Gecekondu kentin en sempatik yanıdır

Gecekondu kentin en sempatik yanıdır
Gecekondu kentin en sempatik yanıdır
Baba Zula'ya göre 70'lerde başlayan gecekondu dönemi bitti. Artık TOKİ'leşme yaşanıyor
Haber: ERAY AYTİMUR / Arşivi

Kente dair müzikler yapan Baba Zula yeni albümü Gecekondu ile kentin bir başka gerçeğine mi gönderme yapmaya karar verdi?
Murat Ertel: ‘Kökler’ albümünden sonra daha kentli, İstanbul’a daha ait bir müzik olsun istedik. Şehir deyince akla mimari ve sosyal şeylerle birlikte bir gri renk ve betonla ilişki geliyor. Onun da en sempatik olanı gecekondu. Yasalarla çelişme ve her an yok olma durumu bize çekici geliyor. Adını koyduktan sonra babamın Keşanlı Ali Destanı’ndaki çizimleri aklıma geldi. Keşan’da gecekondu ortamında geçen bir oyundu, çocukken bütün provalarına gidiyordum ve çok etkilenmiştim. Albüm tasarımında epey ilham verici oldu.
Levent Akman: Gecekondulaşmanın en yoğun yaşandığı zamanlar 70 ve 80’ler. Ama şimdi bunlar değişiyor TOKİ’leşme var. Eski gecekondular, üzerlerine katlar çıkarılarak İstanbul’un yapı mimarisine uyduruluyor. Bu albüm biraz da gelecek kuşaklara hatırlatma ve bir yönüyle nostalji olacak. Hem ismiyle, hem tasarımıyla önemli bir obje olarak anılacak diye düşünüyordum.
Pırasa ve Abbasağa Parkı gibi parçalarda çok pastoral olduğunuzu düşünürsek, bu ideale albümdeki ‘Kelebekler, kuşlar’ ile döndüğünüzü söylesem doğru olur mu?
M.E.: Doğayla hakikaten bir ilişkimiz var. Oysa şehir insanının doğayla ilişkisi bir saksının içinde. Gecekondularda o, Vita yağ tenekesidir. O yağ tenekesi hiç değilse geri dönüşümü söz konusu etmemizi sağlıyor, ilham verici aynı zamanda. İstanbul’un asıl ilham verici yanının ise sokak hayvanları olduğunu düşünüyoruz. Köpeklerin ve kedilerin sokaklarda bulunması, başka Anadolu kentleri için çok normal olsa bile, yıl boyunca göçer yaşadıktan sonra buraya geldiğimizde başka bir açıdan bakmayı becerebiliyoruz.
Çoğunluk filminde öyle bir sahne vardı. Siyah arabaları olan dört müteaahit ormanın ortasında el sıkışıp anlaşıyorlar. Orada bir ekosistem yok ediliyor. Kendinden olmayan her şeye empati göstermekle alakalı bir seçim bu. Başka diller, ırklar ve türlerle bağlantı kurmak ve hepsinin bir arada yaşayabileceği bir dünyayı hatırlamak gibi ana damarlarımız var.
L.A.: Çime basılır, çim yolunur, kesilir, doğasında var. İnsanın kendi doğasından uzaklaşmaya çalışması çok acayip. Ama en ufak bir yağmur veya fırtınada doğadan hiç uzaklaşamadıklarını gördüklerinde biraz geç oluyor. Albümlerde doğa seslerini belli bir oranda kullanmamıza rağmen insanlara tuhaf geliyor. Müzik yapmıyor, efekt yapıyor dediklerinde bu kendi doğalarından ne kadar çıktıklarını gösteriyor.
Abdülcanbaz’a gelelim. Dayın Turhan Selçuk’un hayatımıza kazandırdığı kahraman, anti kahraman, bir deli şahane figür. Sadece bugünü değil, Baba Zula’nın oldu bittisini temsil etmesi açısından da çok iyi seçim. Abdülcanbaz’ı değerlendirme fikri nasıl gelişti?
M.E.: Abdülcanbaz Baba Zula’yla çok örtüşen bir figür. Hem buralara ait, hem zamansız ve her yerde. Bu gibi mizahi yanları benim hayatımda çok çok önemliydi. Bütün tarihe, insalığa, kültüre bakışımı etkileyen bir şey. Bu sene dayılarımı kaybetmemle daha da içselleştirdiğim bir şey. Serra Yılmaz ise Turhan Selçuk’un yakın arkadaşı. Biz de onunla pek çok proje yaptık daha önce ve bu parça Abdülcanbaz’ın Ay Fatihleri macerasının Fransa ’daki gösterimi için bestelenmişti.
‘Gecekondu’ müzikal açıdan nereye tekabül ediyor peki. Hani derler ya, bu bir olgunluk dönemi albümü diye. Öyle mi?
M.E.: Bilemedim şimdi. Belki bir önceki albüm için de aynısı söylenebilir. Bizim için en önemli kıstas kendimizi aşmak. ‘Cehennemden bile bir çıkış yolu vardır’ sözünü severim ben. Bizim için de bu ana güdülerden biri bu. O yüzden her albüm ve konserde kendimizi aşmaya çalışmamız belli bir olgunluk getiriyor ama olgunluk deyince belli bir noktaya gelmişiz demek değil. Öğrenilecek çok şey var.
L.A.: 15 senedir pop müzikte aynı sözler, aynı ritimler, aynı tipler var. Araştırmadan, çalışmadan, düşünmeden herkes kolaycılığa kaçıp formüller üzerinden yolunu bulmaya çalışıyor. Bu da müzik piyasasının düştüğü buhranın sebebidir. Biz ise sürekli bir sonraki projeyi düşünerek yaparız.


    ETİKETLER:

    Fransa

    ,

    Anadolu