Geçmiş zamanın izinde

Tuvallerine taşıdığı düşsel mekânları ve gerçekle fantezi arasında bir yerde duran öyküleri ile zihinlerimizde yer edinmiş olan ressam Ertuğrul Ateş'in son çalışmaları aynı anda iki galeride birden izleyici ile buluştu.
Haber: ZEYNEP ŞANLIER / Arşivi

İSTANBUL - Tuvallerine taşıdığı düşsel mekânları ve gerçekle fantezi arasında bir yerde duran öyküleri ile zihinlerimizde yer edinmiş olan ressam Ertuğrul Ateş'in son çalışmaları aynı anda iki galeride birden izleyici ile buluştu. Galeri Artist ve Garage of Art'ta süren 'Harem' başlıklı sergiler, Ateş'in Osmanlı Sarayı'nın mahremiyeti olan ve yüzyıllardır pek çok sanatçıya ilham veren haremden esinlenerek meydana getirdiği yapıtlardan oluşuyor.
Çağdaş Türk resmi denince akla ilk gelen isimlerden biri olmasının yanında Ertuğrul Ateş son dönemde 'Hürrem Sultan' isimli dans tiyatrosunun sanat yönetmeni olarak da gündeme geldi. 2003 yılı başlarında izleyiciyle buluşan 'Hürrem Sultan'ın ardından aynı ekip Şeyh Galib'in 'Hüsn ü Aşk'ını dans tiyatrosu formunda sahnelemek üzere çalışmalara koyuldu.
Resimlerinde her zaman mitolojik tatlar duyumsadığımız Ertuğrul Ateş'in yüzünü Osmanlı'ya dönmesinin ilk işareti olan 'Hürrem Sultan' o kentten bu kente turnesine devam ede dursun, ressam fırçasını eline almış, izleyicisine tarihin içinden başka öyküler anlatmanın peşine düşmüş... Sergi vesilesiyle sorularımızı yanıtlayan Ertuğrul Ateş, üslubu için dönüm noktası olarak kabul ettiği bu süreci bizimle paylaştı.
İki yıl önce sahneye koyduğunuz 'Hürrem Sultan' gösterisinden bugüne, 'Harem' sergisine uzanan süreçten biraz söz eder misiniz?
Hürrem Sultan projesi benim için bir kilometre taşı oldu. Bir gün bir Broadway şovunda biz niye böyle şeyle yapamıyoruz diye düşündüm. Oysa çok basit çözümlerle çok enteresan hikâyeler anlatabiliriz ki bu hikâyeler bizde var. İlk baktığımda çok dramatik taraflarıyla Hürrem gibi bir periyod vardı. Kanuni gibi bütün dünyaya hükmeden bir sultan, aynı zamanda aklını neredeyse başından alan bir aşk yaşıyor. Sonra biz bu köleyi bir iktidar mücadelesinde görüyoruz başka bir kimlikle. Aynı köleyi anne olarak, aynı köleyi politikacı olarak görüyoruz. Osmanlı sarayındaki bu yapı anlatmaya değerdi. Malzeme güzeldi. Bu projeye de Hürrem Sultan'ın hayat hikâyesiyle başlama kararı aldık ve bunun için yola çıktık. Sonuçta Hürrem Sultan projesi benim geçmişime bakma isteği idi.
'Harem' de devamında geldi...
'Hürrem Sultan'la başlayan proje beni Osmanlı kültür mirasına yeniden bakmaya götürdü. 'Hürrem Sultan'da olup bitenlerin çoğu haremde olup bitiyordu. Bütün hepsi o kapalı mekânda geçiyordu. Bu durumun gizi ve çekiciliğini de artırıyordu bana sorarsanız. Bu sergi de Hürrem Sultan Projesi'nin başka bir halkası olarak, 'Harem' adı altında geliştirilmiş bir proje. Bu serginin hikâyesi biraz da 'Hürrem Sultan'la bağlantılı. O dönemin bende yarattığı bir çıkış noktasının birinci halkası diyebilirim. Bir sanatçının hayatında birtakım dönüm noktaları vardır; bazı tesadüfler, bazı işler, bir takım gelişmeler sizi alır bir yerden başka bir yerlere taşır ve orada size ait, sizin görmeniz gereken birtakım malzemelere ulaşırsınız. Bu da benim meslek hayatımda bir kilometre taşıydı. Artık bundan sonraki çalışmalarım giderek derinleşen, arayan, geçmişe gidip bir kere daha bugüne bakmayı amaçlayan projeler olacak. Oradaki bana uygun malzemeleri çıkarıp resmimde ve sanatımda başka temeller, başka platformlar oluşturabilmenin arayışı içerisindeyim.
Bu arayışın dışarıdan bakmakla, yurtdışında yaşıyor olmanızla ilgisi olduğunu söyleyebilir miyiz?
Sadece New York'ta yaşamadım, iki yıl da Londra'da yaşadım. Hayatımın 19 yılı yurtdışında geçti ve ben ilk türküleri sevmeyi Londra'da öğrendim; türküleri anlamayı da New York'ta... Birincisi Batı'yı iyi tanıyorsunuz, orada yapılan işlerin bizzat içinde oluyorsunuz ve orada bu işin nasıl bir endüstri olduğunu anlıyorsunuz. Sonra size o endüstrinin dişlilerinden biri olup olmama sorusu geliyor. O dişlilerden biri olabilmeniz için sizden size ait bir şey bekliyorlar. Batı kendisini taklit eden değil, kendisine katkıda bulunan bir bakış açısı istiyor. Bir eserin özgün olabilmesi için köklerinin de kendisine ait olması gerektiğini düşünüyorum. Önce kendimizi tanımamız gerekiyor. Ben kendimi bir Anadolulu sanatçı olarak anlıyor ve kavrıyorum... İşte bu bağlamda önce Hürrem Sultan projesi geldi, arkasından bu sergi... Bu benim kariyerim için köşe taşı ve giderek derinleşerek, zenginleşerek devam edecek.
Ertuğrul Ateş'in 'Harem' başlıklı sergileri 30 Kasım'a kadar sürecek.
Galeri Artist Tel: 0212 227 68 52, Garaj Of Art Tel: 0212 351 16 04