'G.O.R.A.'yı gördük, yazdık

Çok uzun süre bekledikten sonra bu cuma nihayet vizyona girecek olan 'G.O.R.A.'daki Cem Yılmaz'ın, 'Matrix'in Neo'sundan aşağı kalır yanı yok. Tabii Cem Yılmaz'dan rol çalmak kolay değil.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Cumartesi günleri televizyon karşısındaki yerini, sırf 'Uzay Yolu' dizisi için çok erkenden ayırtan kuşağa çok geçmeden Türk sinemasından da bir destek gelmişti: 'Turist Ömer Uzay Yolunda...' Rahmetli Sadri Alışık o kendine has 'Clark' bıyığıyla ve unutulmaz selamıyla Atılgan'ın koridorlarında dolaşıp otomatik kapıların önünde bol bol çene çalar, Mr. Spock'a 'Zıt, Erenköy' çekerdi. Türkün uzayla imtihanı elbette bu kadar değildi; 'Badi' ve 'Dünyayı Kurtaran Adam' da var literatürde ama Hulki Saner'in 1973'te çektiği 'Turist Ömer'lisinin yeri her daim ayrı. Bu kez 2004'te, henüz Avrupa Birliği serüvenimiz bile kesin şeklini almadan uzaya bir kez daha adım atıyoruz; bir Sadri Alışık fanatiği olduğunu hep dile getiren Cem Yılmaz'ın eşliğinde...
Evet 'G.O.R.A.' nihayet bu cuma vizyona giriyor. Önce yapım serüvenindeki problemlerle, sonradan bizleri kalbinden vuran fragmanlarıyla yeterince merak uyandıran ve 'Türk sinema tarihinin en çok izlenen filmi' türünden bir unvana göz diktiği herkesçe kabul edilen film, beklentileri karşılıyor mu? Temel soru elbette ki bu. Ama bu sorunun kendi içinde bir handikapı da kapsadığı bir gerçek. Çünkü bu soru beklenti çıtasını çok yukarlarda tutuyor.
'G.O.R.A.' baştan sona bir Cem Yılmaz şovu. Her şeyiyle Esprileri, diyalogları, hınzırlıkları ve buluşlarıyla... Ya özel efektleri ve tekniği?.. Şunu hemen itiraf edelim; ister sıradan seyirci, ister eleştirmen olalım aslında filme ilişkin beklentilerimiz Cem Yılmaz'a yönelik. Yani tek bir ölçümüz var; salona gireceğiz ve ışıklar söndükten sonra gülmeye başlayacağız. Böyle bir ruh durumuyla gittiğinizde zaten, 'G.O.R.A'nın bir filme ait kriterleri karşılamasının pek bir önemi yok. Karşılarsa ne âlâ, ama yok değilse de canı sağ olsun. Peki karşılıyor mu? İşçilik temiz doğrusu. Efektler sırıtmıyor, uzay gemileri tıpkı elin oğlunda olduğu gibi ağır ağır, etkisini hissettirerek geçip gidiyor, ışıklandırması, renkleri yerli yerinde, ışın kılıçları da sorunsuz. Yani her şey mükemmel mi?
'Yaratık'sız uzay filmi
Yok hayır, değil tabii. Mesela bir uzay filminin olmazsa olmazı olan 'yaratık' figürlerinden hiç biri perdeye uğramıyor. Filmdeki bütün uzaylılar, insanoğlu türevi (gerçi ne gerek var; Cem Yılmaz'ın kendisi yaratıkların en yaratığı). Keza 'G.O.R.A'daki öykü son derece klişe ve çok bildik; kötüler vardır ve bir kahraman ortaya çıkarak duruma el koyar. Yukarıda da söyledik; ama ne gam, gülelim yeter ki... Gülebiliyor muyuz? İlk bölümde bazen kesik kesik ve sanki yer yer frene basarak; ama ikinci bölümde yol açık. Özellikle filmin ana karakteri olan Arif'in, âşık olduğu uzaylı prenses Ceku'yu kafalama seansına koyulduğu bir bölüm var ki, muhteşem... Cem Yılmaz bu sahnede Brad Pitt'ten giriyor, kendinden çıkıyor ve istisnasız dört-beş dakika boyunca unutulmaz bir şova soyunuyor.
