Gerçeğin aydınlık yüzü

Adını hiç duymamıştık, onu tanımıyorduk. Ama geçen yılki Avrupa Film Festivali'nde bir filmini gördük ve derhal daha önceki filmlerinin kasetlerini talep ettik.
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

İSTANBUL - Adını hiç duymamıştık, onu tanımıyorduk. Ama geçen yılki Avrupa Film Festivali'nde bir filmini gördük ve derhal daha önceki filmlerinin kasetlerini talep ettik. Fred Kelemen, 5. Uluslararası Çevre Filmleri Festivali'ne Uluslararası Jüri üyesi sıfatıyla gelirken, Ankara'ya gönderilmek üzere diğer iki filminin kasetini
de yanında getirdi. Bursa'da görüp çarpıldığımız filmi 'Alacakaranlık' (Abendland, 1999) ise, festivalin 'Kentlerin Doğası' bölümünde gösteriliyor. Belirsiz bir kentte aşklarında kritik bir noktaya gelmiş iki kişinin hikâyesini anlatan filmin son gösterimi, bu akşam Beyoğlu Beyoğlu Sineması'nda.
Tutarlı bir yönetmen
Yönetmenin diğer iki filmi 'Verhaengnis' (Fate, 1994) ile 'Frost'u (1997) da görmüş biri sıfatıyla, onun fevkalade tutarlı bir yönetmen olduğunu söyleyebilirim. Bu filmler bir üçleme oluşturmuyor gerçi ama, bakış açısı ve sinema dili açısından bütünlüğe sahip oldukları kesin. Kelemen, uzun planları, umutlarını yitirmiş görünen insanların dolaştığı kapalı-açık mekânları seviyor. Buna karşılık, filmleri karanlık ya da kasvetliden çok, gerçekçi. "Bunlar hayatta karşılaştığımız şeyler. Filmlerim karanlık değil, ben de kötümser değilim. Kötümser insan film yapamaz zaten. Şartlar o kadar kötü ki, film yapmayı düşünmek için bile insanın iyimser olması gerek."
Umut ise, insanları pasifliğe itiyor. İyi bir şeyler olacağını bekliyorsunuz ve bu arada hiçbir şey yapmıyorsunuz. Oysa umut yerine bir bakışı, görüşü olan kişi, yapmak istediği şeyi gerçekleştirmek için mücadele eder. Kelemen, kusursuzluğu da sevmiyor. Ona göre kusursuzluk, dünyada var olmayan bir şey. Uyumda bile kusursuzluk yok, çünkü uyum iyi olanla kötü olanın dengesi demek. "Kime göre kusursuz? Kusursuz bir vatandaş nasıl bir şey, kimin istediği gibi kusursuz? Bir
umut miti gibi, bir kusursuzluk miti de var. Bu mitler benim aklıma baskıcı rejimleri getiriyor. Onların yaratmaya çalıştığı da yapay, robot gibi bir kusursuzluk."
Çeşitli uluslararası festivallerde retrospektifleri düzenlenen, ödüller alan Fred Kelemen, gerçek bir 'auteur'.
'Alacakaranlık'ın yönetmeni, senaristi, görüntü yönetmeni o. Zaten daha önce de Bela Tarr, Hector Faver gibi yönetmenlerle görüntü yönetmeni ve kameraman olarak çalışmış.
Oyuncuların söz hakkı var
Üç filminde de yakaladığı görsel şiiri kamerasına hakimiyetine, biraz da her seferinde yakaladığı atmosfere borçlu olsa gerek. Filmlerinin kurgusuna da katılıyor. Buna karşılık, oyuncularına söz hakkı veren, filmin ritmini ve sözlerini oluşturmak için onlarla birlikte çalışan bir yönetmen.
"Diyalog yazmam, senaryolarımda diyalog yoktur. Bazı yerlerde karakterlerin ne hakkında konuştuğu yazılıdır, ama ne konuştukları yazılı değildir. Bunu oyuncularla geliştiririm. Hatta, tanımadığım oyuncular varsa, onlara göre senaryoyu değiştiririm de. Çünkü oyuncuların film
üzerinde büyük etkisi vardır. Prova yapmayız ama, birlikte oturup konuşuruz, doğaçlama yaparız. Filmin ritmini yakalarlar. Çekim sırasında senaryoyu değiştirmekten de çekinmem. Yazılı olandan daha iyisini bulunca değiştirmemek, aptallık olur."
Şu anda dördüncü filminin senaryosu üzerinde çalışan yönetmenin üç filmi de bize, kabulü biraz zor olan hayat biçimleri ve karakterler
sunuyor. Ama bunlara kabus demek yanlış olur.
Onun gösterdiği, herkesin varolduğunu bildiği
ama inkâr etmeyi tercih ettiği uçurum. Gerçekliğin aydınlık yüzlü sorgulayıcısı Fred Kelemen, korkmaktan korkmayanlar için uçurumun içine bakıyor ve bu hiçlikte bağıra basacak, hiç değilse hakkında bir şeyler anlatacak bir şeyler buluyor. Perdeyi kaplayan duygusal peyzajları yaratan pervasızca gerçekçi hikâyeler...