George Clooney'i sinirlendiren soru!

George Clooney'i sinirlendiren soru!
George Clooney'i sinirlendiren soru!
Savaştan kaçan sığınmacılar 66. Berlin Film Festivali'nin de gündeminde. İnsan hakları konusundaki aktivizmiyle bilinen George Clooney, "Bu konuda somut ne yapıyorsunuz, anlatsanız" diyen yabancı bir gazeteciyi "Benim ne yaptığım ortada, peki siz ne yapıyorunuz?" sözleriyle payladı. Bu yıl Altın Ayı yarışını açan ve Arap Baharı'nın belki de görece tek başarılı ülkesi Tunus'tan son derece kişisel bir öykü anlatan 'Hedi' anında ödül için adayımız olurken Kuzey Afrika'dan kaçanların sığındıkları bir Sicilya adasındaki yaşamı belgeleyen 'Denizdeki Ateş/Fuocumoammarre' ortalığı epey hareketlendirdi.
Haber: ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR - esin.sinema@gmail.com   / Arşivi

BERLİN/ RADİKAL - Politik kimliğiyle de tanınan Berlinale’nin ilk günlerinde savaş ve çatışmalarla tarumar olan insanlık hallerini izleyince sanırım George Clooney gibi ünlülere de gidişatı sormak kaçınımaz oluyor. Gelgelelim en keskin ve açık yorumlar dön dolaş filmlerden geliyor ve Altın Ayı yarışını hareketlendiren filmlerden ‘Denizdeki Ateş/ Fuocumoammarre’, Kuzey Afrika’dan kaçanların sığındıkları bir Sicilya adasındaki yaşamı belgeliyor. Üstelik filmin İtalyan yönetmeni Gianfranco Rosi de hayli kalabalık olan basın toplantısında sözünü esirgemiyor ve “Şu anda dünyanın dört bir yanından savrulan insanların, sığınmacıların trajedisinden hepimiz sorumluyuz” diyor ve bunun belki de Yahudi soykırırmından sonra Avrupa’daki en büyük yıkım olduğunu söylüyor.

Milyona yakın sığınmacıya karşı hala bir yerleşim politikası oluşturma sıkıntısındaki Almanya’nın sorunları malum pek büyük. Oysa havalar mevsim normallerinin üzerinde hem de bol güneşli olunca 66. Berlin Film Festivali, nam-ı diğer Berlinale de herkese göre sanki daha bir hafif ruhla başladı. Nitekim aldanmamak gerek; hem güneşe rağmen kentin meşhur ısırgan soğuğu hissediliyor hem de terör eylemlerine karşı alınan güvenlik önlemleriyle sayıları artırılan polislerin varlığı... Yine de geçtiğimiz perşembe günü gerçekleşen açılış gecesinde kendilerini epeyce gösteren güvenlik güçlerinin görünürlükleri sanki biraz azaldı. Sinema kapılarının önündeki bagel (Alman simidi) satıcılarının sayısında artış olup olmadığı esprileri gergin gazetecileri rahatlatırken şahsen bu sabah sarı fosforlu polis yeleğiyle sivil araba kullanan güvenlik güçlerini ilk kez gördüm. Terör alarmı bir yana Avrupa’nın batı cenahının şu günlerde tartışma yaratan mülteci politikası sayıları dört bine yaklaşan eleştirmen ve gazetecilerin normalde birincil muhabbet konusu değil ama George Clooney gibi insan hakları mevzusunda iddialı isimlere gelince elbette iş değişiyor.

Festivalin açılış filmi olan ‘Hail, Ceaser!’ın (Yüce Sezar) basın toplantısında da filmin başrol oyuncularından Clooney, dön dolaş mülteci sorunlarını gündeme getiren basının karşısında önce hararetli ve ümitliydi derken Darfur gibi yıllardır çalıştığı barış elçiliğinde bile başarısız oluşunun üstü örtülü itirafıyla hüzne daldı, en sonunda “Bu konuda somut ne yapıyorsunuz, anlatsanız” diyen yabancı bir gazeteciyi “Benim ne yaptığım ortada, peki siz ne yapıyorunuz?” sözleriyle payladı. Ama Almanya Başbakanı Angela Merkel’in yanı sıra mültecilerle de görüşecek ve ne yapabilirim diye ayrıca soracakmış, öyle söyledi.
George Clooney, Berlin'de Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Suriyeli bir mülteci aileyle buluştu.

