'Gelenekle hesaplaşmak hâlâ tabu'

'Gelenekle hesaplaşmak hâlâ tabu'
'Gelenekle hesaplaşmak hâlâ tabu'

Levent Çalıkoğlu, ?Bu konuda ilk defa bu çapta bir sergi yapılıyor? dedi. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Çok tartışılan 'Gelenekten Çağdaşa' sergisinin küratörü Levent Çalıkoğlu, 'Bu kadar konuşulduğuna göre çok önemli bir damarı harekete geçirdik' diyor. Çalıkoğlu'na göre: 'Eleştirileri kabullenmek mümkün değil'
Haber: DİLAY YALÇIN / Arşivi

İSTANBUL  - Herşey Zeynep Sayın’ın bu sayfalarda yayınlanan ‘Tarih istismar ediliyor’ başlıklı yazısıyla başladı. 17 Şubat’ta İstanbul Modern’de açılan ‘Gelenekten Çağdaşa’ sergisini “tarihle gerçek anlamda hiçbir ilişki kurmamakla” ve “iktidar zırhı giymekle” eleştiren Sayın’ın yazısı sanat çevrelerinde epey ses getirdi. Esas ses getiren Gelenekten Çağdaşa sergisiydi ve sergiyle ilgili tartışma gittikçe hararetlendi Sabah gazetesinde Hasan Bülent Kahraman sergiyi sadece Osmanlı dönemiyle ilişki kurduğu Yeni Şafak’ta Ömer Lekesiz ise ‘kitch’ olduğu için eleştirdi. Bu arada Ayşegül Sönmez’in yine Radikal’de yayımlanan Mithat Şen söyleşisini de anmak gerek. Şen, sergiyi hazırlayanları ‘marketi korumak’la suçluyordu. Bütün bu eleştirilere serginin küratörü Levent Çalıkoğlu ne diyor? Teybimizi ona uzattık.
Serginin çağdaş sanatın gelenekle ilişkisini sergilemekten ziyade bir tür ‘yeni Osmanlıcılık’ yaptığı, AKP’nin entelektüel iklimine uygun bir konsept üretildiği eleştirilerin en yoğun noktalarından biri. İsterseniz konuşmaya buradan başlayalım.
Önce sergiyi tarif edeyim. Çünkü bu sorunun cevabı burada var. Bu sergi merkezinde dokuz sanatçının yer aldığı, karşılaştırma zemini üstünde, geleneğe ait düşünce ve üretim biçimlerinin modern sanata nasıl aktarıldığını, çağdaş sanat tarafından nasıl dönüştürüldüğünü gösteriyor. Bir öneri olarak. Öncelikle aslında bir bellek sorunu tartışıyoruz.
Sanat yapıtlarıyla bellek ilişkisini aralayarak, 1950 sonrasına neyin sızdığını, neyin kesintiye uğradığını, neyin sanatsal bir dile dönüştüğünü göstermek istiyoruz. Sanatçıların dokuzu da birbirinden ayrı referanslarla geleneğe bakıyor. Bu sanatçıları bir araya getirmekteki amacımız da şuydu; bu konuya tek bir bakış hattı üzerinden yaklaşılamayacağını göstermek. Dolayısıyla böyle birşeyi kabullenmek mümkün değil. Çok yavan bir okumayla bir vav harfi üzerinden tartışmayı Osmanlı’ya ve islami düşünceye indirgemek basit bir çözümleme. Bu sergide en az konuşulan konu sanatçılar. Herkes söyleme bakıyor. Ama sanatçıların neler yaptığını izliyorsak gerçekten, ortaya bir sürü başka şey çıkıyor.
Bunu biraz açar mısınız?
Bu dokuz sanatçı hem geleneğe hem de birbirlerine karşı farklı eğilimler sergiliyorlar. Ergin İnan, Bizans’la İslam, inançla varoluş sistemleri arasında bir sentez arayışındaysa, İnci Eviner bunun tam tersini yapıp tamamen kültürel bilgiyi yönsüzleştiriyor. Erol Akyavaş minyatürlerden nasıl bir imge oluşturulabileceğini gösterirken, Bedri Rahmi tersini yapıyor Anadolu kültürünü bir kök olarak görüyor. İsmet Doğan Cumhuriyetin bir ikon olarak Atatürk’ün gelenekle olan ilişkisini ve kutsallığını sorguluyor. Selma Gürbüz tam tersini yapıyor, saray dışı halk motiflerinin kültürel bellekteki izini sürüyor. İslami düşünceyle hiçbir yakınlığı olmayan bir iştir bu. Ekrem Yalçındağ dekoratif olanı sorunsallaştıran ve süslemenin şimdiki zamandaki olasılıklarını aralayan bir duvar resmi yaptı. Mesela Murat Morova, Bektaşi geleneği ile ilgili bütün verileri sosyokültürel olarak benimsemiş bir sanatçı. Öbür taraftan doğu  batı geleneklerindeki benzerlikler ve farklılıklar üzerine konsantre olan bir sanatçı var, Balkan Naci. Bu sergide dokuz sanatçının da birbiriyle konuştukları ortaklıklar var.
Fikir nasıl ortaya çıktı peki?