Ya biraz da konu derseniz; sahte UFO fotoğrafları üretip yolunu bulmak isteyen ama aslında halıcı, turizmci, rehber; bilimum her şey olan ve 'yabancı'ya karşı (ister turist, ister uzaylı) özel ilgisini her seferinde gösteren Arif, günün birinde kötü komutan Logar'ın iktidarına göz diktiği G.O.R.A. gezegenine ait bir gemi tarafından kaçırılır. Arif, kendini farklı bir uygarlığın içinde bulur ama ne fark eder ki? Bir Türktür ve her şeyin bir çaresi vardır. Cem Yılmaz'ın ana malzemesi nedir? Cumhuriyet'le birlikte üzerine farklı bir elbise geçiren ve 1923'ten beri kendine uygun modeli arayan bir ulusun uyanık geçinen fertlerinin modern hayata ayak uydurma çabaları... Onlar akıp giden zamanı kendi lehlerine kullanmayı bilirler. Her halükârda ayakta durabilme cesaretleri vardır. Yenilgiyi asla ve asla kabul etmezler. Ve her zaman bir çıkış yolu ve yöntemi bulurlar. Arif de 'G.O.R.A'da 'bir yiğit gurbete gitse' diyor ve 'gör başına neler gelir'i yavaş yavaş bertaraf ediyor. Üstelik her konudaki çözümü basit. Onun bilgiye ihtiyacı yok; gördükleri duyduklarıyla hallediyor işlerini. Gezegenin üzerine ateş topu mu düşüyor, çare onda; hemen hafızasını çalıştırıyor, aklına bir film geliyor ve ortaya bütün cahil cesaretiyle atılıyor. Temel elementlerin toprak, su, ateş ve tahta olduğu iddiasında olsa bile... Kısaca 'G.O.R.A' bir Türkün, damarlarındaki 'asil' kanla uzayı da ele geçirmesini anlatıyor.
Yönetmeni de unutmayalım
Tamam, bu film bir Cem Yılmaz şov dedik de, ya yönetmen? Ömer Faruk Sorak'ın kariyeri, 'Vizontele' ve 'G.O.R.A' dolayısıyla hiç de fena durmuyor. Düşünsenize iki gişe rekortmeninde de isminiz var. Ama bu unvanlar şöyle bir handikapı barındırıyor; iki film de yönetmen sinemasından çok kadrosundaki star isme bağlı olarak anılıyor. Dolayısıyla biz, yetenekleri konusunda pek endişe duymadığımız Sorak'ın kendi dünyasını anlatacağı filmleri bekliyoruz. Ya filmdeki diğer oyunculuklar? Doğrusu kimse Cem Yılmaz kadar pırıltılı durmuyor ve ondan rol çalabilmek gibi bir şansa sahip değiller. Yine de Rasim Öztekin ve Özkan Uğur, kadrodaki diğer isimlerin çok çok önünde. Ve kişisel bir serzeniş; Şafak Sezer'den çok daha fazlasını bekliyordum.
Cem Yılmaz'ın canlandırdığı diğer tiplemelere gelince; bence komutan Logar'ın yeterince pırıltısı yok. Komutan Kubar yorum yapacak kadar malzeme sunmuyor. 80'lerin seks filmi yönetmeni Erşan Kuneri ise en az Arif kadar muhteşem. Cem Yılmaz bu karakter dolayısıyla o dönemi kısa ama yeterince derin anlatırken ahlaki değerler açısından da gereken vurguları yapmayı başarmış. Sonuç: 'Selam uzaylı, biz Türküz' tadındaki 'G.O.R.A' için 'Selam Cem Yılmaz, biz de dostuz' tavrıyla salona yollanalım derim...