Almanya son bir yılda çoğu savaşla parçalanan Suriye’den kaçan sığınmacıyla başetmeye çalılırken George Clooney’ye Oscar kazandığı ‘Sriyana’ (2005) filminin devamı çekilecek mi, sorusu gecikmedi. Derin düşüncelere dalan ünlü aktör adeta filmi değil ülkenin durumunu kasdediyormuş gibi “İyi bir senaryo yazılması gerek, ancak kolay değil” dedi. Politika konuşmaktan hiç hazetmeyen ‘Hail, Ceaser’ın ünlü yönetmenleri Coen kardeşler dahi bu kez konuya çekimser kalmadılar ve geçen yıl jüri başkanı olduklarında Cannes’da büyük ödül Altın Palmiye kazanan Fransız mülteci draması ‘Dheepan’ı gururla hatırlattılar.

Bu yıl Altın Ayı yarışını açan ve Arap Baharı’nın belki de görece tek başarılı ülkesi Tunus’tan son derece kişisel bir öykü anlatan ‘Hedi’ anında ödül için adayımız olurken sakince gözlemlediği belgeselleriyle öne çıkan İtalyan Gianfranco Rosi’nin ‘Denizdeki Ateş/Fuocumoammarre’ filmi ortalığı epey hareketlendirdi. Savaş ve çatışmalarla dağılan Kuzey Afrika ülkelerinden kaçanların sığındıkları Lampedusa adlı küçük bir Sicilya adasındaki yaşamı daha çok 12 yaşındaki bir erkek çocuğun peşine düşerek anlatan belgeselin yönetmeni Rosi, hayli kalabalık olan basın toplantısında sözünü esirgemedi ve “Şu anda dünyanın dört bir yanından savrulan insanların, sığınmacıların trajedisinden hepimiz sorumluyuz. Belki de bu Yahudi soykırımından sonra Avrupa’nın gördüğü en büyük yıkımdır” dedi.
Altın Ayı için yarışan Tunus filmi 'Hedi' ekibi bir arada...

Rosi karaya ulaşan sığınmacıların sevinçlerini, teknede kaybettikleri aile üyelerinin ardından yaşadıkları üzüntüyü, sonrasındaki beklemenin getirdiği sıkıntıyı futbol maçlarıyla atlatmaya çalışmaları gibi sayısız anları sakince kaydetmiş. Bir mültecinin dediği gibi Nijerya’daki savaştan kaçarken çölde ölen, derken Libya’da hapishanelere atılan oradan da teknelerdeki insanlık dışı koşullarla denizi aşarak ilk Avrupa karası olan bu küçük adaya ulaşmanın bedeli çok ağır. Ada doktoru Pierro Bartolo’nun filmde de söylediği gibi “Gemilerde ölenlerin durumu insanlık dışı. Artık kabuslardan kurtulamıyorum.” Rosi de binlercesinin başarmasına karşılık yine binlercesinin yollarda can verdiğinin hatırlanması gerektiğini vurguladı.
Gianfranco Rosi, Denizdeki Ateş'in küçük oyuncusuyla...

“Adadaki balıkçı köyünün sakinleri aracılığıyla hepimizin gözleri önünde gerçekleşen bir trajediyi anlatmak istedim. Lar kendi hallerinde, olabildiğince yaşayan insanlar ve binlerce kilometre uzaktan kaçan insanlara ellerinden geldikçe yardımcı olmaya çalışıyorlar. Ama sığınmacıların yaşadığı acılar hepimizin acısı! Gözümüzü kapatamayız, başımızı çeviremeyiz” diyen Rosi belgeseli çekmek içn aylarca adada yaşamış...