‘Bir bellek sorunu olarak geleneği nasıl yaşıyoruz?’ bu o kadar büyük bir damar ki sadece bu konu üzerinde düşünmek bile bu kuruma, bana, bu sanatçılara ait değil... ikiyüz yıldır bu coğrafyanın ana sorunu. Dolayısıyla bunun içinden bir yol almak ve bir öneri sunmak... temel yaklaşım buydu. Çok konuşulan bir fikir ama bu çapta bir sergiyle daha önce sunulmuş değil. Belki de büyük eleştiri buradan doğuyor.
Bir yandan da iyi değil mi eleştirilmesi?
Ben iyi olduğunu düşünüyorum. Çok iyi. Ama yeter ki bu konuda o dilsel şiddeti sürdürmeyelim. Bir eleştiri hem hatalarınıza dair hem de bu fikrin, bundan sonra nasıl çalışabileceğine dair bir öneridir. Ben çok önemli bir sergi yaptığımızı düşünüyorum. Bu kadar konuşulduğuna göre çok önemli bir damarı harekete geçirdiğini düşünüyorum.
Neden bu kadar tartışıldı sizce?
Bir kere ne kadar önemli bir konu ve soruna işaret ettiğimiz ortada. Görünen o ki gelenekle hesaplaşmak hala bir tabu. Sergiyle ilgisi olmayan o kadar yanlış bilgi aktarılıyor ki, sergiyi görmemiş bir sanatçıyla röportaj yapılıyor.
Ne gibi yanlış bilgiler?
1980 sonrasına odaklanıldığıyla ilgili bir eleştiri var, Ayşegül Sönmez ve Mithat Şen röportajında. Sergide böyle bir bilgi yok. Daha da ironiği bu sergide Bedri Rahmi ve Akyavaş var. Zaten onlar 1980’den önceki süreci temsil ediyor. Daha da önemlisi bu sergide hiçbir tarih vurgusu yok. Tamamen tarihin tarihsizliğini vurgulayıp belleğin tarihe hapsedilemeyeceğini göstermek istiyor.
Şunu da belirtmek istiyorum, sanat tarihçiler, felsefeciler için bu konu çok ilginç olabilir ama benim işim kitaptaki bilgiyi doğrulamak değil. Öncelikli amacım bu işleri sunmak, tartışmak ve bir yere ulaşmak. Dolayısıyla bir argümanınız olmalı bir eleştiride. Bu argümanı sunduğunuz zaman, hangi sanatçılarla bunu nasıl yapacaksınız, açıklamanız lazım. Yoksa “Bir iki isim dışında” gibi kaçamak söz söylemek bu sergide olan ve olmayan sanatçılara yapılmış en büyük haksızlıktır.
Peki 2010’un fonundan yararlanmak için serginin alelacele kotarıldığı eleştirisine ne diyorsunuz?
Böyle birşey olamaz. Biz bu projeyi yapacağımızı 2009 yılında duyurduk. Bu sergi programlanırken 2010’la hiçbir alakası yoktu. Bu çapta bu büyüklükteki sergiler özellikle de yaşayan sanatçılarla iki üç ayda ortaya çıkmıyor. Sergi yapan herkes bilir, bir müze ya da galeri bir yıl, bir buçuk yıl önce programlanır.
2010 Görsel Sanatlar direktörü olarak Beral Madra’nın projeyi onaylamadığı ama projenin doğrudan yürütme kurulunca onaylandığı da söyleniyor...
Bu konuda yorumda bulunamam. Sonuçta bu proje 2010 tarafından desteklenmiştir, hiçbir şey diyemem. Ben 2010’la iş yapıyorum. Biz sergilerimizi ‘Beral Madra işbirliğiyle yaptık’ demiyoruz, ‘2010 işbirliğiyle yaptık’ diyoruz. Onların kendi iç yapılarında bu işi nasıl tarif ettiklerini o kuruma sormak lazım.
Neden dokuz sanatçı var sergide?
Bu bir antoloji değil. Bu merkezinde dokuz sanatçının yer aldığı bir okuma. 20 -25 sanatçıdan birer iş toplayarak bir sergi kurmaya hem ben çok inanmıyorum hem de böyle bir pazar yeri oluşturulmasına sıcak bakmıyorum. Önemli olan davet ettiğimiz sanatçıların bu düşünceye nasıl cevap verdiğini gösteren bir sergi kurmak.
Sergideki objeler de eleştiriliyor...
Tesadüf eseri yerleşmiyor bu objeler. O işaretlerin açık ve örtülü tarafları var. Hepsi ağırlıklı olarak sanatçıların kendi koleksiyonlarından geldi. Müze değil, ev koşullarında yaşayan objeler onlar. Sanatçıları bu objelerle etkileşim halindeler. İlk defa bu sergi bunu samimiyetle gösteriyor ve sanatçılar da bunu kabul ediyor. Sanatçıların bu duruma karşı ne düşündüklerini hiçkimse tartışmıyor. Bu sanatçıların en genci 50 yaşında, gelenekle olan ilişkilerini bir yaşam biçimine de dönüştürmüşler. Serginin bir araya gelme sürecinde de bu objelerin anlamlarını çok iyi kavradılar.