kadar varan bir rekabet ortaya çıkıyor. Nevzat Pesen’in yönettiği film, ‘Yeşilçam geleneği’ne uygun olarak mutlu sonla bitse de, Türkiye sinemasında ‘taraftar’ filmi denilince kenara bırakılamayacak yapımlardan biri olarak tarihteki yerini aldı.